Neler yeni

Kutsala duyulan korku

Celebhol

Yeni üye
Katılım
17 Eyl 2016
Mesajlar
87
Puanları
0
Web sitesi
www.komedyadunya.blogspot.com
İnanmamakta özgürsünüz tabii ki amaç zaten kimseyi zorla inançlı yapmak değildir kaldı ki daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi içten gelmeyen bir inancın kimseye faydası yoktur.

Ajdar örneğinizi ilginç buldum çünkü "5 milyar yıl Ajdar dinletmek" sureti ile verilen ceza öte alemde varlığa arınma yönünde bir katkı sunmayacaktır. Dini cezaların amacı varlığın ölüm sonrası öte aleme aktaracağı yükü azaltmak ve tekamülde ilerlemesini sağlamaktır. Bu bazı varlıklar için ancak zorlamalarla mümkün olabiliyor ne yazık ki...Öte aleme geçen ruhsal parçadır beden bu tarafta kalır, toprak olur. Ruhsal parçamız ise dünya yaşamında edindiği yüklerle öte tarafa geçince maalesef yukarı doğru ilerleyemez önce o yükten arınması gerekir. Bu da cehennem sembolüdür yani Kur'an'da bahsi geçen "herkes cehennemden geçecek" sözü bu durumu ifade eder. Ruhsal parçanız ağır yüklerinden arınmak zorundadır bu da cehennem ateşi sembolüdür yani bu arınma sürecinin kısalığı ve hızı, Allah'ın cezası değil varlığın dünya yaşamında yaptıklarının sonucudur. Ne kadar iyi adım atarsak o kadar az yükle öte aleme geçer ve hızla yükselir, cehennem azabına mağruz kalmaz veya çok hızlı geçeriz. Vicdanı ile başbaşa kalır ruhsal parça o süreçte ve yaptıklarının hesabını kendi vicdan muhasebesinde süzgeçten geçirir. Neleri yanlış yaptığını idrak eder ve mesela kul hakkı ile gitmişse o hakkın sahibi ile orada hesaplaşmak zorundadır ve o varlık orada değil dünyada ise o hesaplaşma gerçekleşene kadar orada bekleyecektir, bu sebeple kul hakkı ile gelmeyin denmiştir çünkü orada uzunca beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Bu anlattıklarım tümüyle sırlı bilgilerdir ve bugün Ezoterizm, Parapsikoloji, Mitoloji, Tasavvuf v.b. konularda araştırma yapmayan birisi bu bilgilere ulaşamaz ve dinlerin koyduğu yasakların aslında ruhun yolculuğunda kolaylık sağlamak için olduğunu idrak edemez. Namaz ve oruç insana öte tarafta tüy gibi yükselme şansı sağlayabilir fakat tek namaz-oruç yetmez dünyada da iyi işler yapmak mesela yalan söylememek, çalmamak, kırmamak v.s. gereklidir.

Bazı ayetler o günün şartları için bazıları ise tüm zamanlar içindir. Kur'an'ın korkutucu yönü gibi görünen ayetler ve ifadeler aslında öte alemde yaşanacak süreci kolaylaştırmak içindir.

Kötülük bu dünyaya özgüdür, öte alemde kötülük algısı yoktur çünkü dünyadaki bilincimiz ile algıladığımız bir durumdur. Bunlar çok anlatılması zor şeyler yani tüm bunları kişiler kendileri detaylı okuyup, öğrenmelidir ki içselleştirebilsin. Herkesin tekamül seviyesi aynı değil bu çok büyük farklılıklar yaratıyor. Bu seviye yükseldikçe idrak de genişleyecek ve anlaşılamaz olanlar ortaya çıkacaktır. Tüm insanlığın seviyesi yükselmeden de çok büyük atılımlar beklemeyin çünkü çoğu insan dünyaya kapılmış durumda, öte alem asla akıllarına bile gelmiyor. Bu sebeple her birey kendi yaşamına sahip çıkmak zorundadır.

Korku bilgisizlikten gelir, bilgi arttıkça korku yerini anlayışa bırakır. Ölüm kaçınılmaz ve bu dünyada yapacaklarımız, kalan her saniyemiz bir fırsat fakat işi yokuşa sürmeyi seçen de var kolayca ilerleyen de. İşte tüm bunlar hayat planı ve tekamül seviyesi ile alakalı olduğu için "dinde zorlama" yoktur, denmiştir. Din size yolu gösterir, anlar veya anlamazsınız bu sizin seçiminizdir fakat inatla kapalı yolu gitmek istiyorsa birileri sonucuna katlanmayı da bilmelidir.
Öncelikle bir yanlış anlamayı düzelteyim, konuyu açan arkadaşı siz zannediyordum fakat başka birisiymiş. Bu yüzden, "soru cevaplama" ile alakalı dediklerimden dolayı kusura bakmayın. Ajdar örneği ise sadece bir şakaydı.

Parapsikoloji vb. alanlarla ilgili sorunum, olağanüstü iddialarda bulunmaları fakat bu iddiaların gerektirdiği olağanüstü kanıtlar konusunda başarısız olmaları. Ya da, aksi veya kendisi kanıtlanamaz iddialar öne sürmeleri, ki bu, iddianın doğruluğunu tamamen test edilemez kılıyor. Russell'ın çaydanlığı örneği bunun neden bir mantıksal yanıltma olduğunu güzel açıklıyor. Bu sebeplerden dolayı, bu tarz alanların sunduğu açıklamalar yerine, söz konusu din(ler)in o zamanki insanlar tarafından ortaya atıldığı açıklaması çok daha akla yatkın geliyor. Yazılanlar, o dönemki ve kültürdeki bir insanın diyeceği, düşüneceği, hissedeceği şeylerle tamamen uygun durumda; yani bu açıklama, kanıtlar açısından yeterli.

Benim dediklerim, "sırlı bilgiler" gibi gizemli bir doğaya sahip ya da sadece belli aydınlığa ulaşmış kişilerin anlayabileceği şeyler değil. Savunduğum şu; iddialar, yeterli kanıtlar sunmalıdır ve kanıt-iddia ilişkisi, herhangi bir insan tarafından test edilebilir.
 

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
5,138
Puanları
63
Yaş
41
Öncelikle bir yanlış anlamayı düzelteyim, konuyu açan arkadaşı siz zannediyordum fakat başka birisiymiş. Bu yüzden, "soru cevaplama" ile alakalı dediklerimden dolayı kusura bakmayın. Ajdar örneği ise sadece bir şakaydı.

Parapsikoloji vb. alanlarla ilgili sorunum, olağanüstü iddialarda bulunmaları fakat bu iddiaların gerektirdiği olağanüstü kanıtlar konusunda başarısız olmaları. Ya da, aksi veya kendisi kanıtlanamaz iddialar öne sürmeleri, ki bu, iddianın doğruluğunu tamamen test edilemez kılıyor. Russell'ın çaydanlığı örneği bunun neden bir mantıksal yanıltma olduğunu güzel açıklıyor. Bu sebeplerden dolayı, bu tarz alanların sunduğu açıklamalar yerine, söz konusu din(ler)in o zamanki insanlar tarafından ortaya atıldığı açıklaması çok daha akla yatkın geliyor. Yazılanlar, o dönemki ve kültürdeki bir insanın diyeceği, düşüneceği, hissedeceği şeylerle tamamen uygun durumda; yani bu açıklama, kanıtlar açısından yeterli.

Benim dediklerim, "sırlı bilgiler" gibi gizemli bir doğaya sahip ya da sadece belli aydınlığa ulaşmış kişilerin anlayabileceği şeyler değil. Savunduğum şu; iddialar, yeterli kanıtlar sunmalıdır ve kanıt-iddia ilişkisi, herhangi bir insan tarafından test edilebilir.
Sorun değil konuyu açan kişiye yazıldığını fark ettim.
Kanıt var da ülkemizde bu araştırmalar yetersiz kaldığı için maalesef yol kat edemiyoruz. Zaman bir çok soruya cevap bulma imkanı verecektir, bekleyip göreceğiz.
 

true blue

Aktif üye
Katılım
13 Ocak 2015
Mesajlar
520
Puanları
28
Yaş
30
Konum
Ankara
Tecavüzlerin -sadece kadınlara demiyorum bakın erkekler ile ilgili de haberler çıkıyor- ve savaşların bolca olduğu bu sistemi kuranlara ve bu sistemi kuranların cemaatinden olan hiçbir güç benim için kutsal değildir, ateşten başka hiçbir şeyden korkmuyorum. Sen ona posta koyarsan posta yemeyi kabul edeceksin diyenlerde en az Tanrı kadar vicdansız ve zalimdir. Asıl suçlu ve okkalı cezayı çekmesi gereken tecavüzlerin işleneceği bir sistem kurup bu tecavüzlere önceden göz yumandır, benim vicdanım ahlakım bunu söyler o kadar. Cennetlerini de istemiyorum, sonuna kadar muhalifim



 

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
Son olarak; Muhyiddin İbn-ı Arabi bu konuda çok net konuşmuştur.

"Din iki türlüdür. Biri Allah katında Allah'ın bildirdiği kimse ile o kimsenin bildirdiği kimseler nazarında malum olan, öteki de halk nazarında bilinen dindir."

Ku'ran'da yer alan elif, lam, mim, ya-sin,ta-ha gibi ifadeler de bu örtülü anlatımı destekler.

Tekamül seviyesi yükseldikçe idrak de artacağı için belli ölçüde gizlilik de ortadan kalkacaktır.
Yapma Dijital :) tasavvufcu bu adam ne diyecekti başka, bu iddia makamının delili dini bağlamaz.



Savunduğum şu; iddialar, yeterli kanıtlar sunmalıdır ve kanıt-iddia ilişkisi, herhangi bir insan tarafından test edilebilir.
Eğer yeterli kanıt olursa bu dünyada iman varolamaz. bunu kabul ediyorum. ancak buna rağmen dinlere inanmıyorum. sonsuzluktan ebediyetten bahseden dinler elbette rasyonel temele oturtulamazlar ancak genede bu kadar absürtlük içermeleri kabul edilemez. kierkegaard bunun çözümünü fideizmde bulmuştur. aklı din alanından kovmuştur. ancak aklı kovuşunu çok güzel temellendirmiştir. eğer müslüman olsaydı aklı bu kadar kovmazdı çünkü islam hristiyanlık kadar hiçbir şekilde savunulamaz dogmalar içermiyor. ancak kierkegaard amerikada doğup manituya inansaydı aynı onuda hristiyanlığı savunduğu gibi savunurdu sanırım. tamam güzel savunuyorsun kier abide bu savunman manitu içinde geçerli :)



Tecavüzlerin -sadece kadınlara demiyorum bakın erkekler ile ilgili de haberler çıkıyor- ve savaşların bolca olduğu bu sistemi kuranlara ve bu sistemi kuranların cemaatinden olan hiçbir güç benim için kutsal değildir, ateşten başka hiçbir şeyden korkmuyorum. Sen ona posta koyarsan posta yemeyi kabul edeceksin diyenlerde en az Tanrı kadar vicdansız ve zalimdir. Asıl suçlu ve okkalı cezayı çekmesi gereken tecavüzlerin işleneceği bir sistem kurup bu tecavüzlere önceden göz yumandır, benim vicdanım ahlakım bunu söyler o kadar. Cennetlerini de istemiyorum, sonuna kadar muhalifim



bir çok yönden kabul. ancak yaklaşım biraz sert geldi bana genede :)
 

M3CSL

Üye
Katılım
30 Ağu 2016
Mesajlar
246
Puanları
18
Dijital;

Ben herşeyin temeline bakarım üstüne kurulan gökdelenlere değil.

basit ve sade düşünmek marifettir bana göre. soruma cevap veremiyorsun işte. tasavvuf ayetleri yorumlama yetkisini nerden alıyor?

şimdi sade mantıkla soruyorum; Allahın gönderdiği kitap değişmemiştir değiştirilemez son dindir. önermesi doğru ise bu kitabı anlamak için 2.ci el bilgilere (saydıgın şeyler) NEDEN muhtacım???

ve bu 2 ci el bilgilerin DEĞİŞTİRİLMEDİĞİ -DEĞİŞTİRLEMEYECEĞİ-GÜVENİLİR OLDUĞU iddian var mı?

tabiki yok. olamaz. ee öyleyse kimse masallarını Kurana atfetmesin..

Kierkegaard konusunda yaptığın yorum ne öle bea:) yollarımız ayrılmıştır çünkü ben artık vahye inanmıyorum ama o inanırdı..Tanrısallık inancında ise hala yollarımız çok ayrılmış deil.. aşkla ilgisi yok ancak duygusal sebepler var tabiki...benimsediğimiz fikirler çogu zaman duygusal temellidir..

---------- Mesajlar Birleştirildi at 17:34 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 17:22 ----------



Birşeyleri anlamamız neden bu kadar önemli dostum? bence hiçbir anlam burada çekilen acıları açıklamak için yeterli değil..

dediğin doğru diyelim kısa dünya hayatı arkasından tüm acılar geride kalacak ,unutulacak onarılacak ve cennete gireceğiz. ee tüm anlamlarıda unutacağız orada. sonsuz cennet tam bir çelişki. masala benziyor. bunları bize söyleyen Tanrının kendisi değil elçileri. insanlar yani ve bu inanılması istenen şeyler her türlü şüpheye açık. bide buna rağmen inanmayan kurumuş yapraklar gibi ufalanıp ateşe atılıyor. bu nası Tanrı bu nası gerçeklik dostum. iman-şüphe ilişkisi üzerine yıllarca kafa yordum. tabiki şüphe olacak ki iman (inanç) varolabilsin. ancak din öğretileri neresinden tutsak elimizde kalıyor,bu dünyada olanlar ve dünya bilgimizle örtüşmüyor yapacak bişi yok..
Sonsuz cennet Hepimiz aslında birer ruh enerji olduğumuza göre mantıksız değil.enerjinin korunumu ilkesi var sonuçta.Enerji vardı maddeye dünüştü, tekrar geri dönüşüm tersinir reaksiyon:)
 

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
Sonsuz cennet Hepimiz aslında birer ruh enerji olduğumuza göre mantıksız değil.enerjinin korunumu ilkesi var sonuçta.Enerji vardı maddeye dünüştü, tekrar geri dönüşüm tersinir reaksiyon:)
Umarım öyle olur, yok olma, hiçliğe karışma sevdalısı değilim :)

de bu cennetten bahseden öyle bir yerin olduğunu iddia eden dinler inanılacak gibi değil mesele orda . yoksa olsun cennet olsun. zaten dünya olmamalıydı. hep cennette kalmalıydık. bunu yapabilen bir Tanrı durduk yerde dur şunları bi deneyim bedava cennet yok diyerek bizi sınava sokmuştur. insandan ve iyilikten çok hemde daha çok önemsediği ''iman'' diye birşeyi varedebilmek için böyle bir düzen kurmuştur. imanı olmayanlar ateşe savrulacaktır cayır cayır yanacaktır ama yanlış anlaşılmasın bu tanrı aynı zamanda ultra mega süper merhametlidir..
 

Celebhol

Yeni üye
Katılım
17 Eyl 2016
Mesajlar
87
Puanları
0
Web sitesi
www.komedyadunya.blogspot.com
Eğer yeterli kanıt olursa bu dünyada iman varolamaz. bunu kabul ediyorum. ancak buna rağmen dinlere inanmıyorum. sonsuzluktan ebediyetten bahseden dinler elbette rasyonel temele oturtulamazlar ancak genede bu kadar absürtlük içermeleri kabul edilemez. kierkegaard bunun çözümünü fideizmde bulmuştur. aklı din alanından kovmuştur. ancak aklı kovuşunu çok güzel temellendirmiştir. eğer müslüman olsaydı aklı bu kadar kovmazdı çünkü islam hristiyanlık kadar hiçbir şekilde savunulamaz dogmalar içermiyor. ancak kierkegaard amerikada doğup manituya inansaydı aynı onuda hristiyanlığı savunduğu gibi savunurdu sanırım. tamam güzel savunuyorsun kier abide bu savunman manitu içinde geçerli :)
Kanıtların var olması açısından günümüzde pek bir sorun yok. Bilimsel birikimin artmasının böyle bir etkisi oldu. Bundan daha öte, insanların kanıtla düşünmekte ve doğru bilgiye ulaşmada bir sıkıntıları var. Örneğin, internetin bu kadar büyük olanaklar sağlamasına rağmen kötü şekilde oluşturulmuş, dezenformasyon ve misinformasyonlarla dolu olması ve çoğunluğun bunlara inanması. "Bilgi çağında" bile, doğru bilgiye ulaşmayı bilmiyor çoğunluk. Üretilen bilginin çoğu çöp.

Ancak, bütün bunlara rağmen -en azından kendi açımdan- inancı terk etmemi tamamen kanıtla düşünmeye bağlayamam. Duygusal olarak, İslam'ı terk etme sebebim onu çok vahşi bulmamdı. Bununla beraber, fideizm gibi bir düşünce şekli mantıklı gelmiyor çünkü inançta aklın olması şart; inancın yaptığı şey, evren, varlık ve yokluk hakkında bir açıklama sunmak. Bizim akıldan kastettiğimiz Descartes türü rasyonalizm ya da materyal düşünme şekli fakat bu, diğer düşünce şekillerinin kendi içinde bir mantığı içermediği anlamadığına gelmez. Daha da açalım.

Varsayımsal örnekler üstünden gidelim.

- Rasyonalizm "A, B'ye yol açar ve B de C sonucuna götürür. O zaman, A, C ile sonuçlanır," savını öne sürer. Ancak bunun materyal olarak test edilmesinde belirli bir protokol izlemez. Bu yüzden, kimi zaman bu çıkarımlar doğrudur, kimi zaman yanlıştır.

- Materyalizm "A, B'ye yol açıyor görünmektedir ve B durumu, C sonucuna götürmektedir. O zaman, A, C ile sonuçlanmaktadır," der ve kanıtsal olarak test eder. Bilimsel materyalizm ile test sonucu, aslında şöyle bir durumun ortaya çıktığı görülebilir; "A, B'ye yol açmaktadır fakat B, Z'nin ortamda varlığı olmadan C sonucuna yol açamamaktadır. O zaman, A, sadece Z varlığında, B aracılığı ile C sonucuna yol açmaktadır." Başka bir örnek verecek olursak, şöyle bir durum da çıkabilir; "A, B'ye yol açmamaktadır. A ile birlikte çalışan, başka bir bileşen olan X, B'ye yol açmaktadır. A ile X korele görüldüğü için, A'nın B'ye yol açtığı zannedilmiştir. Bu durumda, A, C ile sonuçlanamaz."

- Aklı dışladığı iddia edilen düşünme şekli "A, B'ye yol açmıştır çünkü Yaratıcı böyle istemiştir. Dolayısıyla, B'nin C'ye yol açması da onun isteğinin bir sonucudur," veya bunun türevi olan bir sav öne sürer. "Rasyonalist aklı" dışlamıştır, doğru, fakat kendi içinde bir mantık olduğu görülebilir. Diğer iki düşünce şekli gibi, burada da bir açıklama sunulmaktadır. Benim burada eleştirdiğim nokta ise, bu açıklamanın diğer ikisine, özellikle bilimsel materyalizme göre, yetersiz kalması. Yani, fideizm vb. düşünme şekilleri "aklı dışladığını" iddia ederek eleştiriden kaçamazlar çünkü eninde sonunda, gözlemlediğimiz veya var olduğunu düşündüğümüz fenomenlere dair açıklamalar sunmaktadırlar. Sadece, bu açıklamaları yetersiz kalmaktadır ve bu yüzden, gerçeğe ulaşmak açısından mantıklı değillerdir. Başka bir deyişle, önerdikleri mantık sistemi, gerçekliği yansıtmamakta ve / veya onu açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

Dinler, bu tarz eleştirileri çok aldıkları için, batıda zaman içinde iddia alanları -ve otoriteleri- iyice küçülmüştür. Özellikle Hristiyanlık, bilime alternatif bir açıklama sunmaktan öte, onun etki alanı dışında kalan konulara yoğunlaşmaya başlamıştır. Zaten, zaman içinde kilise tarafından Yerküre'nin düz olmadığının kabulü, evrenin merkezi olmadığının kabulü, Güneş sisteminin bile merkezinin olmadığı kabülü, yakın zamanda evrimin kabulü bunları göstermektedir. Yüz yıllar içinde, bu tarz üst üste yaşanılmış yanlışlıklar ve insanların zaman içinde, dinin bu konularda pek de yetkin olmadığını anlaması sonucu, şu anki duruma varılmıştır. Dinler bir takım iddialarda bulunmuş fakat sürekli olarak yanlışlıkları kanıtlanmıştır. Ardından iki davranış tipi görülmüştür a) Hristiyanlıkta olduğu gibi dinin etki alanının kısıtlılığının kabulü ve buna uygun bir strateji geliştirmek b) İslam'da olduğu gibi, "Bunu uzun süre boyunca inkar ettik fakat bu da aslında Kitap'ta yazıyordu, sadece anlamamışız," demek ve hala bu tarz konulardaki açıklamalar için Kitap'a başvurmaya devam etmek.

Benim gördüğüm kadarıyla, dinler insanlığa yararlı bir şekilde var olmayı sürdürmek istiyorlarsa, evrenin nedensel açıklamalarından öte, etik kısma daha çok odaklanmalılar. Öbür türlü sadece zararları dokunur ve dokunuyor. Dinler, epistemolojik açıdan verimli değiller.
 
Son düzenleme:

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
- Aklı dışladığı iddia edilen düşünme şekli "A, B'ye yol açmıştır çünkü Yaratıcı böyle istemiştir. Dolayısıyla, B'nin C'ye yol açması da onun isteğinin bir sonucudur," veya bunun türevi olan bir sav öne sürer. "Rasyonalist aklı" dışlamıştır, doğru, fakat kendi içinde bir mantık olduğu görülebilir. Diğer iki düşünce şekli gibi, burada da bir açıklama sunulmaktadır. Benim burada eleştirdiğim nokta ise, bu açıklamanın diğer ikisine, özellikle bilimsel materyalizme göre, yetersiz kalması. Yani, fideizm vb. düşünme şekilleri "aklı dışladığını" iddia ederek eleştiriden kaçamazlar çünkü eninde sonunda, gözlemlediğimiz veya var olduğunu düşündüğümüz fenomenlere dair açıklamalar sunmaktadırlar. Sadece, bu açıklamaları yetersiz kalmaktadır ve bu yüzden, gerçeğe ulaşmak açısından mantıklı değillerdir. Başka bir deyişle, önerdikleri mantık sistemi, gerçekliği yansıtmamakta ve / veya onu açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

değiller.
Dostum kierkagardın fideizmi oldukça sistemli. sonunda sizi öyle bir noktaya getiriyor ki ; ''olabilir'' diyorsunuz. bunu şuan toparlayıp ifade etmem zor ama şöyle ana başlıkları yazayım.( kierkegaard hayatın içinden ve kendinizden örneklerle savlarını destekler o yüzden kısa ifadesi zor)

- kavramlar gerçek değildir.
-gerçek kavramlaştrılamaz

bu ikisi ile varoluşu ve tanrıyı düşüncenin konusu olmaktan çıkarır. düşünerek hakikatı yakalayamayız diyor birazda.

sonlu olan bizler sonsuzu kavrayamaz. yani varoluş irrasyoneldir

nesnel ve bilimsel bilgiyi reddetmese de hor görür.

ve bence en güçlü darbesi ''öznelliktir'' hakikat özneldir der. evrensel olan nesnel olan bireyin hiçbir işine yaramaz. herkes tanrının karşısında yalnızdır der. (insanın sosyal bir canlı olduğunu reddeder,kurumsallaşmış dinide reddeder)

Hz. ibrahim ishak ve kurban olayına dair bir kitap yazmıştır. ibrahim Tanrının nedenini bilmediği saçma buyruğu için hem en sevdiği oğlundan hem etikten hemde evrenselden vazgeçmiştir. o doğru yapıyor der ve öznelliği zirveye çıkarır adeta kutsar.


kısacası dostum; saçma ama inanıyorum akla gerek yok falan diyor görünüyor ama bunu temellendiriyor kierkegaard..

iman konusunda da birşeyler söyleyim. dinden çıkmamada en çok etkisi olan konu bu iman konusudur. ''inanıyorsan(imanın varsa) her türlü cenneti garanti eden'' imanın yoksada ne olursan ol seni cehennme atan tanrı anlayışı ancak politik olarak açıklanabilir. bu tanrı değildir tanrı kraldır. düşünme sorgulama sadece inan ve cennete gir. aynı kralın kendi taraftarlarını kayırması gibi..islamın toplumada en büyük zararı bu olmuştur. inanmak cennet için yeterliyken insanlar niye düşünsün sorgulasın ki? ve işte osmanlıdan bize enkaz kalan kulcu biatcı tebaacı halk bilici budur..bu din bizi geri bırakmıştır eğer atalarımzın dininde (tengrici) kalsaydık şimdi olduğumuz yerden çok çok ilerde olurduk..
 

Celebhol

Yeni üye
Katılım
17 Eyl 2016
Mesajlar
87
Puanları
0
Web sitesi
www.komedyadunya.blogspot.com
Dostum kierkagardın fideizmi oldukça sistemli. sonunda sizi öyle bir noktaya getiriyor ki ; ''olabilir'' diyorsunuz. bunu şuan toparlayıp ifade etmem zor ama şöyle ana başlıkları yazayım.( kierkegaard hayatın içinden ve kendinizden örneklerle savlarını destekler o yüzden kısa ifadesi zor)

- kavramlar gerçek değildir.
-gerçek kavramlaştrılamaz

bu ikisi ile varoluşu ve tanrıyı düşüncenin konusu olmaktan çıkarır. düşünerek hakikatı yakalayamayız diyor birazda.

sonlu olan bizler sonsuzu kavrayamaz. yani varoluş irrasyoneldir

nesnel ve bilimsel bilgiyi reddetmese de hor görür.

ve bence en güçlü darbesi ''öznelliktir'' hakikat özneldir der. evrensel olan nesnel olan bireyin hiçbir işine yaramaz. herkes tanrının karşısında yalnızdır der. (insanın sosyal bir canlı olduğunu reddeder,kurumsallaşmış dinide reddeder)

Hz. ibrahim ishak ve kurban olayına dair bir kitap yazmıştır. ibrahim Tanrının nedenini bilmediği saçma buyruğu için hem en sevdiği oğlundan hem etikten hemde evrenselden vazgeçmiştir. o doğru yapıyor der ve öznelliği zirveye çıkarır adeta kutsar.


kısacası dostum; saçma ama inanıyorum akla gerek yok falan diyor görünüyor ama bunu temellendiriyor kierkegaard..

iman konusunda da birşeyler söyleyim. dinden çıkmamada en çok etkisi olan konu bu iman konusudur. ''inanıyorsan(imanın varsa) her türlü cenneti garanti eden'' imanın yoksada ne olursan ol seni cehennme atan tanrı anlayışı ancak politik olarak açıklanabilir. bu tanrı değildir tanrı kraldır. düşünme sorgulama sadece inan ve cennete gir. aynı kralın kendi taraftarlarını kayırması gibi..islamın toplumada en büyük zararı bu olmuştur. inanmak cennet için yeterliyken insanlar niye düşünsün sorgulasın ki? ve işte osmanlıdan bize enkaz kalan kulcu biatcı tebaacı halk bilici budur..bu din bizi geri bırakmıştır eğer atalarımzın dininde (tengrici) kalsaydık şimdi olduğumuz yerden çok çok ilerde olurduk..
Aklın dışına atılmasından kastınızı daha iyi anladım şimdi. Daha spesifik olursak, akıldan öte, insanın bilgi alanının dışına atılması kastediliyor.

Kavramlar gerçek değildir kısmına katılıyorum. Ancak, bu sadece, kavramların gerçekliğin insan zihnindeki karşılıkları olduğundan dolayı. Yani, gerçek kavramlaştırılamaz düşüncesine katılamam çünkü evrimsel olarak, çevremizi algılama ve anlama yolu, bu kavramsal (ve sistematik) düşünme şekliyle mümkün kılınmıştır. Eğer zihnimizdeki kavramlar, gerçekliği -%100 olmasa bile- yansıtmasaydı, tür olarak ölür giderdik. Örneğin, dünya, yetişkin aslanları birebir güreşerek yenebileceğini gerçekten zanneden pek çok insan ile dolu olurdu. Ya da bir ay boyunca su içmezse, hiç bir şey olmayacağını zanneden kişilerle. Böyle bir tür, doğal olarak, pek uzun süre varlığını sürdüremezdi. Gerçeğin kavrsamsallaştıramayacağı savı, biyoloji bilimiyle bu yüzden çelişir çünkü algıladıklarımızı, zihnimizde kavramsallaştırarak anlama şeklinde evrimsel mekanizmaya sahibiz, ve bu mekanizma işe yaramasaydı, evrimsel olarak korunmazdı. Bununla beraber, kavramların gerçeği %100 yansıtmadığı da bir gerçektir. Bu yüzden, bilimde en temel teoriler bile, kimi açılardan, tekrar gözden geçirilip yenilenebiliyor.

"Sonlu olanın sonsuzu kavrayamayacağı," mantığı ise, gerçeklik konusunda test edilemez bir alanda kalıyor. Şu an nasıl Matrix gibi bir sistemde yaşamadığımızı kanıtlayamıyorsak, başka bir deyişle, bizim bilgi sınırlarımızın dışında kalan bir yerden bakarak, kendi bilgi alanımızın doğrulunu nasıl hiç bir zaman kanıtlayamayacaksak, bu da aynı durumda kalıyor. O zaman, Russell'ın çaydanlığı örneğini düşünmek gerekiyor tekrar. Bu mantıkla, ben de şu an çıkıp "Bu evrende sadece cansızların bilebileceği bir bilgi düzlemi vardır," desem, bu varsayımı veya aksini kanıtlamamızın hiç bir yolu kalmaz. Bilgi alanımızın dışında, asla doğruluğunu veya yanlışlığını bilemeyeceğimiz iddialarda bulunmak... kolaya kaçmak. İnsan herhangi bir şeyin gerçek olduğunu iddia edebilir bu şekilde. Böyle bir durumda, sınırımız sadece hayal gücümüz oluyor. Yazarlık açısından çok güzel bir durum olsa da, gerçeğe ulaşmak açısından oldukça kullanışsız.

İnsanın sosyal bir canlı olduğunun reddi, biyolojinin bir başka fakat çok daha doğrudan bir reddi daha. Bizler, karıncalar, kurtlar vb. gibi, bir arada yaşayan, sosyal canlılarız. Reddedilmenin bizi psikolojik olarak bu kadar acıtması bile, kabileler halinde yaşadığımız dönemlerden kalma evrimsel bir mekanizma olması. Şu an, insan birisi tarafından reddediliğinde -romantik veya farklı anlamda- yerine yenisini bulma imkanına çok daha fazla sahip. Ancak, kabileler halinde yaşarken, kabile tarafından reddedilmek vahşi doğada ölüm anlamına geliyordu çünkü insan, tek başına yaşamak üzere evrilmemiştir. Bu yüzden, sosyal redde bu kadar hassas olarak evrildik çünkü bizi hayatta tuttu. Özellikle duygusal doğamız, sosyal canlılık adaptasyonlarından çok büyük bir pay almıştır.

"Hakikat özneldir," ve "Nesnel olan, bireyin hiç bir işine yaramaz," kısmından kastınızı tam anlayamadım açıkçası. Bir takım kilit ilişkiler eksik gibi. Biraz daha açabilir misiniz?
 
Son düzenleme:

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
.

"Hakikat özneldir," ve "Nesnel olan, bireyin hiç bir işine yaramaz," kısmından kastınızı tam anlayamadım açıkçası. Bir takım kilit ilişkiler eksik gibi. Biraz daha açabilir misiniz?
Kierkegaardın varoluşçuluk akımının kurucusu sayılma sebebi bu sert öznelliğinde benim anladığım kadarı ile. şöyle diyor; insan ancak psikolojisi ile anlaşılabilir. benim korku,kaygı umutsuzluk gibi varoluşsal kaygılarımı hesaba katmayan, beni bir büyük bir sistemin (veya doganın) önemsiz bir parçası yapan doktirinleri reddediyorum.çünkü onların elinde yeterli kanıt yoktur. determinist yaklaşımlar/ rasyonalize edilmiş varoluş açıklamaları bugün böyledir yarın başka olacaktır. bu sonu gelmeyecek bir çabadır ama benim ömrüm sınırlıdır.bunları beklemek anlamsızdır,mutsuzluktur,saçmadır. ben hata yapma olasılığım yüksekte olsa imana kendimi adarım. bunuda irademle yaparım. akılı beklersen çok beklersin diyor yani. Tanrıya inan ve kendini ada hakikat budur. (kabaca sen neye inanıyosan o dogrudur, içselliğinden gelen ve tanrıca sana verilen ebediyet tutkunla akıldan sıçrama yap ve iman safhasına geç) (hakikat özneldirin kanıtı insanın fıtratında olan duygular tutkular diyor)

nesnel olan insanın hiçbir işine yaramaz sözüdeki kasıtta yukarda belirttiğim düşüncelerinin içinde anlaşılabilir umarım. Tanrının bizden mutlak bir görev beklediğini söylüyor ona kendimizi adamalıyız ve herşeyden (nesnel olanda dahil) vazgeçmeliyiz diyor.ve tabiki teslimiyet. teslimiyetten sonra tanrının kapıları açacağını iddia ediyor. Tanrı aklında sorularla gelen hiç kimseye kapısını açmaz diyor.
 

true blue

Aktif üye
Katılım
13 Ocak 2015
Mesajlar
520
Puanları
28
Yaş
30
Konum
Ankara
Tanrı'nın iyilikleri değil de imanı cennete girmek için; kötülükleri değilde küfrü cehenneme girmek için kriter almasının altında başka nedenler arıyorum, eğer kendine güvense iman-küfür ikilemi üzerine bir imtihan müessesesi kurmazdı, demekki insanları, Tanrı'nın cennetlik insanlar ve cehennemlik insanlar olarak ikiye ayrılmasında başka nedenler var ve bence bu nedenlerden dolayı Tanrı böyle bir imtihan müessesesi kurmaya mecbur kaldı, bu nedeni sorguladığımızda yine Tanrı'nın arkasına gitmemiz gerekecek, yani benim "hayat ağacı" teorime gitmemiz gerekecek, evet bence Dünya'da insanların böyle basit bir sebebden dolayı kategorize edilmesinin sebebi olarak bir kısım insanların bazı güçlerce ya da bir güç tarafından istenilmemiş olması olarak görüyorum. Zaten iman edenlerden bile günahlarından dolayı cehennemde yanacaklar var. Dolayısıyla daha ziyade kötülüğü seçmişler

Müslüman alimler Tanrı'nın küfredenleri ateşte yakacak olmasının adalet olduğunu ispatlamak için binbir dereden su getirirler.
Ha bu arada Muhiddin Arabi ve Said Nursi cehennemde yanacakların bir süre sonra ateşe alışacaklarını yani azap çekmeyeceklerini belirtirler. Ama benim anlayamadığım bir kısım cennette sefa sürerken bir kısmın ateşte yanacak olmasını nasıl vicdanları kabul eder
 
Son düzenleme:

sherlockholmes

Yeni üye
Katılım
30 Kas 2016
Mesajlar
87
Puanları
0
Niye İslam ,Hristiyanlık,Musevilik tartışılıyorda bunun yerine Yezidilik,Sabiilik,Zerdüştlük mantiki olarak tartışılmıyor acaba onların tasavvuflarına bakılmıyor Budizm neden yer almıyor yani diyelim ki Tanrı kötü
o zaman hepimiz kötü mü olmalıyız diyelim ki dinler saçma o zaman yalan söyleyip günümüzü gün mü
etmeliyiz ya iyilik ve kötülük arasında bir kavgaysa bu ve sadece iyiler kurtulacaksa iyi olmakla ne kaybederiz o zaman gelin ödevleri tartışalım...
 

Celebhol

Yeni üye
Katılım
17 Eyl 2016
Mesajlar
87
Puanları
0
Web sitesi
www.komedyadunya.blogspot.com
Kierkegaardın varoluşçuluk akımının kurucusu sayılma sebebi bu sert öznelliğinde benim anladığım kadarı ile. şöyle diyor; insan ancak psikolojisi ile anlaşılabilir. benim korku,kaygı umutsuzluk gibi varoluşsal kaygılarımı hesaba katmayan, beni bir büyük bir sistemin (veya doganın) önemsiz bir parçası yapan doktirinleri reddediyorum.çünkü onların elinde yeterli kanıt yoktur. determinist yaklaşımlar/ rasyonalize edilmiş varoluş açıklamaları bugün böyledir yarın başka olacaktır. bu sonu gelmeyecek bir çabadır ama benim ömrüm sınırlıdır.bunları beklemek anlamsızdır,mutsuzluktur,saçmadır. ben hata yapma olasılığım yüksekte olsa imana kendimi adarım. bunuda irademle yaparım. akılı beklersen çok beklersin diyor yani. Tanrıya inan ve kendini ada hakikat budur. (kabaca sen neye inanıyosan o dogrudur, içselliğinden gelen ve tanrıca sana verilen ebediyet tutkunla akıldan sıçrama yap ve iman safhasına geç) (hakikat özneldirin kanıtı insanın fıtratında olan duygular tutkular diyor)

nesnel olan insanın hiçbir işine yaramaz sözüdeki kasıtta yukarda belirttiğim düşüncelerinin içinde anlaşılabilir umarım. Tanrının bizden mutlak bir görev beklediğini söylüyor ona kendimizi adamalıyız ve herşeyden (nesnel olanda dahil) vazgeçmeliyiz diyor.ve tabiki teslimiyet. teslimiyetten sonra tanrının kapıları açacağını iddia ediyor. Tanrı aklında sorularla gelen hiç kimseye kapısını açmaz diyor.
Camus'nün "İnsanın içinde, kategorilendirmeyi reddeden bir taraf vardır," açıklaması gibi yani. Bunu kesinlikle anlıyorum. Yalnız bir konu var ki, bayağı dikkatimi çekti. "İnsan, psikolojisi ile açıklanır," türünde bir iddiayı savunması kişinin fakat bilimlere bu kadar karşı olması çok ironik bir çelişki. Sonuçta, psikoloji de bir bilimdir. Hatta, günümüzde nöroloji ile olan ilişkisi düşünülünce, materyal doğa ile ilişkisi daha da iyi anlaşılan bir bilim. Aynı zamanda bilimin doğası gereği de determinist. Yani, duyguların önemli olduğunu söylüyor ve bilimi reddediyor fakat bunu, yine, bilime dayanarak yapıyor bir yerde. Zaten, psikoloji insanın duygularının önemsiz olduğunu da söylemez. Tam tersine, bunların önemi üstüne kurulmuştur. İnsana bir nesne olarak davranır, doğrudur, felsefe ve insana dair bir açıklama sunan herhangi bir doktrin de yapar bunu zaten, ancak insanın duygularının önemsiz olduğunu iddia etmez. Zira, nöroloji, biyoloji vb. de öyledir. Şahsen, ben bir biyolog olarak, duyguların ne kadar etkili evrimsel mekanizmalar olduğunu gördüğümde hala şaşırıyorum. Çok hızlı fakat aynı zamanda uzun vadeli, ve etkili mekanizmalar.

Bu doktrinlerin reddi ve insanın kanıtsızlığa kendisini adaması ise, Camus'nün deyimiyle, mantıksal bir sıçrama. A->B->C diye giderken, C'den çıkan sonuçla baş edemeyip bir anda kocaman bir sıçramayla, bir mutlak bulmuş, Kierkegaard. Ek olarak, kanıtların yetersiz olduğunu söylüyor fakat öyle görmek istediği için öyle istiyor gibi (kısmen, yaşadığı dönemden kaynaklandığını düşünmek doğru olacaktır gerçi). Ayrıyetten, bir konuda kanıtın o zaman eksik olması, o konunun hiç bir zaman bilinemeyeceği sonucunu getirmez. Zamanında bilinemeyeceği iddia edilen pek çok şey, artık bilim sayesinde biliniyor. Örneğin, insanın duygularının neden var olduğu ve ne anlama geldikleri. Kaldı ki, psikoloji vb. bilimlerden öte, daha büyük çapta hareket edenler -sosyoloji veya ekonomi gibi- ile sorunu varmış gibi. Onların, insanı, Kierkegaard'ın anladığı şekilde, kategorilendirmeye meyili daha fazla.

Açıkçası, çelişkili ve mantıksız geldi bana Kierkegaard'ın sistemi. a) Kanıtlar eksik diyor fakat değil b) Bir konuda kanıtın eksik olması durumundan, bütün kanıtlara güvenilemeyeceği sonucuna varıyor; mantıksal sıçrama c) Bilimi reddini bile, bir yerde, bilime dayandırıyor.

Düzenleme: Hepimizin, dünyayı öznel algıladığı konusuna katılıyorum fakat bu, algıladıklarımızın nesnel gerçeklikle örtüşemeyeceği anlamına gelmez. Birbirini dışlayan kavramlar değil bunlar.
 
Son düzenleme:

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
Celebhol; chatbox 'a yazılarınzı gördüm o sebeple fazla uzatmamaya çalışacam:) öncelikle kusuruma bakmayınız psikoloji kelimesini kirkegaard kullanmıyor ben öyle yansıttım. benim psikoloji diye tercüme ettiğim şeyde O; kaygı ve umutsuzluk duygularımız ve bunların bizdeki etkilerini kasdediyor.

Bilimi hor görme sebebi; insanın kendi doğasını anlamadan nesnelerin doğasını anlamaya girişmesidir der. ve bunun bir işe yaramayacağını. nesnel bilgiler veya doğa bilimleri ile tanrıya ulaşma çabasının ikiyüzlülük olduğunu söyler. bilim adamlarının ulaşmaya çalıştıkları gerçeklikleri değersiz kabul eder.

kierkegaard temel olarak içe dönüşü tavsiye ediyor. sokratesin kendini bil veya kendini anla öğretisini dusturu yapmıştır . içe dönün hakikat içtedir. yaşam amacınız kendinizi anlamak ve Tanrının ne yapmamızı istediğini bilmektir. der

kanıtlar eksik derken kimse varoluşu açıklayamaz diyor. şahsen bende öyle düşünüyorum. bilimin şu andaki gücüne bakıp 'loji' ye doğru iman sıçraması yapmıyorum yani:)

---------- Mesajlar Birleştirildi at 23:12 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 23:06 ----------

Niye İslam ,Hristiyanlık,Musevilik tartışılıyorda bunun yerine Yezidilik,Sabiilik,Zerdüştlük mantiki olarak tartışılmıyor acaba onların tasavvuflarına bakılmıyor Budizm neden yer almıyor yani diyelim ki Tanrı kötü
o zaman hepimiz kötü mü olmalıyız diyelim ki dinler saçma o zaman yalan söyleyip günümüzü gün mü
etmeliyiz ya iyilik ve kötülük arasında bir kavgaysa bu ve sadece iyiler kurtulacaksa iyi olmakla ne kaybederiz o zaman gelin ödevleri tartışalım...
haklısın. öncelikle kendi toplumumuzdaki dini önemseriz. ona inanılmazsa hepsi inanılmaz gelir. tengriciliğe yöneldim bi ara ama onada inanmak için yeterli gerekçe bulamadım be dostum..

---------- Mesajlar Birleştirildi 07.02.17 at 00:26 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani 06.02.17 at 23:12 ----------

şunu da belirteyim de filozofun hakkını yememeyin. anlattıklarım benim anladığım kadardır. arz ederim:)
 
Son düzenleme:

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
5,138
Puanları
63
Yaş
41
Tanrı'nın iyilikleri değil de imanı cennete girmek için; kötülükleri değilde küfrü cehenneme girmek için kriter almasının altında başka nedenler arıyorum, eğer kendine güvense iman-küfür ikilemi üzerine bir imtihan müessesesi kurmazdı, demekki insanları, Tanrı'nın cennetlik insanlar ve cehennemlik insanlar olarak ikiye ayrılmasında başka nedenler var ve bence bu nedenlerden dolayı Tanrı böyle bir imtihan müessesesi kurmaya mecbur kaldı, bu nedeni sorguladığımızda yine Tanrı'nın arkasına gitmemiz gerekecek, yani benim "hayat ağacı" teorime gitmemiz gerekecek, evet bence Dünya'da insanların böyle basit bir sebebden dolayı kategorize edilmesinin sebebi olarak bir kısım insanların bazı güçlerce ya da bir güç tarafından istenilmemiş olması olarak görüyorum. Zaten iman edenlerden bile günahlarından dolayı cehennemde yanacaklar var. Dolayısıyla daha ziyade kötülüğü seçmişler

Müslüman alimler Tanrı'nın küfredenleri ateşte yakacak olmasının adalet olduğunu ispatlamak için binbir dereden su getirirler.
Ha bu arada Muhiddin Arabi ve Said Nursi cehennemde yanacakların bir süre sonra ateşe alışacaklarını yani azap çekmeyeceklerini belirtirler. Ama benim anlayamadığım bir kısım cennette sefa sürerken bir kısmın ateşte yanacak olmasını nasıl vicdanları kabul eder
Siz yaptığınız iyi eylemlerle ve hatanızdan dönmek sureti ile çok şeyi değiştirebilecekken niye cehennem takıntısı oluşmuş sizlerde? Defalarca yazdım tekrar yazayım cehennemden herkes geçecek fakat bunun süresi sizin dünya yaşamınızda seçimleriniz ile belirlenecek. Sistem kurmak değil bu yaşamın ve evrenin doğal yapısı. Mesela Konfüçyüs der ki; "Ölüm asla bozulamayacak bir anlaşmadır." Dünyaya gelmeden önce verilen sözleri hatırlamıyoruz. Siz orada muhalif olacak fırsatı bulamazsınız bu dünyadan o tarafa geçince zaten ne yaptığınızın farkına varıp sadece vicdan azabı çekeceksiniz. Ayrıca Arabi öyle bir laf etmemiştir...
 
Son düzenleme:

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
Tanrının düzenini yürütebilmesi için bir şeytana ihtiyacı olduğu açıktı. ve ayartma ile (ki şeytanın kendi ifadesidir kutsal metinlerde) bu ihtiyaç karşılandı. ama belkide true bluenin dediği gibi bu düzenin kurulmasında da başka işler var.

buradan yürüyüp bir dizi veya film senaryosu çıkarabilriz belki true blue :)

Mesela kirekegaard iman içinde ayartma kelimesi kullanır. Tanrı; isa ile,varoluş ile ne bileyim doğamıza yükledikleri ile ayartmıştır insanları. hepsini kendi için mi yapıyor?? yoksa başka bir gizem mi?

Siz birşeyler kurguladıkça ve paylaştıkça bende katılabilirim true blue . hiçbirşey çıkmasa bile eğlence olur işte :) Hem dijital çok sıkıcı varsa yoksa plan tekamül falan fişman bizi resmen figuran yerine koyuyor biz senarist olmak istiyoruz belkide dijital bunu hiç düşündün mü :) tasavvufcular yazmış inanıyon .öyleyse bizede bi şans ver:)
 

true blue

Aktif üye
Katılım
13 Ocak 2015
Mesajlar
520
Puanları
28
Yaş
30
Konum
Ankara
Evet belki de bir varoluş senaryosu çıkarabiliriz, çok güzel filmi de olur

Ruhun tekamül ettiği koca bir yalan,ruhun niteliği değişmez, insanı değiştiren yaşanmışlıkları ve öğrendikleridir, bu yaşanmışlıklar ve öğrenmişlikler giderse insan tekrardan tabiyatı ile baş başa kalır, sırf bu yaşanmışlıkları kazanmak için çokça kişinin zarar gördüğü böyle bir imtihan müessesesi koymak ne kadar mantıklı bilemiyorum, demekki Tanrı kariyere çok önem veriyor. Kariyere ve yaşanmışlıklara önem verecek kadar bizlere yaklaşan ve empatiden uzak bir Tanrı…
Evrendeki bu büyüleyici güzellikler ve bu büyüleyici kanunlar nispetinde de sorumluluk büyüyor, ama ben Dünya'daki kötülüklerden bu büyük sorumluluğun yerine getirilemediğini ne yazıkki görüyorum, Allah göstermesin ben yürürken yanlışlıkla yer yarılacak ve beni ateşe felan atacaklar ve ateşte hiç onulmaz acılar yaşayacakmışım gibi korkuyorum. Başımızdaki aslında sorumlu olması gerekenler ancak sorumlu hareket etmeyenlerden korkuyorum açıkçası.
 

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
Bir zeus,thor,odin,manitu,ra,baal,brahma benim için neyse Allah'ta artık öyledir. demek isterdim ama değil elbet. çünkü ülkemin tanrısıdır. ancak kendisinden korku bitmiştir. benim için şimdiden mitolojideki Tanrıların yanındaki yerini almıştır. en fazla 100 sene içinde budunum içinde öyle olur umarım..

---------- Mesajlar Birleştirildi at 00:13 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 00:03 ----------

ha! korkusu bitsede ,içimdeki yeri ve hatırası ölünceye kadar benimle yaşayacaktır muhtemelen.. bunuda belirteyim..
 

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
Yüce olan düşer mi, yüce olan eksilir mi, yüce olan ufalanır mı en önemlisi yüce olan kaybolur mu?

oluyormuş...
 

NuriKara

Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
239
Puanları
18
Yüce olan düşer mi, yüce olan eksilir mi, yüce olan ufalanır mı en önemlisi yüce olan kaybolur mu?

oluyormuş...
Yücelik insanın atfettiği bir kavram, eğer birşey kendiliğinden yüceyse düşmez, eksilmez, ufalanmaz, kaybolmaz. Kendisi için yüce olan ise aşağılık bir duruma düşebilir, bir zamanlar peşinden gittiğim resminden dahi çekindiğim(saygıdan.) şimdi aşağılık bir durumda gözümde.
 
Tepkiler: ls2