Neler yeni

Kutsala duyulan korku

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
Yücelik insanın atfettiği bir kavram, eğer birşey kendiliğinden yüceyse düşmez, eksilmez, ufalanmaz, kaybolmaz. Kendisi için yüce olan ise aşağılık bir duruma düşebilir, bir zamanlar peşinden gittiğim resminden dahi çekindiğim(saygıdan.) şimdi aşağılık bir durumda gözümde.
kastımda tam buydu. doğru anlaşıldığına sevindim :)
 
Katılım
19 Ağu 2019
Mesajlar
31
Puanları
8
İnsan kendi düşüncelerine de güvenmek ister ancak düşünceler insanın böyle bir evren içinde ayakta kalabilmesi için yeterince güçlü değildir. insan asla aradığı gücü düşüncelerde bulamaz
is2 uzerine konusulacak cok done var iletinizde ama uzulerek burasina itiraz etmek durumundayim..
dogru olan aslinda " benim dusuncelerim boyle bir evrende ayakta kalmam icn yeterince guclu degildir" demenizdi..
ne demek insan dusuncesine guvenemez/dayanamaz! insanin elinde tek tutar dali dusunceleridir varligin dahi yegane dayanagi dusuncelerdir degilmi ki ustad "dusunuyorum oyle ise varim" demistir?
insan henuz dusunmeyi ogrenebilmis bir canli degildir zira dusuncelerimiz mana aleminden maddeye varlik asilar asla hayali birer kurgu degildir insan yetkin ve bilincli dusunmeyi ogrenebilirse fizik ve metafizik ayrimini ortadan kaldirabilir dahi kendi evrenini bile yaratabilir zira denizden kopan bir damla kendi icinde artik bir denizdir deryadir
 

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
is2 uzerine konusulacak cok done var iletinizde ama uzulerek burasina itiraz etmek durumundayim..
dogru olan aslinda " benim dusuncelerim boyle bir evrende ayakta kalmam icn yeterince guclu degildir" demenizdi..
ne demek insan dusuncesine guvenemez/dayanamaz! insanin elinde tek tutar dali dusunceleridir varligin dahi yegane dayanagi dusuncelerdir degilmi ki ustad "dusunuyorum oyle ise varim" demistir?
insan henuz dusunmeyi ogrenebilmis bir canli degildir zira dusuncelerimiz mana aleminden maddeye varlik asilar asla hayali birer kurgu degildir insan yetkin ve bilincli dusunmeyi ogrenebilirse fizik ve metafizik ayrimini ortadan kaldirabilir dahi kendi evrenini bile yaratabilir zira denizden kopan bir damla kendi icinde artik bir denizdir deryadir
düşünce bizi biz yapan şeydir o sözleri düşünceyi inanç karşısında ikinci plana itmek kastıyla yazmadım. inançlarımızın kaynağıda düşüncelerimizdir.

kastım ; varoluşsal kaygılarımıza karşı inançlarımızın bizi''düşüncelerimize nazaran'' daha güçlü kıldığıdır. bu sözlerime dayanak olarakta şöyle bir mantıksal çıkarım yapayım;

-bizler insanız ve insan insandan güç alır (sinerji)
-toplulukların ve toplumların yapısına baktığımız zaman temellerinin; rasyonel değil irrasyonel değerler üzerine kurulduğunu görüyoruz. (o toplumların kutsalları ve efsaneleri) (aile veya soy bağı bile düşünceye vurulduğunda değerini/kutsalını kaybedebilir)

öyleyse; işte inanç dediğimiz şey bunlardan beslenirken düşünce yalnızdır. haliyle biri öbüründen güçlüdür.
 

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
öyleyse; işte inanç dediğimiz şey bunlardan beslenirken düşünce yalnızdır. haliyle biri öbüründen güçlüdür.
Bunu biraz açayım (işyerinden yazmıştım bu mesajı araya haliyle birşeyler girdi düşüncelerim dağıldı)

düşünce ve inanç.

düşüncelerimizin temel öğeleri; akıl,mantık ve bilgi diye özetlenebilir.

şimdi bir sevdiğimiz öldüğünde bu üç öğe ile bu durumu kabullenmek elbet mümkün. ama hala bir yanı eksik.

yine düşünce ile ;Sevdiğim o insan Tanrı dağına gitti. (başka bir boyuta gitti de olabilir) diyede düşünebilirim. akla,mantığa ve bilgiye göre bu da mümkün ama elbet bu düşüncede eksik.

şimdi ben ''inanılmaya değmez'' olandan bahsetmiyorum. mesela islam inancını algımda çürüttüm ve artık istesemde ona inanamam. çünkü onu inanılmaya değer kılacak akıl,mantık ve bilgi üçlemesinden geçemiyor. ama sevdiğim insan tanrı dağına gitti düşüncem çürütülebilecek verileri olmadığı için benim için inanılmaya değerdir.

Çürütülebilecek verilerden kastım; benim, akıl,mantık ve bilgi üçgeninde bu durumu mümkün kılabilmemdir. (elde yanlışlanabilir veya ölçülebilir yazılı veya dogmatik dayanaklar yok çünkü)

başka deyişle; varoluş akıl almazdır,açıklanamazdır öyleyse herşey mümkündür diye düşünüyorum ve bu düşünce temelinde sevdiğim insanın tanrı dağına gittiğine inanabiliyorum.

özetlemeye çalışırsam; düşünce gücünü akıl,mantıl ve bilgiden alırken inanç gücünü yine bunlar kaynaklı 'hayal'den alır. ve bu yönü ile insana düşüncelerden daha çok güç verir.
 
Son düzenleme:

"ictenlik"

FSEditör
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,725
Puanları
48
İlk sayfa hariç tarayamadım .Tekrar veriyorsam özür dilerim. Aşağdaki alıntı Erich Fromm'un kendini Savunan İnsan'ından. Bu arada Tanrı kavramının yerini insan merkez almalı ya da ve toplum, doğa varlık gibi şeyler, durumlar. Yani kendini kendinden ya da Tanrıdan koparıp bunlara bağlamalı bağını/ilintisini. Bunu tartışabiliriz. Cevap bu.
.
Alıntı

Kendi bilincine-varma, us ve imgelem (düşgücü), hayvansal varoluşu karakterize eden «uyum»u bozmuşlardır. Bunların doğuşu, insanı ötekilerden ayrı bir varlık, evrenin doğal olmayan bir yaratığı haline getirmiştir. O, doğanın bir parçasıdır; doğa yasalarına boyun eğer, onları değiştirecek güçte değildir ama yine de doğadaki tüm öteki varlıkları aşan bir yana sahiptir. İnsan doğanın bir parçası olduğu halde, doğadan ayrılmıştır. Bir yuvası olmadığı halde, tüm öteki yaratıklarla paylaşmakta olduğu yuvaya zincirlenmiştir. Rastlantısal bir yer ve zamanda bu dünyaya fırlatılmış olan insan, yine rastlantısal bir şekilde oradan çıkmak için zorlanmaktadır. Kendi bilincine varmış olduğu için, güçsüzlüğünü ve varoluşunun sınırlamalarını algılamaktadır. Kendi sonunu yani, ölümü gözünün önüne getirmektedir. O, varoluşunun ikiye-bölünmüşlüğünden hiçbir zaman kurtulamaz; istese bile, kendisini ruhundan özgür kılamaz. Yaşadığı sürece bedeninden de kurtulamaz. Bedeni ise, onun yaşamayı istemesini sağlar.

İnsanın kutsanması olan us, aynı zamanda onun lanetidir de, Us, onu içinden çıkılmaz bir ikiye-bölünmüşlüğün içinden çıkma ödeviyle başa çıkmak üzere sürekli olarak zorlar. Bu yönüyle insansal varoluş, tüm öteki canlılardan farklıdır. İnsan, sürekli ve kaçını-lamaz bir
dengesizlik durumu içindedir. Onun yaşamı kendi türünün örneğini yineleyerek «yaşanılamaz».

İnsan, yaşamaya mecburdur. O, canı sıkılabilen, hoşnutsuzluk duyabilen, cennetten çıkarıldığını hissedebilen tek hayvandır. İnsan, varoluş sorununu kendi başına çözmek zorunda olan ve bu sorundan kaçamayan tek hayvandır da. O, insansal durum öncesinde yaşadığı, doğa ile uyum durumuna geri dönemez. Usunu doğanın ve kendi kendisinin efendisi oluncaya değin geliştirmeyi sürdürmesi gerekir. Usun doğuşu, insanın içinde bir bölünmeye neden olmuştur. Bu ikiye-bölünmüşlük onu sürekli olarak yeni çözümler bulmak üzere savaşmaya zorlar. İnsanın tarihinin canlılığı (dinamizmi), gelişmesinin nedeni olan ussal varoluşuna özgü bir canlılıktır. İnsan, bu ussal varoluş aracılığıyla, içinde kendisini ve türdeşlerini kendi yuvasında hissettiği, kendisinin olan bir dünya yaratır. Ulaştığı her basamak onu hoşnutsuzluk ve şaşkınlık içinde bırakır. Ama bu şaşkınlık, onu yeni çözümlere doğru devinecek şekilde zorlar.

İnsanda «ilerleme için» doğuştan getirdiği bir «itki» yoktur. Onu yola çıktığı noktadan ileriye doğru götüren şey, varoluşundaki çelişkidir. İnsan, cenneti, doğa ile olan birleşikliğini yitirmiş olduğu için ebedi gezginci (Odyseus, Oedipus, Abraham, Faust) haline gelmiştir.O, ileriye doğru gitmeye; ve sürekli bir çabayla bilinmeyeni, bilgisinin boş bıraktığı yerleri yanıtlarla doldurup bilinir kılmaya zorlanır. İnsan kendisine, kendisinin ve varoluşunun anlamının hesabını vermek zorundadır. O, içsel bölünmüşlüğünü, «saltıklık» için duyduğu yeğin isteğin acısın çekerek yenmeye itilir. «Saltıklık», onun doğadan, türdeşlerinden ve kendinden ayırılmasına neden olan laneti kaldırabilecek bir başka uyum türüdür.

İnsan'ın doğasındaki bu ayrılma, insan varoluşunun asıl özünden kaynaklandıkları için, benim varoluşsal diye adlandırdığım ikiye-bölünmelere yol açar. Bu ikiye-bölünmeler, insanın ortadan kaldıramayacağı, ama özyapı ve kültürüne göre, değişik biçimlerde tepki göstereceği çelişkilerdir.

En temel varoluşsal ikiye-bölünme, yaşam ile ölüm arasındakidir. Ölmek zorunda olduğumuz olgusu insanın değiştiremeyeceği bir olgudur. İnsan, bu olgunun bilincine varmıştır ve bu türden bir bilinçlilik onu derinden etkiler. Ama, ölüm yaşamın tam karşıtı. Bu terimi varoluşçuluğun terimler dizgesine gönderme yapmaksızın kullandım. O, yaşama deneyinin dışında ve onunla uzlaşmayan bir şeydir. Ölüme ilişkin tüm bilgiler onun yaşamın anlamlı bir parçası olmadığı ve bizim için ölüm olgusunu, bundan ötürü yaşamamız sözkonusu olduğu sürece, yenilgiyi kabullenmekten başka yapacak bir şey bulunmadığı gerçeğini değiştirmez. «İnsan, yaşamı uğruna sahip olduğu herşeyi verecektir» . İnsan, bu ikiye-bölünmüşlüğü ideolojiler aracılığıyla yadsımaya çalışmıştır. Örneğin, ruhun ölümsüz olduğunu öne süren Hıristiyanlığın ölümsüzlük anlayışı, insan yaşamının ölümle sona erdiğine ilişkin trajik olguyu yadsır.

İnsanın ölümlü olması, bir başka ikiye-bölünmüşlüğe neden olur. Her insan, tüm -insansal-? güçlerin taşıyıcısı olduğu halde, yaşamının kısa oluşu onun en uygun koşullarda bile, bu güçleri tam olarak gerçekleştirmesini engeller. Eğer bireyin yaşam süresi insanlığın yaşam süresiyle özdeş olsaydı, insan ancak o zaman tarihsel süreç içinde ortaya çıkan insansal gelişmeye katılabilirdi.

İnsan'ın ırkın evrimsel süreci içinde rastlantısal bir noktada başlayan ve biten yaşamı, bireyin tüm güçlerini gerçekleştirme savı ile trajik bir şekilde çelişir. Onun gerçekleştirebilecekleri ve gerçekleştirdikleri arasındaki bu çelişkiye ilişkin donuk da olsa bir algısı vardır. Burada da ideolojiler, çelişkiyi asıl yaşam doyumuna ölümden sonra ulaşılacağını ya da içinde yaşanılan tarihsel dönemin insanlığın son ve en yüksek başarılarını içerdiğini varsayarak uzlaştırma yahut yadsıma eğilimini gösterirler. Yine bir başka ideoloji ise, yaşamın anlamının onun kendisini tam olarak açmasında değil, toplumsal görev ve ödevlerde olduğunu öne sürer. Bu ideolojiye göre, bireyin gelişmesi,özgürlüğü ve mutluluğu, devletin, toplumun ya da bireyi aşan öncesiz-sonrasız gücü temsil eden her ne ise, onun mutluluğu karşısında ikinci derecede önem taşıyan, giderek yersiz bir olaydır.

İnsan, yalnızdır. Ama o, aynı zamanda bağlantıları olan bir varlıktır da. İnsan, başka hiçkimseyle özdeş olmadığı, eşsiz bir varlık olduğu ve ayrı bir varlık olarak kendi bilincine vardığı ölçüde yalnızdır. O, yargı vermek zorunda olduğunda ya da salt usunun gücü aracılığıyla kararlar vermesi gerektiğinde, yalnız olmalıdır. Ama insan, yalnız başına olmaya, türdeşleri olan insanlarla ilişki kurmamaya katlanamaz. Mutluluğu, türdeşleri ve geçmiş ve gelecek kuşaklarla kendisi arasında bulunduğunu duyumsadığı dayanışma duygusuna dayanır.
 
Tepkiler: ls2

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
Eyvallah İçtenlik. ancak bunlar idrakine vardığım şeyler. ayrıca varoluşsal kaygılara karşı bir çözüm öneriside göremedim.

İnsan, yalnızdır. Ama o, aynı zamanda bağlantıları olan bir varlıktır da. İnsan, başka hiçkimseyle özdeş olmadığı, eşsiz bir varlık olduğu ve ayrı bir varlık olarak kendi bilincine vardığı ölçüde yalnızdır .

eğer çözüm önerisi buysa bu benim yapıma uygun değil. ÜstünKişi ye uyar gibi geldi ama bana;)
 

"ictenlik"

FSEditör
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,725
Puanları
48
Eyvallah İçtenlik. ancak bunlar idrakine vardığım şeyler. ayrıca varoluşsal kaygılara karşı bir çözüm öneriside göremedim.

İnsan, yalnızdır. Ama o, aynı zamanda bağlantıları olan bir varlıktır da. İnsan, başka hiçkimseyle özdeş olmadığı, eşsiz bir varlık olduğu ve ayrı bir varlık olarak kendi bilincine vardığı ölçüde yalnızdır .

eğer çözüm önerisi buysa bu benim yapıma uygun değil. ÜstünKişi ye uyar gibi geldi ama bana;)
Fromm sevgiyi önerir o sevginin ne olduğunu da uzun uzun anlatır. Toplumsal kaynaşma arzusu gibi bir şey. Bunun çözümü tek tek bireylerde değil toplumsal yapının inşasında o yüzden bir şey diyemeyeceğim özelde ise varoluşsal kaygı deneni Fromm'un yine yalnızlığın ve bireyciliğin üstesinden gelme vb. olarak mı tanımlardı bilmiyorum..
Yine de bunun yanıtı ikili ve toplumsal kaynaşmalar ve etkinlikler ile yalnızlığın, bireyciliğin, bireysel varoluşun üstesinden gelme mi denmeli bilmiyorum...
Fromm'a göre bu dışa yönelen (dışa ve topluma dönük) her türden etkinlik olmalı sanırım bilmiyorum..
İnsanlar boşluk hissi yaşıdıklarını söylüyorlar kayıp hissi dahil sevgi arayışları vb.leri.
İkili ya da çoklu ilişkiler de kaybolduk..
Kişi kendini çözmeli, çözümlemeli ve kendi psikanalinizine inmeli gibi gözüküyor..
 

"ictenlik"

FSEditör
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,725
Puanları
48
Bireysel bir Tanrı burda kişiyle kişi arasına (kişiyle kendi arasına, kişiyle varoluşu hatta diğerleri arasına) çekilmiş bir set gibi. Kişi bu seti kaldırılmalı ve kendini birinci elden deneyimlemeli.
(Birey Tanrı) Kişinin otonom ve özerk deneyimini ve oluşunu absorbe eden ya da dolaylayan bir set.
İkili bir vicdan seti gibi ya da komut beklemi ya da doğru ölçer gibi...
Burada özerklik ya da otonomluk kazanmak ve bireysel gelişim bireysel çaba gerekiyor. Bu zaten denilenlerin yadsınması , durumun görülmesi ve kabullenmesi yoluyla yapılacak.
.
Sevgili ls2 açık olayım mı?
3-5 nesil insandan komut almış bir hayvanı düşünün. Özellikle bir köpeği. Sonra bunu doğaya geri salın ve özgür olmayı öğretin. Sürekli komut veren bir sahip bekleyecek. Sürekli doğrulanma onaylanma çünkü güdülendi. Tanrı buradaki set gibi.
Yani insanın Tanrıyla durumu bu...

Verilen varoluş kaygısı, travması, boşluğu ya da bireysel tanrının (vicdanın) koparılması umusu tam olarak bunu işaretliyor.
Bilgi edinerek, eylemi özerkleştirerek, toplumsal çemberler kurarak, grup etkinlikleri deneyerek, kendini belli süreçlere adayarak, ve kendine bu süreci hatırlatarak bireysel (ya da grupsal) bir oluş geliştirmeye çalışarak ve her türden özgürleşme deneyimi, sosyalleşme deneyimine katılarak çözüm üretilebilir..

Tanrıya değil türe aidiyet öne alınmalı anlıyor musun?

Yani bu kötü bi örnek olacak ama
Bir koyun sürüsü düşünün. İçinde kendinizi bir koyun olarak işaretleyin ve koyun varlığınızı çoban ile dolaylıyorsunuz. Bir de doğa da başsız özgür bir grup düşünün.
Kurt grubu köpek grubu farketmez. Alaska da mesela kar da başında insan olan bir grup..
Düşünün ki 5 köpek bir arada başlarında bir denetmen var insan ve o üstün varlık olarak gözüküyor. Siz o 5 köpekle ilişkilisiniz. O da doğal varoluşla ve özgürlükle. Kendinizi bu 5 köpekle o grupla özdeştirir ilişkşlendirirseniz ve insan varlığını aradan çıkarıp bu 5 varlığı da doğal oluşla ilişkilerseniz ...
Demek istediğim tam olarak bu. Tanrılar kendi yıkımlarını deneyimlemeli....
Bu bağ kurulduğunda, anlandığında o/tüm sınırlamalar ortadan kalkacak.
.
İncil'in bin yılları budur (temsili anlamda). Seçkincilik tuzağından arınmak gerekiyor.
(Ne kadar kötü ve bozuk bir tasvir ama sundum.)

Buna dair bir uygulama istenseydi ya da düşünme süreci şunu önerirdim.
Kendini yukarıda denilen sürü grubu gibi İngiliz, İtalyan, İsveçli Norveçli hatta Pakistanlı ve başka bir grubun içine götürüp taşımak ve ait hissetmek/aynı duyumsamak (birebir özdeştirmek) gibi bir şey önerirdim...

İnsanlar/varlıklar arasında ırklar bölmeyin iddia etmeyin ya da ırkları türleri ve çeşitleri alçaklık (üstünlük) yükseklik sıralamasına tutmayın. Düz matematiksel bir sınıflama. Üstünlük dahil bu söylenceleri kaldırın atın. Bunlar çeşitleme ya da kırmalar melezler olarak ele alınmalı.. Kırma soylar çok karmaşık. Varlık...

Soy, tür olarak soyaçekim olarak insan ataya, türsel ataya, hümanoit ataya aidiyet/soyaçekim beslemek. Bu konuşulmuyor şu an. Bilimsel gerçeklik değil. Realite değil. İnsanın türler kuramı çok karmaşık henüz gündem değil. Kan da ata bulunacak. Gelecek yüzyıl...
Baskın safkan ata var... Türler kırılmış yozlaştırılmış. Tanrı adındaki varlık uzaylı...
Doğa da bunu yapıyor kendi geçişlerle evrilerek.
Dünya-lar gezen tohumcumcular mesela. Türler karması/kırması sonra..
Baskın genleri olanlar farkında. Bunlar anlatılmıyor. Bilimsel gerçeklik değil..
Fizik varlık hiçbir şeydir bizler ölümlüyüz (yaşam sonsuz ya da varoluş bunu anlamak gerekiyor) kim olduğumuz değil ne yaptığımız önemli.
Fizik bedenin ve sınırlamalarının esaretinden (türsel esaretin esaretinden) kurtulmak.
Örneğin gelecekte başka türler ve deneyimler olabilenın özgür ruh düşün
Herşey olabilirsin son değil
 
Son düzenleme:

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
Burada özerklik ya da otonomluk kazanmak ve bireysel gelişim bireysel çaba gerekiyor. Bu zaten denilenlerin yadsınması , durumun görülmesi ve kabullenmesi yoluyla yapılacak.
evet . ana fikir bu. İnsan varoluşunun tüm sorumluluğunu üstüne almalı. (sorumluluğu babaya , tanrıya veya kendisi hariç herhangi bir dayanağa atmaktan vazgeçmeli)

ateist varoluşçuların çözüm öneriside budur. tüm sorumluluğu üstüne almak elbet ağır yüktür. ve insan bu ağırlık karşısında bunalır. (bunaltı)

Bir yandan tüm sorumluluğu üstüne alıp (hayata anlam kazandırma zorunluluğuda dahi) diğer yandan da varlık denen şeyin esasta manasız ve saçma olduğunu anlayan insan haliyle kaygı ve sıkıntı içinde kalır..

sürekli seçimler, sürekli oluşum ve sonunda tamlığa hiçbir zaman erişemeyeceği hissi..

neyse uzatmayım sonunda; İnsan bunaltıdır veya bunaltı benim sonucuna varılır.

peki bu üstadların çözümü nedir? çözümleri benim anladığım; bunaltı ile özdeş olmak ve carpe diemdir (anı yaşa).

aslında bir çözüm sunamıyorlar görüldüğü gibi..Tanrı veya başka bir üst dayanak ise işi basitçe hallediyor..erich frommda yazdıklarınızdan anladığım kadarı ile ateist varoluşçulardan farklı bir çözüm sunamamış..



Fizik varlık hiçbir şeydir bizler ölümlüyüz (yaşam sonsuz ya da varoluş bunu anlamak gerekiyor) kim olduğumuz değil ne yaptığımız önemli.
Fizik bedenin ve sınırlamalarının esaretinden (türsel esaretin esaretinden) kurtulmak.
Örneğin gelecekte başka türler ve deneyimler olabilenın özgür ruh düşün
Herşey olabilirsin son değil
Peki bu ne şimdi İçtenlik? bu sizin için bir dayanak mı?

bu şahsi anlam yaratma ,saçmadan ve nihilizmden kaçma. veya mutlak tamlığa ulaşma çabanız mı?
 

"ictenlik"

FSEditör
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,725
Puanları
48
evet . ana fikir bu. İnsan varoluşunun tüm sorumluluğunu üstüne almalı. (sorumluluğu babaya , tanrıya veya kendisi hariç herhangi bir dayanağa atmaktan vazgeçmeli)

ateist varoluşçuların çözüm öneriside budur. tüm sorumluluğu üstüne almak elbet ağır yüktür. ve insan bu ağırlık karşısında bunalır. (bunaltı)

Bir yandan tüm sorumluluğu üstüne alıp (hayata anlam kazandırma zorunluluğuda dahi) diğer yandan da varlık denen şeyin esasta manasız ve saçma olduğunu anlayan insan haliyle kaygı ve sıkıntı içinde kalır..

sürekli seçimler, sürekli oluşum ve sonunda tamlığa hiçbir zaman erişemeyeceği hissi..

neyse uzatmayım sonunda; İnsan bunaltıdır veya bunaltı benim sonucuna varılır.

peki bu üstadların çözümü nedir? çözümleri benim anladığım; bunaltı ile özdeş olmak ve carpe diemdir (anı yaşa).


aslında bir çözüm sunamıyorlar görüldüğü gibi..Tanrı veya başka bir üst dayanak ise işi basitçe hallediyor..erich frommda yazdıklarınızdan anladığım kadarı ile ateist varoluşçulardan farklı bir çözüm sunamamış..
Bunaltı kendinin karakteri olmalı ya da binyılların bilmiyorum.

Biz orayı (o bunaltı deneni şöyle inceliyoruz) .
Doğa da kediler var, kedi grupları var. Sonra doğadan kopmuş ve insan yanına alınmış kediler var. Bunlar fazla bireysellik ve özellik duyumsuyor. Rahatlık dahil kolaylık deneyimliyor. Binyıllar denilen bunun karşı arınma çabası. Doğaya ve doğal olana tekrar dönüş ya da bunu çözüş.
İnsanı o kedi gibi ele alırsak söylenecek hiç bir şey olmadığı görülüyor. İşte o kedi nihilist ve o durum binyıllar..

Kedinin iki yolu var, iki yönü. Ya sahibine benzeyecek ve dönüşecek ya eski doğasını/toplumunu doğal halini geri kanacak. Bu ikincisi zor ve binyıllar denen o.

Tek başına bireyin kendine yüklenmesi değil. Bireyin kendini sosyal olarak olgulaması ya da gerçekleştiemesi gerekiyor. Küçük takım ve gruplar içinde varolma..

Üstad denilenlerin (eğer öyle bir şeyler varsa ya da anonim gurular) bireye bireysel bir çözüm önereceğini sanmıyorum. Mevcut sınırlamalardan kurtulmak. Bu şöyle. Bir Kızılderili varoluş bunaltısı duymuş mudur acaba? O niye duruluyor? Modern kentlerde doğadan ve sosyal organizasyon ve bütünlükten kopuk, bireyci çemberlerde yaşıyoruz ve varoluyoruz. Çok fazla bireyselleştik. Bunu çözümleyince başka bir öneri sunulmuyor. Durumun kendi..
bu şahsi anlam yaratma ,saçmadan ve nihilizmden kaçma. veya mutlak tamlığa ulaşma çabanız mı?
Esaret esarettir. Bilmiyorum. Anlamın kendi de bir esaret olabilir.
Ben aksine mevcut oluşuna, oluş koşullarına yüklenen fazla anlamdan sözettim.
Yani içtenlik'in buradaki varoluşu geçici değil mi?
Doğal olan kedi bunrı tınlamıyor, içsel çatışma yok. İçsel çatışmanın tabanı ne?
Doğal olan kediye özel olduğu duygusu yüklenmedi. Rahatlıl kolaylık deneyimlemedi.
 
Son düzenleme:

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
Dediklerini anlıyorum dostum. ama "'doğaya ve doğal olana tekrar dönüş ya da bunu çözüş' ten kastını anlamadım. biz bilinç ve farkındalığımızla doğadan ayrılıyoruz.(frommun ikiye bölünmüşlük dediği de bu değil mi?) bu farkındalığı yok edip kendimizi doğanın bir parçası , türümüzün sıradan bir üyesi mi sayalım? veya ben aslında ben değilim doğanın ve türümün bir parçasıyım gibi mi düşünelim?

Yani içtenlik'in buradaki varoluşu geçici değil mi?
Doğal olan kedi bunrı tınlamıyor,

biz nası tınlamıcaz yani, bu nasıl mümkün olur? böyle bir kabulleniş mümkün mü?

Sanırım bu düşüncenin dayanağı determinizm, varoluşçuların en gıcık olduğu düşünce biçimi:p
 
Son düzenleme:

"ictenlik"

FSEditör
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,725
Puanları
48
Dediklerini anlıyorum dostum. ama "'doğaya ve doğal olana tekrar dönüş ya da bunu çözüş' ten kastını anlamadım.
Buna özünde çatışkı deniyor. Yani çatışkı olmazsa bilgi varolmaz gibi bir şey. Bunu çözüp anladıklarını düşünenler az çok aynı şeyi deneyimler ve söyler. Doğa da çatışkılar var, zıtlıklar (zihin düzeyinde dualiteler) var, verili ve evren belli zıtlıklar/çatışkılar üzerine kurulmuştur. (ya da belki bunlar yapay ve ilüzyondur ama gerçeğin tüm doğası ilüzyondur)
İnsanın verili çatışkısı bu...
Bunu materyalizmde söyler ama hiç materyalist olmayan Bruno da.
Karşıtlık ya da ikiuçkuluk (çatışkılar) olmaksızın indirgeyemiyoruz... Bruno duygularla varoluşu ölçmek der. Çatışkı burada işlev görüyor...

Burda anlaşılmayan şu. Bir kuşu kafeste beslersem özgürleştiremem. Onu bir odaya salarsam ya da hayvanat bahçesi gibi kısa bir faunaya ve git özgürleş dersem varoluş bunaltısı deneyimler ya da kutsal korkusu diyelim..
Özgür kuşla hiçbir bağı kalmamıştır. Boşluk ya da Nihilizm..
Burada oluşan bir atalet var.
Doğada ki kuşun çatışkısı yok.aynı değil

Onlarca nesil doğal ortamından koparılmış kuşları düşün. İnsanın uygarlık ya da kentleşme ya da yüksek varlıklara öykünme adında gerçekleştirdiği bu.
Kuş insana öykünüyor.. Özgür bir doğa bulamıyor.
Burada kuşu yukarıdaki kedi olarakta düşünebiliriz.
Kuş ya da kedi diyor ki Ben kuş ya da kedi toplumuyla ne yapabilirim. Ben insanla/Tanrıyla bir şeyler yapmak vakit geçirmek (onun benle vakit geçirmesi) tanrılık/insanlık öğrenmek istiyorum ya da insan olmayı deneyimlemek istiyorum ya da böyle iyiyim rahatım ben özgürlüğü bilmiyorum arayamam da.

Sanırım bu düşüncenin dayanağı determinizm, varoluşçuların en gıcık olduğu düşünce biçimi:p
İn-determinizm ve kuantum fraktallar değilse odur. Bilmem...
 
Son düzenleme:
Tepkiler: ls2

"ictenlik"

FSEditör
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,725
Puanları
48
Kutsala duyulan korku denen varlığın bağımını işaretliyor. Doğadaki kaplan insan dan korku duymaz. İnsan onu istila etse bile (kaçar dövüşür vs) ama bir kapalı alana alınıp insan tarafından pataklanmış kaplan duyar. Öğrenilmiş çaresizlik deneyimler.

Yine de özgürlük ve bilgi problemini işaretliyor ya da tutsaklıkın ve bağımın kendi. Bağım realite de olabilir. İnsandan bunalmış (resmen kendi sahibinden bunalmış) köpeği düşünün. Sokağa mı çıkacak. Sokakta özgürlük arıyor. Mümkün mü? Diğerlerinr soruyor çöp karıştırıyoruz diyorlar, biraz özgür seks var diyorlar, birlikteyiz arkadaşız diyorlar onlarda bir şey diyemiyor. O da onlara soruyor doğa da yaşayan doğal köpek grupları var mı yok mu onlar nasıl onlara mı geri döneceğiz dönebilir miyiz ya da nasıl aşılacak bu sıkıntı?
İşte burda bir köpek çıkıyor üzülmeyin aldırmayın köpek varlığınız geçici yaşam akıyor takılmayın diyor.
Bir köpekte tüm köpekler birleşin diyor.
Realiteyi yadsıyamayız değiştiremeyiz...

Bilgiyle objektif yüzleşmeliyiz, olanla-oluşla. Bu subjektif deneyimini biraz askıya uğratabilir bizi zorlayabilir ancak yaoacak bir şey de yok.
İnsan sonsuz mutlu olamıyor...
 
Tepkiler: ls2

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,886
Puanları
48
dostum öncelikle şunu söyleyim bu kez mükemmel ifade etmişsin..

herşeyin temeline bakmaya çalışan,sadeleştiren/basitleştiren düşünce biçimim gereği ne anladığımı (anladığımı geri dönüş maksadı ile) yazmak istiyorum; (temel noktayı )

varlık sonsuzdur. bizlerde bu varlığın bir parçasıyız. verili zihnimiz gereği,geçici bedenimizi/kendimizi ayrı zannediyoruz. (özünde çatışkı) kendimizi ne dünya ile ne cosmosla sınırlamayalım bizler varlığın parçasıyız.

bu sınırlamaların nedeni doğamızdan kopmuş olmamızdır. (biz zaten sonsuzuz ancak zihnimiz sonlu-sonsuz ayrımı yapmadan (karşıtlık) çalışamamakta buda bunaltıya yol açmaktadır.(yada kutsal korkusu denilene)

eleştirim;

bu düşünce veya inanç reankarnasyonun daha gelişmiş versiyonu gibi birşey. dayanağınıda varlığın ve varoluşun gizeminden/açıklanamazlığından alıyor gibi. (senin varlığa dair düşüncelerini biliyorum daha önce tartışmışlıgımıza dayanarak (kasyopya -maharaj)

ben yine aynı şeyi tekrarlıyacağım; bu düşüncenin delilleri bana göre yetersizdir.

ama şunu da belirteyim bu olabilir. aklımda varlığı varoluşu dönderdiğimde aklım duruyor, akıl almaz bir hayret vericilik! nereden geldi bunlar! ve lanet olsun ki böyle birşey varsa bile gerçek olup olmadığını hiçbir zaman anlayamayacağız. (değişerek ,dönüşerek devam eden sonsuzluktan bahsediyor çünkü. her 'ben'imiz sonludur. (veya başka deyişle hiçbir benlik sonsuza kadar devam edemez demiştiniz)

ve şunuda belirteyim Tanrı düşüncesinden giderek uzaklaşmayım, samimiyetimle söyleyim eskisine göre daha yakınım sizin bu düşüncelenize... dinleri ve tanrı fikrini zehir gibi aşılamışlar hepimize bundan arınmak gerçekten zaman istiyor..
 

"ictenlik"

FSEditör
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,725
Puanları
48
Anlaşılmış hissediyorum.
Çok yakın... Güzel bir açıklama ve özet olmuş
Ontoloji için bizim dayanağımız öylr. Algımız da ve yapılandırmamızda.

Ama özelde şunları söyleyebilirim..
Sınırlamanın nedeni snırlamanın aslında kendi varoluşu. Objektifin subjektif bölümlemeleri. Bu devimin bir yönü oldukça da zorunlu..
Bütün kendini parçalardan deneyimleyebilir.
Yani bir ölçü de parçalanmış olmak ve sınır deneyimi olmak zorunda.

Bunaltının nedeni doğamızdan kopmuş olmamız ya da yol ayrımı... Ya da yukarıdaki.zorunluluğun bize yansıması ve artık bunun görülme kavşağına yaklaşma.

Kutsal korkusu deneni doğadan kopuş denenin ataleti ile birlikte aslında üst üstün varlığa bağım ve oradan alınan kontrolde oluşturuyor. Ama bir yol ayrımı var.

İnsanın parçalı gerçeğinde de insan hayvan bağını temsil eden gibi bir (Tanrı olmayan) bir üst varlık bağı var. Bu genetik ata değil ancak genetiğe kendi çıkarları doğrultusunda müdahale etmiş. Biz bu varlıktan korkuyoruz çünkü bizden güçlü ve üstün.
İnsan örneği tıpkı insandan korkan kurt köpeği örneği gibi. Bilindiği üzere o tür insan tarafından melezlenmiş. Bunun bir değişik versiyonu da insan melezleme/çaprazlamaları olarak var.

Yol ayrımı denense şu. Eski yola mı döneceğiz sahiplerin peşinden mi gideceğiz...
Bunun bizim gerçeğimizdeki en yakın temsili Kapitalizm Komünizm ayrımı gibi. Tam öyle olmasa da...
 
Tepkiler: ls2

elbisss

Aktif üye
Katılım
28 Mar 2019
Mesajlar
153
Puanları
28
Kaybetme korkusu ona ulaşamama korkusu insanın içerisinde herdaim yaşayan bir süreçtir İnanan insan seven ve gönülden bağlanan insandır onun arzusu dini gerekliliklerini olabildiğince yaşama arzusudur...

İnsanda ki düşünce insanın aklı iradesi ile birleştiğinde insanın dünyada ki büyük gelişimine olanak sağlıyor bugünlerin gelişmiş dünyasındaysak zaman içerisinde geçmişten gelen akli irademizi düşüncelerimizle harmanlayarak kullandığımız için fakat ben daha ilerisine gitmek istiyorum gelecekte öyle bir gelişmiş dünya olacak ki bu dünyanın yani çağın adı ise MEGA ÇAĞ olacak fakat öncesinde Robotıc ÇAĞ ı tüm insanlık görecek yakın gelecekte akıllı araç gereç ve kullanım süreçlerini göreceğiz bizler bu zamana yetişebilirmiyiz bilemem ama bizden sonraki yeni doğanlar bu çağı fazlasıyla görecekler Mega Çağ dan sonra dünyada ne olur bilemem belkide insanın kendi eliyle ürettiği robotlar insanlığın farklı sonunu hazırlayabılır ve belkıde 4.dunya savası robotlara karşı tas ve sopalarla olabilir bilinmez.

İnsan hayatında herşeyden korkan bir varlıktır çünkü içgüdüleri ve yaşamsal yaşama arzuları vardır dünyada korkmayan insan yoktur nedenler ve süreçler farklı olsada aslında insan hayata arzuyla fazlasıyla baglı olandır...

Dunyada ki dinlerin varoluşsal sebeplerin en başlıcaları ise hataya megıl vermiş olmamızdır hatasız yoktur ınsanın pusulası olmadan ınsanın rotası olmadan gemıyle yol bulabılmesı puslu ve karanlık gecelerı aşabılmelerı çok zordur..

Sana yalan gözuken bıze olması gereken dogru olan gozukur ınsanlar kısısel tercıhlerını kendı ıc dunyalarında yasarlar ve bazen bu hal oyle bır yapısallık alır kı nerede ne arayacagını nasıl bulacagını bılemez bız boyle ınsanlara karanlık gecede rotasını kaybetmıs ınsan derız gecede fener olup yolu aydınlatmak el uzatmak ıse guzel ınsanların sunabılecegıdır mayada eksıklıkler oldumu o mayadan yapılan yogurt lezzetı vermez...

Korkularımız hayata fazlasıyla baglılıklarımızdan gelır bazen hayatı akışına bırakmak gerekır cunku hayat devam edıyor.Dinler insanlara yanlışları göstirir dogruya yönlendirmede yardımcı olur.

Böyle.