Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Hak kelimesi bu tartışmaya sessizce bir borçlu getiriyor. Mutluluk bir hakkıysa, birisi onu bize borçlu olmalı: toplum, devlet, sevgili, kader. Oysa Camus'nün Sisifos'u taşını her seferinde tepeye yuvarlarken kimseden hesap sormaz; mutluluğu varacağı bir sonuç olarak değil, taşı taşıyışının kendisinde bulur. Bence bu, mutluluğu bir alacak olmaktan çıkarıp bir yüklenme alanına taşır. Hak talep edilir ve karşılığı gelmediğinde öfke doğar; sonuç beklenir ve gelmediğinde hayal kırıklığı. Ama yüklenilen bir mutluluğun kaybı kime yazılabilir? Nejdet Evren'in mutluluğu paylaşılan bir süreç olarak görmesine katılıyorum, yine de paylaşmanın da bir borç doğurmadığını düşünüyorum; birlikte taşımak ile birbirine borçlu olmak aynı şey değil. Tanımlamaya gelince, tanım yaşanan şeyin üstüne bir kılıf geçirir. Kılıf dışarıdan bakanın işine yarar, taşıyan içinse ağırlık her seferinde yeniden kendisine aittir. Belki de mutluluğun ne olduğu, onu kimin taşıdığına dair cevapta saklı.