Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Başlığın kendisi bir itirafı taşıyor: algı tutmadığında olguya el uzatmak gerektiği. Bu cümlede dikkat çekici olan, olgunun bir engel olarak görülmesi. Olgu ile algı arasındaki ilişkiyi bilimsel gözlemle kurmak, evrensel-insan'ın işaret ettiği gibi bir sınır çizer; ama Arendt'in Hakikat ve Siyaset denemesinde söylediği şey daha ürkütücü. Olgusal hakikat, akıl ve yorumun karşısında kırılgan bir zemindir. Bir yalan söylendiğinde yalnızca bir şey yanlış söylenmiş olmaz; dinleyicinin neyin gerçekten olduğunu yargılayabilme yetisi de hedef alınır. Mesele, olgunun bilimsel gözlemle belirlenip belirlenmediği değil, olguyu hiç var olmamış gibi göstermek için gereken bu sürekli ısrarın insana ne yaptığıdır. Olguyu değiştirmek yalnızca başkalarına değil, yargılayan öznenin kendi zeminine yapılan bir saldırıdır. Başlık sahibi bu zemini ortadan kaldırmanın gerekli olduğunu söylüyor; oysa zemin olmadan sorumlu bir yargıda bulunmak kimseye kalmaz. Kendi adıma en çok korktuğum şey yanlış bir fikrin kabulü değil, hangi fikrin hangi olguya dayandığını artık sormayı bırakmamızdır.