Neler yeni

Siyasal İslam

Leonardo18

Üye
Katılım
14 Eyl 2016
Mesajlar
60
Puanları
8
Ben başından beri bunun böyle olamayacağını söylüyorum. Özcan Y.'de bana katılıyor. Ciddi bir yorum sorunu asırlardır var. Atatürk'ün devlete bağlı bir dinayet bakanlığı kurma sebebi de zaten bu.

1) Kadından korkma diye bir şey yok. Mesela Cirit adasına gidin. Oranın geleneksel kadınları da siyah ve kapalı giysiler giyerler (Ortodoks Hıristiyan olmalarına rağmen. Hatta 19 yy Tablolarına filan bakarsanız Avrupalı kadınların çoğu uzun etekli ve başları kısmen veya tamamen örtülüdür. Arap kadınlarında bu yaygındır. Ankara' Anadolu Medeniyetleri müzesine gelin. Hitit döneminin kadınlarının 1950'lerin orta-Anadolu köy kadınlarına benzer şekilde giyindiklerini görürsünüz.

Açık havaya çıkmayan kişi bilemez. Rüzgar / Güneş / Soğuk / Sıcak bunlar insanın tenini tahriş eder. Bu yüzden özelikle tarlada çalışan veya kuru iklimlerde yaşayan kadınlar genelde örtünürler. Bir tek Antik Mısırda bunun tersi oluyor. Minos uygarlığı gibi uygarlıklarda tersi oluyor. Ama Antik Yunan + Roma medeniyetinde bile kadınların belirli düzeyde giyinmeleri bekleniyor.

Dİnde insanların kendi düşüncelerini "din" olarak satma durumu vardır. Yani "Alim" sıfatı olan kişi kendi düşüncesini "Dİn bunu emrediyor" diye satması sorunu vardır.

Ve din yaptığı hataları kabul etmemektedir. Hıristiyanlıkta da mesela pedofil papazlar olayı var. Kilise düzinelerce çocuğu cinsel olarak suiistimal eden papazları korumaktadır. Çünkü dini kurumlar için "Biz yüzyıllar boyunca yanlış biliyorduk, Size de yüzyıllar boyunca yalan söyledik" demek çok zordur.

Tasavvuf da bununla ilgili. Bundan 1000 sene önce, Hz. Muhammed'den 400 sene sonra insanlar dini sorgulamaya başlamışlar.

Sana Arapların uyuyarak oruç tutma adetinden söz ettim.


Diyorsun ki "tek din vardır". Tek din var ise, Niye Türkiye'de adam günlük mesaisine giderken oruç tutuyor da Araplar saati değiştirip Öğleden sonra 3 - Akşam 7 arası oruç tutuyor? En basit örnek.

- İslamda örtünme varsa bu kadına "senin bedenin sana aittir" demek için vardır (bu öyle bir örtünme değil).

Peki "dindar" kişi ne yapıyor?

- Tam tersini: "Bedenin sana ait değildir, erkeğe aittir, sen onun malısın" demek için kullanılır. Yani tam tersi.

Benim yorumumda "Zina" şudur:

Para karşılığı seks %95 Zina'dır. Yani cinselliği iğrenç bir şekilde yaşamaktır. birbirini seven 2 gencin cinsel ilişkiye girmesinde sorun yoktur. Tabi temiz olacaksın, önlemini alacaksın. Bilinçli seks yapacaksın. Onun haricinde sorun yok.

Ama: Hiçbir din eşcinselliği onaylamaz mesela (benim bildiğim). Hiçbir din mini-eteği de onaylamaz. İffetli olmayı savunur. Hiçbir din evlilik dışı seksi teşvik etmez. Evlilik kurumunu ve çocuk yapmayı öne çıkartır. gerçek bu.

- Kadının vücudundan ancak çarpık zihinli insanlar korkar. Ben bile korkmuyorsam din niye korksun. Bunlar saçmalıktır.

- Ganimet olayı da muhtemelen tam tersidir. Fatihin orduları Istanbul'a girdiğinde yağma ve tecavüz olmamıştır (diye biliyorum). O yüzden din muhtemelen bu konuda da bunun tam tersini önermektedir.

- Sen samimi olarak ahlakın yüzüne peçe örtmekle alakalı olduğunu düşünüyor musun?

/Neyse. Bunun saçmalık olduğunu şuradan biliyordum. Yıllar önce öyle bir arkadaşım vardı. Ben de gencim. Cİnsel özgürlük konusuna inanıyorum. Bu da beni kazanmak istiyor. Şöyle diyor "cinsellik erkeğe değil kadına yasaktır". - Nasıl yani. Diyorum. Bu da bayağı. "Evet erkeğin ihtiyacı vardır ama kadının yoktur" fikan demeye başlıyor. Kapı kapı gezen seyyar satıcı zihniyeti.

Oysa: Plajlarda erkeğin se dizinin altından göbeğinin üstüne kadar örtünmeleri gerekmektedir. Ve kadın için geçerli olan Erkek için de geçerlidir. Bizim yağlı güreşçileri bilirsiniz. Erkeğin toplum içinde maksimum soyunma oranı, dine göre, normalde odur. Ama bakın arap erkeklerine. Adam iyi yanmak için slip mayo çeker, 8 yaşındaki kız çocuğu başörtüsü ile denize girer.

- Ben o çocuğun o haline isyan ediyorum. Din mantığa dayanmıyorsa din değildir (açıkladım). O zaman mesela çocuğun hareketini engelleyen bir şeyi çocuğuna nasıl dayatırsın?

Herkes biliyor: Spor yapmak / denize girmek / biraz güneşlenmek bedene / sağlığa iyi gelir. Hatta zorunluluktur. Bunu engelledin mi? - O zaman günah işledin. Bedenin sağlıklı olmasına engel oldun. Benden sana emanettir. Sen bedenini ya da eşinin bedenini hor kullanıyorsun. Bitti. Bu kadar.

Onun için (inanmasan bile) sana Yaşar Nuri Hoca Okumanı öneririm. Bizim çocukluğumuz TV'de bunları sürekli açıklardı. Şimdi vefat etti. Okuman gerekiyor.

+ Bu tür tartışmalar hep var hep olacaktır. Laikliğin / sekülarizmin tercih edilmesinin sebebi budur.

Mesela Fransa geçen sene tutuklanan pedofil papaz ve onun başındaki papaz olayını belki duymuşsunuzdur. Bu yargılama ve tutuklama laik devlet eli ile gerçekleşmiştir. Çünkü kilise bu tür şeyleri örbas etme ve bunlara göz yumma eğilimindedir.

İslam'a inanılan ülkede örtülü öğretmen / devlet görevlisi istemememin sebebi budur. "İslami toplum" = "yozlaşmış / bozuk toplum"

cevap yazarsan bunları sana tek tek açıklarım. :)
 

Leonardo18

Üye
Katılım
14 Eyl 2016
Mesajlar
60
Puanları
8
Yani olay siyasallaştırmadan önce, çeşitli toplumların kültüründe var.

Çeşitli dinlerde kadınların iffetli / namuslu olmasına önem veriliyor çünkü aileyi korumak gerekiyor, + o zamanlar korunma yöntemi filan yok. istenmeyen gebelik / cinsel hastalıktan korunmak için bu bir çeşit zorunluluk.

Çarpık dinde ise: "Kadın benim malımdır, kendim bile doğru dürüst göremiyorum, zaten kimse de görmesin" anlayışı var.

Biz bu sonuncuya karşıyız. Çarpık din olduğu için.

Tabi, Türkiye'de bu bir "camiler miğferimizdir, minareler süngülerimizdir" meselesidir. Tamamen şov amaçlı. Artık dini konu da değil. Dini kullanarak güç elde etme çabası.

Bu son iki unsurda dinde yasaktır. Birincisi dinin çarpıtılmasıdır. İkincisi, Kuran'daki Firavun hikayesi gibi, dinin siyasallaştırılmasıdır.

Ki bu büyük bir baş belasıdır. Siyasal din: Papalık + Katolik kilisesi, Avrupa'da yaşanan savaşların çoğunun sebebidir. 1500'lü yıllarda her yerde farklı mezhepten Hıristiyanlar bu yüzden birbirlerini kırmışlar. Bu olay da ancak 1800'lerde laiklik + Ulus Devlet zihniyeti sayesinde son bulmuş.

İslam dünyasına bakın: Osmanlı zamanında Türk - Arap Savaşı vardı. Şimdi Mezhep savaşları var. Eskiden İran-Irak savaşları olurdu. Şimdi Libya'da derebeyleri savaşıyor. Diğer taraftan bir takım adamlar kendini "halife" ilan ediyor filan.

Yani Siyasal İslamın başarılı olduğu tek dönem orta çağ idi. O döneme uygun olduğu için bu sistem İslamın büyüyüp gelişmesini sağlamış. 19 yy'dan itibaren zaten Arap miliyetçiliği filan gelişiyor. Sonra biri düğmeye basıyor, 1970'lerden itibaren böyle bir dine dönüş çabası var.

Ben bu mantıksızlığı anlamıyorum. Siyasal İslamcıların neyi savundukları bile belli değil. + İran / S.Arabistan olayında olduğu gibi, bütün işleri kendileri gibi Şeriat olan ülkelerle savaşmak.

Hepsi de tamamen güç oyunu. Toplumsal sözleşmenin amacı bu türden güç oyunlarını bitirerek, gücü tekrar halka vermektir. Zaten de bu sebepten, yayılmasından korktukları için, Müslüman bir ülkenin laik olabilmesini sindiremiyorlar, ve bence Erbakan zamanından beri bu tür kişileri S. Arabistan + İran finanse ediyor. Feto'ya da bence bunlar para veriyor. Petrol zengini prensler + İran. Be öyle diyorum.
 
Tepkiler: ls2

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,841
Puanları
48
Ben başından beri bunun böyle olamayacağını söylüyorum. Özcan Y.'de bana katılıyor. Ciddi bir yorum sorunu asırlardır var. Atatürk'ün devlete bağlı bir dinayet bakanlığı kurma sebebi de zaten bu.

1) Kadından korkma diye bir şey yok. Mesela Cirit adasına gidin. Oranın geleneksel kadınları da siyah ve kapalı giysiler giyerler (Ortodoks Hıristiyan olmalarına rağmen. Hatta 19 yy Tablolarına filan bakarsanız Avrupalı kadınların çoğu uzun etekli ve başları kısmen veya tamamen örtülüdür. Arap kadınlarında bu yaygındır. Ankara' Anadolu Medeniyetleri müzesine gelin. Hitit döneminin kadınlarının 1950'lerin orta-Anadolu köy kadınlarına benzer şekilde giyindiklerini görürsünüz.

Açık havaya çıkmayan kişi bilemez. Rüzgar / Güneş / Soğuk / Sıcak bunlar insanın tenini tahriş eder. Bu yüzden özelikle tarlada çalışan veya kuru iklimlerde yaşayan kadınlar genelde örtünürler. Bir tek Antik Mısırda bunun tersi oluyor. Minos uygarlığı gibi uygarlıklarda tersi oluyor. Ama Antik Yunan + Roma medeniyetinde bile kadınların belirli düzeyde giyinmeleri bekleniyor.

Dİnde insanların kendi düşüncelerini "din" olarak satma durumu vardır. Yani "Alim" sıfatı olan kişi kendi düşüncesini "Dİn bunu emrediyor" diye satması sorunu vardır.

Ve din yaptığı hataları kabul etmemektedir. Hıristiyanlıkta da mesela pedofil papazlar olayı var. Kilise düzinelerce çocuğu cinsel olarak suiistimal eden papazları korumaktadır. Çünkü dini kurumlar için "Biz yüzyıllar boyunca yanlış biliyorduk, Size de yüzyıllar boyunca yalan söyledik" demek çok zordur.

Tasavvuf da bununla ilgili. Bundan 1000 sene önce, Hz. Muhammed'den 400 sene sonra insanlar dini sorgulamaya başlamışlar.

Sana Arapların uyuyarak oruç tutma adetinden söz ettim.


Diyorsun ki "tek din vardır". Tek din var ise, Niye Türkiye'de adam günlük mesaisine giderken oruç tutuyor da Araplar saati değiştirip Öğleden sonra 3 - Akşam 7 arası oruç tutuyor? En basit örnek.

- İslamda örtünme varsa bu kadına "senin bedenin sana aittir" demek için vardır (bu öyle bir örtünme değil).

Peki "dindar" kişi ne yapıyor?

- Tam tersini: "Bedenin sana ait değildir, erkeğe aittir, sen onun malısın" demek için kullanılır. Yani tam tersi.

Benim yorumumda "Zina" şudur:

Para karşılığı seks %95 Zina'dır. Yani cinselliği iğrenç bir şekilde yaşamaktır. birbirini seven 2 gencin cinsel ilişkiye girmesinde sorun yoktur. Tabi temiz olacaksın, önlemini alacaksın. Bilinçli seks yapacaksın. Onun haricinde sorun yok.

Ama: Hiçbir din eşcinselliği onaylamaz mesela (benim bildiğim). Hiçbir din mini-eteği de onaylamaz. İffetli olmayı savunur. Hiçbir din evlilik dışı seksi teşvik etmez. Evlilik kurumunu ve çocuk yapmayı öne çıkartır. gerçek bu.

- Kadının vücudundan ancak çarpık zihinli insanlar korkar. Ben bile korkmuyorsam din niye korksun. Bunlar saçmalıktır.

- Ganimet olayı da muhtemelen tam tersidir. Fatihin orduları Istanbul'a girdiğinde yağma ve tecavüz olmamıştır (diye biliyorum). O yüzden din muhtemelen bu konuda da bunun tam tersini önermektedir.

- Sen samimi olarak ahlakın yüzüne peçe örtmekle alakalı olduğunu düşünüyor musun?

/Neyse. Bunun saçmalık olduğunu şuradan biliyordum. Yıllar önce öyle bir arkadaşım vardı. Ben de gencim. Cİnsel özgürlük konusuna inanıyorum. Bu da beni kazanmak istiyor. Şöyle diyor "cinsellik erkeğe değil kadına yasaktır". - Nasıl yani. Diyorum. Bu da bayağı. "Evet erkeğin ihtiyacı vardır ama kadının yoktur" fikan demeye başlıyor. Kapı kapı gezen seyyar satıcı zihniyeti.

Oysa: Plajlarda erkeğin se dizinin altından göbeğinin üstüne kadar örtünmeleri gerekmektedir. Ve kadın için geçerli olan Erkek için de geçerlidir. Bizim yağlı güreşçileri bilirsiniz. Erkeğin toplum içinde maksimum soyunma oranı, dine göre, normalde odur. Ama bakın arap erkeklerine. Adam iyi yanmak için slip mayo çeker, 8 yaşındaki kız çocuğu başörtüsü ile denize girer.

- Ben o çocuğun o haline isyan ediyorum. Din mantığa dayanmıyorsa din değildir (açıkladım). O zaman mesela çocuğun hareketini engelleyen bir şeyi çocuğuna nasıl dayatırsın?

Herkes biliyor: Spor yapmak / denize girmek / biraz güneşlenmek bedene / sağlığa iyi gelir. Hatta zorunluluktur. Bunu engelledin mi? - O zaman günah işledin. Bedenin sağlıklı olmasına engel oldun. Benden sana emanettir. Sen bedenini ya da eşinin bedenini hor kullanıyorsun. Bitti. Bu kadar.

Onun için (inanmasan bile) sana Yaşar Nuri Hoca Okumanı öneririm. Bizim çocukluğumuz TV'de bunları sürekli açıklardı. Şimdi vefat etti. Okuman gerekiyor.

+ Bu tür tartışmalar hep var hep olacaktır. Laikliğin / sekülarizmin tercih edilmesinin sebebi budur.

Mesela Fransa geçen sene tutuklanan pedofil papaz ve onun başındaki papaz olayını belki duymuşsunuzdur. Bu yargılama ve tutuklama laik devlet eli ile gerçekleşmiştir. Çünkü kilise bu tür şeyleri örbas etme ve bunlara göz yumma eğilimindedir.

İslam'a inanılan ülkede örtülü öğretmen / devlet görevlisi istemememin sebebi budur. "İslami toplum" = "yozlaşmış / bozuk toplum"

cevap yazarsan bunları sana tek tek açıklarım. :)
dostum ben basit düşünmeyi ve her düşüncenin temeline bakmayı seven biriyim. bu nedenle tüm bu yazdıklarına karşılık öncelikle ana bir sorum olacak. böylece düşüncelerini üzerine kurduğun temeli anlamaya çalışacağım.(sanırım ondan sonra daha verimli tartışabiliriz)

anladığım kadarı ile dine ''mantık'' kıstasi ile yaklaşıyorsun.(yanılıyor olabilirim)

tam nasıl ifade edeceğimi bilemedim ama ana sorum şu;

kendi din anlayışında kullandığın ölçü ne? ve bu ölçünün dayanağı ne? (başka bir deyişle neden geleneksel olarak bu zamana kadar gelmiş anlayışlara /yorumlamalara/analizlere inanmayalım da sana inanalım?)
 

Leonardo18

Üye
Katılım
14 Eyl 2016
Mesajlar
60
Puanları
8
İlk olarak ben din adamı değilim. Bu yüzden büyük oranda belirli kişilerin savundukları düşüncelere inanmayı tercih ediyorum (Kendisi din adamı olmayan çoğu kişi gibi).

Bir yandan da aslında bana genç yaşta öğretilen şeylere inanıyorum. Bana öğretilenler AKP öncesi Türkiye'nin genel İslami görüşleridir. Bu inançların bazılarını zaman içinde kaybettim, bazılarını halen muhafaza ediyorum.

Benim bu yargılarımın temelini soruyorsun: Mantık konusunu zaten açıkladım. Benim Descates'in teorilerine benzer bir teorim var. Mesela bir yerde "Tanrı evrenin kitabını matematik dilinde yazmıştır" diye diye bir şey okumuştum. Yani yaşadığımız evren matematik temelinde yazılmışsa, ve bu evrenin bir yaratıcısı varsa, bu varlık mantıklı bir varlık olmalıdır. Bu yüzden onun "önerileri" diye bir şey varsa (Ki din temelde budur). Bu öneriler mantıklı olmak zorundadır.

Mesela "40 C sıcakta yedi yaşındaki kıza başörtü bikini giydir kendin (babası olarak) yanında slip mayo ile dur" diyorsa 2 olasılık vardır:
  1. Bu Tanrı mantıksızdır. Ama Tanrı "En yüksek varlık" değil midir? - "Değildir" diyorsan, o zaman Yunan mitolojisindeki gibi insani özellikleri olan kıskanan, intikam alan, yalan söyleyen, Kadınları hamile bırakan, çapkınlık yapan, birbiriyle rekabet eden, Ya da Eski Ahitteki Tanrı gibi mesela "intikam alan" insana benzer bir Tanrı'ya inanıyorsun demektir. Oysa ki Müslümanların Kutsal kitabındaki Tanrı böyle değil. Sadece İsimlerine bakarak anlayabilirsin. Benim anlayışım "en yüksek varlık" olan bir yaratıcıdan söz ediliyor.
  2. Biz anlamıyoruz. Yani ben "7 yaşında çocuğun ne günahı var? Bu çocuğun teni güneş görmeyecek mi? Biraz deniz suyuna ihtiyacı yok mu? Rahat hareket etse iyi olmaz mı? Kadına bu kadar eziyet eden inanç olabilir mi?" dediğimde yanlış yapıyorum. Yani ben cahilim. Orada benim anlamadığım bir şey oluyor. Mükemmel varlık olan Tanrı orada benim göremediğim bir şey görüyor. Belki Güneş + Deniz suyu cilt kanserine sebep oluyor filan. (ki zannetmiyorum öyle bir şey olduğunu).
Yani başka konulara da girecektim. Ama Hayır. Şimdilik sadece mantıktan söz edeceğim.

Çünkü eski dinler ile modern dinler arasında bir fark var. En büyük fark da bu. Eski dinlerde de bir takım alegoriler, benzetmeli anlatımlar var. Ama tek tanrıcı dinlerde bu benzetmelerin önemi azalıyor. Arkasındaki düşünceler / kavrayışlar daha çok önem kazanıyor. Ki bunların en önemlisi de bence mantıktır.

Bizde de cennetteki yılan benzetmesi filan var örneğin. Ama eski dinlerde mesela güneş, Amon-Ra'nın arabası olarak kabul edilirdi, Şimşek Thor'un çekicini sallamasından kaynaklanırdı, Mevsimler Freya'nın yer altında inmesinden ve Wotan tarafından kurtarılıncaya kadar orada kalmasından filan kaynaklanırdı.

Yeni dinler, daha bilimsel bakarlar. Hatta Yahudiler galiba ölüm sonrası hayata bile inanmıyorlar (Bazı yorumlara göre). Mesela Yerküre'nin Atlas'In sırtında durduğuna da inanılmıyor. "Evren tanrı tarafından yaratılmıştır" deniyor. Yani olayın "hikaye" kısmı azalıyor. "Mistik, anlamsal, felsefi" yönü artıyor.

Bu yüzden evet. Cevap: Mantık. Yeni dinler daha mantıklı (olmalı). :)
 

Leonardo18

Üye
Katılım
14 Eyl 2016
Mesajlar
60
Puanları
8
Bu kendi yazdıklarım bana Eski Ahitteki Hz. Musa'nın on emri alma hikayesini anımsatıyor. Musa Dağa çıkıyor, Yanan ateş ile konuşuyor, ve tıpkı 1956 "On Emir" filmindeki gibi dönünce bir bakıyor, Buzağılar yapılmış, festival düzenlenmiş, Put'a tapınılmış, (Filmde gösterilmiyor ama o zamanlar dini festivallerde cinsellik filan da yaygındı).

Bu hikayeye ben tamamen inanmıyorum. Yahudi halkı Firavundan kurtulmuş, denizler aşılmış, çöller geçilmiş, insanların filmdeki gibi salak olacaklarına ben inanmıyorum (Daha Başlarında peygamberleri var, 2 günde hemen şaşırıp puta tapmalaları bence olanaksız).

Önemli olan hikayenin mecazı. Bu mistik kitaplarda da vardır. Bu konuya burada giremem. Derin bir konu. Ama anlatılan şey nefsin herşeyi çarpıtmak konusundaki kabiliyeti ve ısrarcılığı. Yani Tanrı bir şey söylüyor, İnsan önce bunu anlıyor, İnsan bunu çarpıtıyor, Tanrı hatırlatıyor, İnsan tekrar önce anlıyor, İnsan tekrar çarpıtıyor. BU dediğimi dinin kendisi söylüyor: Bir emir ya da bilgi, ya da mesaj geliyor. Her seferinde, önce anlaşılıyor, sonra çarpıtılıyor ve amacından saptırılıyor.

3 kere yazdım. Semavi dinlerin konusu bu çünkü. Adem, Nuh Tufanı, İbrahim, Son peygambere kadar. Yani dinin çarpıtılabildiği konusu semavi dinlerin 1 numaralı konusu zaten.

Neyse çok da girmeyeceğim Ama mesela Alın size On Emir (Yahudilik / Hıristiyanlık + İslamın temeli):

"
  1. Karşımda başka ilahların olmayacak.
  2. Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.
  3. Yehova'nın, Rab'ın ismini boş yere ağza almayacaksın.
  4. Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın. Altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın, fakat yedinci gün efendin Rab'e Sebttir. Sen ve oğlun ve kızın, kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan garibin hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı.
  5. Babana ve anana hürmet edeceksin.
  6. Öldürmeyeceksin.
  7. Zina etmeyeceksin.
  8. Çalmayacaksın.
  9. Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın.
  10. Komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine, yahut öküzüne, yahut eşeğine, yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin. (Wikipedia)"
-Hangisi saçma bunların?
- Mantıklı bir Tanrı'Nın Mantıklı ve zor olmayan talepleri bence.

1 de: Ömer Hayyamın da öyle "... Tövbeler olsun Tanrım, yoksa sen sarhoş musun?" diye biten bir şiiri var.

Bunun Anlamı: Semavi dinlerin Tanrı'sı bir Şarap ve Eğlence Tanrısı Dyonisos değildir (Benim anlayışıma göre). O yüzden ya
1) Ortada mesaj filan yoktur (sen bunu savunuyorsun)
ya da
2) Mesaj mantığa uygun olmak zorundadır.
 

ls2

Tanınmış üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,841
Puanları
48
enim bu yargılarımın temelini soruyorsun: Mantık konusunu zaten açıkladım. Benim Descates'in teorilerine benzer bir teorim var. Mesela bir yerde "Tanrı evrenin kitabını matematik dilinde yazmıştır" diye diye bir şey okumuştum. Yani yaşadığımız evren matematik temelinde yazılmışsa, ve bu evrenin bir yaratıcısı varsa, bu varlık mantıklı bir varlık olmalıdır. Bu yüzden onun "önerileri" diye bir şey varsa (Ki din temelde budur). Bu öneriler mantıklı olmak zorundadır.
Kime göre neye göre mantıklı?

Aklı da Allah yaratmıştır öyleyse akılda vahiydir. (ve akıl nakilden üstündür) anlayışına yakın bir görüş. ama gerek bu görüşe gerekse sizin mantık ölçünüze kurandan referans bulmak zor.(isteyen elbet bulur). hadi kurandan referans çıkardık diyelim. bu anlayışları ''elçilik/peygamberlik'' inancına sığdırmakta zordur. tanrı madem akıl ve mantıkla hareket etmemizi istiyor o vakit elçi göndermenin ne anlamı var?

Sanırım dini inançtan kopamıyorsunuz ve kendi algınızda dininizi reforme ediyorsunuz. bunu bende denemiştim ancak sonuç hüsran oldu. dini metinleri akılla,mantıkla ,dünya bilgimiz ve çağımız anlayışıyla reforme etmek -kendini kandırmadan- mümkün değildir. kierkegaardı çok severim banada çok faydası oldu onun dinini savunma biçimide fideizmdir. (yani din dilinin çelişkilerle dolu olduğu,insanın anlamasının mümkün olmadığı,saçma bulunsada inanılması gerektiği gibi şeyler.ama bunu temellendirişi ve savunuşu mükemmel burada kısaca anlatmam imkansız)



Neyse çok da girmeyeceğim Ama mesela Alın size On Emir (Yahudilik / Hıristiyanlık + İslamın temeli):

"
  1. Karşımda başka ilahların olmayacak.
  2. Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.
  3. Yehova'nın, Rab'ın ismini boş yere ağza almayacaksın.
  4. Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın. Altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın, fakat yedinci gün efendin Rab'e Sebttir. Sen ve oğlun ve kızın, kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan garibin hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı.
  5. Babana ve anana hürmet edeceksin.
  6. Öldürmeyeceksin.
  7. Zina etmeyeceksin.
  8. Çalmayacaksın.
  9. Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın.
  10. Komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine, yahut öküzüne, yahut eşeğine, yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin. (Wikipedia)"
-Hangisi saçma bunların?
- Mantıklı bir Tanrı'Nın Mantıklı ve zor olmayan talepleri bence.
Dini inanç kendi içinde elbet mantıklıdır (teoloji yordamı ile). kendi içindeki mantığı yaratan şeyde iman/itikattır.

yani iman/itikat yoksa mantığıda çöker. kısaca demem o ki , sen hangisi saçma bunların diyorsun işte bana bu itikat sebebi ile.

ama bende itikat yok ve bunların çoğu bana sana geldiği kadar mantıklı gelmiyor. (umarım anlatabildim)

bak istesen bizim kültürümüze göre en itiraz edilemezi olan;
  • Babana ve anana hürmet edeceksin. olanla ilgili birşeyler söyleyim. bende anama babama elbet hürmetliyim benim kültürümde bu ancak bir tanrı bunu derken herşeyi hesaplamalı. toksik ebeveylik diye birşey var. yetersiz veya sağlıksız anne babalar yüzünden hayat boyu derin ruhsal sorunlar yaşayan insanlar var. anne ve babayı kutsallaştıran şeylerden biride semavi dinlerdir. bu kutsallık sebebi ile çocuk anne ve babasının davranışlarını yeterince sorgulayamıyor (ne yaparlarsa yapsınlar yaptıklarının doğru olduğunu düşünüyor) hakkını arayamıyor,birey olamıyor, kendinde açılan yaraları farkedemiyor ve sarma yoluna gidemiyor vb. (bilimsel araştırmalar var ben kısaca söylüyorum ama daha kapsamlı şeyler )
evet..görüldüğü gibi bu en kuvvetli /doğru gibi görünen öneri bile tartışmaya açık..