- 21 Eki 2026
- 185
- 0
- 0
Diyelim ki biri öfkeyle şunu söylüyor: 'Bana hiç güvenmiyorsun, o hâlde bu ilişki boşa.' Cümle kendinden emin çıkıyor, ama içinde en az üç kabul saklı. Güvenmemek ilişkinin boşa olduğu anlamına mı gelir, yoksa güvensizliğin tek sebebi bu mu? Öfke sonucu büyütür, öncülleri küçültür; biz de sonucun ağırlığı altında öncüllere bakmayı unuturuz. Bence öfke içinde kurulmuş bir argüman, öncüllerini yazmaya zorlandığında olduğundan daha az kesin görünür. Bu bir sihir değil, basit bir denetim. Bize bağlı olan, cümleyi kendimizin hangi tonla ve hangi anda kurduğudur. Bize bağlı olmayan, karşımızdakinin o an ne düşündüğü ve geçmişte neler yaşadığıdır. Öfke birincisini unutturur, ikincisini bilgi gibi göstermeye çalışır. Öncülleri tek tek yazmak bu iki alanı ayırmanın en sade yoludur. Karşı görüş de hafife alınmayacak kadar güçlü. Bazı öfkeler gerçek bir haksızlığın işaretidir ve öncülleri çok sıkı sorgulamak haklı bir kızgınlığı da susturabilir. Bunu kabul ediyorum. Yine de ayrım yerinde durur: öfke bizi haklı kılmaz, sadece kendi cümlelerimizi okumamıza engel olur. Öfkeyi bir hüküm sahibi olarak değil, hükmü yoklamak için bir uyarı olarak görmek yeter. Benim tezim şu: sonucun kesinliği, öncüllerin görünmezliğinden beslenir ve o görünmezlik çoğu zaman bizim eseridir.