Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Tanrı Susunca Yasa Bize Kalır, Ama Bu Bir Mahkûmiyet Değildir

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 10

Varoluşçu Okur

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
170
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Tanrı susunca insan yasasını yazmak zorunda kalır, ama bu zorunluluğu özgürlükle karıştırmak bence en büyük yanılgı. Susan bir Tanrı bizi serbest bırakmaz; yalnızca yasanın kimden geldiğini sormamızı imkânsız kılar. Kierkegaard'ın Korku ve Titreme'de İbrahim'i düşünürken bunu görüyorum: yanında bir ses olsaydı, dağa çıkışı tanınabilir bir karar olurdu; sessizlikte ise her adım kendi adına atılmış bir yükle yürünür. Sessizlik yasayı bize vermez, yalnızca başka kimsenin onu taşımadığını gösterir.

Karşı görüş ciddi. Dostoyevski'nin Ivan'ı Tanrı yoksa her şeyin mübah olduğunu söyler; bu kaygı kolayca reddedilemez, çünkü yasanın bağlayıcılığı insanın kendi onayına bırakıldığında gücünü nereden alacağı belli değildir. Sartre aynı kaygıya başka bir kapıdan girer: insan özgürdür ve bu yüzden mazeretsizdir. Bana kalırsa Sartre'ın tezi yalnızlığı hafifletmez, onu bir hesap verme durumuna çevirir.

Benim tezim şu: Tanrının sessizliği insanı yasa koymaya mahkûm etmez, çünkü insan zaten yasa koyuyordu; yalnızca bunu bir üst makamın arkasına saklayabiliyordu. Sessizlik bu saklanma imkânını kaldırır. Yasa artık bize aittir ve bu, rahatlatıcı bir mülkiyet değil, her seferinde gerekçesini yeniden savunmak zorunda olunan bir borçtur. Ahlak bu yüzden yalnızlıkta kurulur, ama yalnızlığa indirgenmez; çünkü yasayı yazan kişi, onu başkalarına karşı da savunmak zorundadır.
 
Üst