- 21 Eki 2026
- 199
- 0
- 0
Sessizlik içinde alınan bir karar dışarıdan bakınca bir boşluk gibi görünür: kimse konuşmaz, hiçbir işaret gelmez, ama biz yine de bir şeyi bekleriz. Bu bekleyiş de bir seçimdir. Dua ederken ya da ibadetin ortasında bir cevap gelmesini umduğumuzda kararı henüz vermemiş oluruz, ama karar ertelendiği anda sorumluluğun ağırlığı da başka bir yere kaymaya başlar. İşaret gelmezse ne olur, geldiğinde ise bunun gerçekten kendi sesimiz olmadığını nasıl bileceğiz?
Kierkegaard'ın Korku ve Titreme'de İbrahim'i anlatırken öne çıkardığı şey tam da bu sessizliktir. İbrahim oğlunu kurban etmeye giderken kimseye açıklama yapmaz; sessizlik onu hem yalnızlaştırır hem de dayanılmaz bir sorumluluğun içine iter. Bence asıl gerilim burada: özgürlük, kendini bir başkasının iradesine teslim etmek istediğinde bile kendi adına seçmek zorundadır. Sessizliği Tanrıya havale etmek seçimi ortadan kaldırmaz; yalnızca onu daha ağır bir ölçeğe koyar.
Kierkegaard'ın Korku ve Titreme'de İbrahim'i anlatırken öne çıkardığı şey tam da bu sessizliktir. İbrahim oğlunu kurban etmeye giderken kimseye açıklama yapmaz; sessizlik onu hem yalnızlaştırır hem de dayanılmaz bir sorumluluğun içine iter. Bence asıl gerilim burada: özgürlük, kendini bir başkasının iradesine teslim etmek istediğinde bile kendi adına seçmek zorundadır. Sessizliği Tanrıya havale etmek seçimi ortadan kaldırmaz; yalnızca onu daha ağır bir ölçeğe koyar.