Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

İyi ve Kötü

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 7

Toplam: 2,181
Katılım
19 Kas 2012
Mesajlar
233
Tepkime puanı
0
Puanları
16
İyi ve kötü, güzel ve çirkin veya yaşlı ve genç gibi örnekleri uzunca sıralayabiliriz. Çünkü Allah: Zariyat Suresi 49. Ayette “ Her şeyden iki çift yarattık ki düşünüp anlayabilesiniz.” Buyuruyor. İçinde bulunduğumuz bu madde aleminde zıttı olmayan varlık yoktur. Çünkü bir varlığın zıttı o varlığın kendinde olmayan özelliklerini tecelli etmektedir. Yani yaşlılık olmasaydı genç kalmaya bu kadar önem vermeyecektik. Çünkü yaşlılık dönemindeki vücudun çökme durumunu yaşamıyor olacaktık. Veya Allah çirkini yaratmasaydı güzeli de fark edemeyecektik. Çünkü ortada bir güzel varsa nispeten ondan çirkininin de olması lazımdır. Yoksa biz neye göre güzellik derecesini ölçebilirdik ki? Kadın ve erkeği düşünelim. Allah, kadınlara verdiği bazı özellikleri erkeklere vermemiştir, erkeklere verdiği bazı özellikleri de kadınlara vermemiştir. Kadın ve erkek birbirinin zıttıdır. Ama bir araya geldiklerinde birbirlerinin açıklarını kapatırlar ve ortaya aile denen kurum çıkar. Ayrı olduklarında eksik olan kadın ve erkek bir araya geldiklerinde yapbozun parçalarını birleştirmiş gibi asıl şekli ortaya çıkarırlar. Kısaca söylemek gerekirse zıtlıklar bir araya gelerek yapbozun parçalarının tamamlanması gibi asıl şekli ortaya çıkarırlar. Bir varlığın zıttı o varlığın değerini arttırmakta ve o varlığın özellikleri zıttı sayesinde açığa çıkmaktadır. Tabi bu durum içinde yaşadığımız madde alemi için geçerlidir. Mana veya ruh alemi daha farklıdır.

Şimdi zıtlıkların gerekliliğini açıkladıktan sonra gelelim yazımızın konusu olan iyi ve kötü zıtlığına. İyi ve kötüyü ele alacak olursak bilmem kaç sayfalık bir kitap yazabiliriz ama bu yazıda kısaca açıklamaya çalışacağım. Kısa bir yazı olduğu için ayrıntılardan mahrum bir yazı olabilir ama kısa yazının da kısa bir düşünme süresi içinde oluştuğunu hatırlatayım. Ne yazık ki tek bir cümle ile iyinin tanımı şu, kötünün tanımı şu demek imkansızdır. Aslında iyi de kötü de güzel şeylerdir. Çünkü her faydalı olan şeyi iyi kabul ederiz. Kötü diye nitelendirdiğimiz şeylerde aslında insana fayda sağlamak amaçlıdır. Mesela kötülüklerin babası olan iblis kötü olmasaydı, bize kötülük yapmasaydı biz onunla savaşamayacak ve nefis kademelerini aşamayacaktık. Şeytanın bile bize bir faydası varsa her kötülük insana fayda amaçlı yaratılmıştır dememizde sorun yoktur. Hakiki alemde kötü dediğimiz şey yoktur. Sadece iyi de yoktur. İyi ile kötü zıtlıklarının birleşimi vardır. Yazımın başında da demiştim, zıtlıklar birleşince asıl bütünü oluştururlar. Zaten Allah eğer ki kötüyü yaratmasaydı doğal olarak iyi de olmayacaktı. Çünkü zıtlıklar birbirlerinin tecellisi durumundadır. İyi olabilmesi için ondan kötünün olması lazım ki biz ona iyi kademesini verebilelim.

Eğer hiçbir din veya grup mensubu değilseniz iyi ve kötü sizin için özneldir. Çünkü ben içki kötü desem de intihar etmek isteyen birini hedefine yaklaştıracağı için içki o insana göre iyi olacaktır. Veya ilaç genel olarak iyi desem bile biri çıkıp da canlıyı hasta eden mikroplar açısından kötüdür diyebilir. Yani iyi ve kötüyü öznelliğe indirdiğimizde her insanın ruh haline, yaşam biçimine göre iyi ve kötüsü farklılık gösterecektir. Ama insan bu madde alemine gönderilme sebebini, yaşama gayesini anlarsa ve o gayeye göre yaşarsa asıl iyi ve kötünün farkına varacaktır. Bu durumda o insan için ahretini tehlikeye atan şeyler kötü ahrette işine yarayacak olan şeyler ise iyi olacaktır. Ama bu adam inançsızsa veya farklı bir inanca sahipse diye sorarsanız ise diyeceğim o ki o insanda kendi inanç ekseninde iyi ve kötüsünü belirleyecektir. Ama dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki her yol insanı doğru köye ulaştırmaz. Aklı selim insanlar dünyanın bir sınav yeri olduğunu anladıkları için buldukları ip uçlarını kullanarak doğru yolu bulmakta zorluk çekmemektedirler. Dolayısıyla yürüdükleri bu yolun iyi ve kötüsünü esas almaktadırlar. Peki hangi inancın iyisi ve kötüsü gerçek iyi ve kötüdür diyebilirsiniz. Alkol ölmek isteyen birine göre iyiydi ama insanın kendini öldürmesi kötü olduğu için oradaki iyi görünen alkol aslında kötüdür. Onu insana iyi gösteren içinde bulunduğu ruhsal hastalıktır. Asıl iyi sağlıklı olandır, hastalık her şeyi bozabilir. Çünkü her insan farklı hastalığa yakalanabilir. O insan hasta olduğu için onun gözünde iyi ve kötü de hastalığa uğrayacaktır oysa sağlıklı bireyler o hasta adamın iyi ve kötüsünü anlayamaz. Zaten hasta biri hakiki iyi ve kötü ekseninden çıkmış, kendi hastalığının etkisindeki dünyada iyi ve kötüye takılmıştır. Oysa bizim işimiz ben’in değil bizim dünyamızla ilgilidir.

Asıl iyilik yaratıcının yapmamızı istediğidir. Eğer kötü olmasaydı yapabilmemiz için seçeceğimiz iyi olmazdı. Dolayısıyla dünya sınav yeri değil cennet olurdu. Bizim esas almamız gereken iyi ve kötü yaratıcının buyruğu üzerine olmalıdır dedim yoksa sizin namaz kılmanız şeytan için kötü olacaktır. İyi ve kötü taraflar açısına çekildiğinde değişkenlik gösterir. Siz Allah’ın yanında olmak istiyorsanız onun iyi ve kötü ekseninde bulunmanız lazım. Şeytanın yanında olmak istiyorsanız onun iyi ve kötü ekseninde olabilirsiniz. Oysa Allah, bildiriyor ki sizi de şeytanı da ben yarattım. Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır. Dünya hayatında sizi kandırarak iyi ve kötü ekseninizi bozmak için uğraşır ama ahrette sizi yalnız bırakacaktır. Yaratıcı bunları söylerken iyinizi ve kötünüzü seçmek yine sizin elinizde.
 

Objectivity

Kahin
Onursal Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,762
Tepkime puanı
319
Puanları
83
Zıtlıklar kainatımızın ve dünyamızın değişmez kaidesi ve yazıda da belirttiğin gibi iyi ve kötü bize göre var gerçekte iyi ya da kötü diye bir ayrım söz konusu değil. Herşey olması gerektiği gibi ve bizlere iyi görünen başkası için kötü olabileceği gibi bana göre kötü başkası için iyi olabiliyor.

İyi ve kötü diye bir ayrım dünyamız için var ve biz tekamülde ilerledikçe iyi görünenin arkasındaki kötüyü ya da kötünün arkasındaki iyiyi daha kolay ayırt etmeye başlıyoruz. O zaman iyi ve kötü diye bir ayrım olmuyor, ne varsa hepsi Allah'dan kabulü başlıyor.

Dünya yaşamının yanıltıcı atmosferinde kimseyi kötü diye hor görmemek sanırım her insanın başlıca görevi fakat bunu yapabilmek hiç kolay değil maalesef. Bana ya da birilerine zarar veren biri nasıl iyi olabilir ki diye düşünüyor insan fakat o kişinin görevinin de bu olduğunu anladığın zaman sanki birer kukla olduğumuz gerçeğini farkediyor ve ürküyorum. Ürkme sebebim yaşam planımda ne varsa yaşamakla mükellef olduğumu bilmemden kaynaklanıyor ve kötü olaylar da var mı planımda diye endişeye kapılıyorum.

Hayat koşulları bazen insanları olmadığı ya da olmak istemediği biri haline getirebiliyor. Bize verilmiş planı yaşarken vicdanlı hareket etmekten başka çıkar yol da kalmıyor. Ne olursa olsun ne yaşarsak yaşayalım vicdanın sesini kaybettirmesin Yaradan ve kötü olaylarla sınav olmayalım, bunu dilemekten başka yapacak bir şeyimiz yok galiba...
 

ls2

Kahin
Onursal Üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,737
Tepkime puanı
180
Puanları
63
Tanrı düşünmez yaratır. Tanrı otantik sistematik düşünürdür. Kierkegaard.

şimdi buradan devam edersek otantik kısaca ; Gerçek olan, gerçeğe veya aslına dayanan . anlamına geliyor.

Öyleyse Tanrı ,dayanağı kendi gerçeği olan gerçeğe göre ,yaratımlar yapmaktadır. dayanağı gerçek olan demek diğer bir anlamı ile Tanrı mutlaklığını ifade ediyor. Tanrı bu kendi gerçeğinden dolayı yaratımlar yaptığı için tüm yaratımları gerçektir. gerçektir diyorum bakınız, yani bu yaratımlar sadece Tanrısal bir düşünceden kaynaklı değil mutlak gerçekten kaynaklı. bu yüzden örneğin Tanrının fikir değiştirmesi, vazgeçtim bu yarattıklarımı yok edeyim vs demesi diye birşey yoktur. çünkü ateistlerin yaftaladığı gibi yaratımlar Tanrısal bir düşünceden kaynaklı değil Tanrısal mutlak bir gerçeklikten kaynaklıdır. (umarım anlatabildim 🙂)

Şimdi devam edelim;

Kutsal metinlerde Tanrı ; İnsanı kötülüğede ulaşabilecek , Takvaya da ulaşabilecek bir kabiliyette yarattığını bildiriyor.

Şimdi ateist mantıgıyla düşünelim; Tanrı bizi yarattı ise yaptığımız herşeyden de sorumludur. iyiliğe kötülüğe ne gerek vardı, Tanrı neden kötülüğe izin veriyor vs vs .. eğer Tanrının bizi ateist mantalitesi ile bir düşünce olarak, ya şunları bir dünyaya atayımda iyi kötü ortaya çıksın ,bir sınavdan geçireyim vs gibi sebeblerle buraya göndermiş ise ateist mantalitesi geçerlidir ve doğrudur bu mantaliteyi çökertmemiz mümkün değildir. çünkü o zaman harbidende olay bir oyuna dönüyor, insanda bir nevi oyuncağa/piyona vs..

Ancak Tanrının bizi bu dünya hayatına göndermesinin nedeninin/dayanağının Tanrının yaratma sebebi olan kendi gerçekliği olduğunu düşünürsek yukardaki ateist mantalitesi çöker.

Peki Tanrısal gerçek nedir? bunu nasıl bileceğiz?

Kierkegaard der ki; İnsan kendisi varolduğuna göre Tanrınında var olduğunu düşünür.

Zaten rasyonel olarak ister bir Tanrıyı kabul edelim ister doğasal / materyalist bir varoluşu kabul edelim sonuçta hakikati dolaysız biçimde bilmemiz imkansızdır.

Kısacası tek gerçek varlık olan Tanrı aynı zamanda mutlak gerçektir. ve bizleri bu gerçeklik içerisinde buraya gönderdiğine ve iyiyi kötüyü yarattığına inanırız. bu temellendirilmiş inanç üzerinde iyiyi ve kötüyü anlamlandırırız. ha bu temellendirmenin dayanağı ne derseniz gene inanç derim. sonuçta inançta ne kadar derine inersek inelim, gene bir inançta durmak zorunda kalırız .(wittgenstein)
Sorulması gereken diğer soruda şudur; rasyonel olarak inancın temelsiz olduğunu söyleyenlerin elinde nasıl bir temel vardır ? hiç !!! kendi ölçülerine göre sağlam diyebilecekleri bir temel var mıdır? hayır !! burası inanç dünyasıdır materyalistler ya da doğacılarda rasyonel olarak bunu kabul etmek zorundadır..

birde inançla ilgili kısa bir diyalog paylaşayım;

Hz Mevlananın sohbetlerinden birinde adamın biri ayağa kalkmış , ben Tanrının varlığına 1000 tane delil gösterebilirim demiş

Hz Mevlana şöyle cevap vermiş; öyleyse senin Tanrının varlığından 1000 defa şüphen var ! ... 🙂
 

Objectivity

Kahin
Onursal Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,762
Tepkime puanı
319
Puanları
83
[MENTION=4198]donkişot[/MENTION]

Yaradan'ın gerçeklerini sınırlı aklımızla idrak etmemiz mümkün değil bu konuda sana katılıyorum. Biz sebepleri-sonuçları idrak edemediğimiz gibi doğru ile yanlış da dünya yaşamına özgü değerler yani dünya yaşamanın imtihan unsurları.

Piyon olayı ya da kukla olduğumuz hissine şöyle açıklık getireyim. Tam olarak böyle değil tabi ki yani verdiğimiz sözü dünya yaşamında unuttuğumuz için yaşadıklarımız bazen bize birer ceza gibi gözükebiliyor. Gerçeklerin idrakine tam manası ile varamadığımız için yarı idrakli bir yaşam sürüyoruz ve bazen dengeleri şaşırıyoruz, hataya daha çok yöneliyoruz v.s. Yarı idrakli olmamız sebebi ile olayların sebep-sonuç bağlantısını göremiyor ve bazen çok istesek de gidişatı değiştiremiyoruz. Bu çaresizlik hissi bazen insanın ben kukla mıyım niye bu olayı değiştiredim oysa ben bunu yaşamak istememiştim gibi serzenişlerde bulunmasına sebep oluyor. İşte bu senin de ifade ettiğin gibi Yaradan açısından gerçekleri idrak edememizle alakalı bir yanılsama fakat çoğu insan bu hissi yaşıyordur, bu dünya yaşamında kaçınılmaz bir gerçek fakat bu hisse kapılmamaya çabalamak gerekiyor, haklısın.
 

ls2

Kahin
Onursal Üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,737
Tepkime puanı
180
Puanları
63
Tanrı ve insan sonsuz bir yapı farkının ayırdığı iki yapıdır. bunu hesaba katmayan her doktrin insan için bir delilik , Tanrıya karşı saygısızlıktır. Kierkegaard.

Ateistlerin Tanrı yorumlarında ve yaratılışta hesaba katmadıkları şeylerin başlıcaları arasında bu durum vardır bana göre Dijital ..

ayrıca; ''gerçek'' karşısında kavramların güçsüzlüğüde hesaba katılmalıdır.. bunları hesaba katmadan yapılan yorumlar ve öğretiler kierkegaardın dediği gibi bir nevi deliliktir ..
 

Objectivity

Kahin
Onursal Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,762
Tepkime puanı
319
Puanları
83
Tanrı ve insan sonsuz bir yapı farkının ayırdığı iki yapıdır. bunu hesaba katmayan her doktrin insan için bir delilik , Tanrıya karşı saygısızlıktır. Kierkegaard.

Ateistlerin Tanrı yorumlarında ve yaratılışta hesaba katmadıkları şeylerin başlıcaları arasında bu durum vardır bana göre Dijital ..

ayrıca; ''gerçek'' karşısında kavramların güçsüzlüğüde hesaba katılmalıdır.. bunları hesaba katmadan yapılan yorumlar ve öğretiler kierkegaardın dediği gibi bir nevi deliliktir ..

Hesaba katsak bile gerçeğe ulaşmak bu dünya yaşamında mümkün olmayacağı için yine bir çok konuda yanılacağız bu şüphesiz fakat insan merak etmeden, sorgulamadan da yaşayamıyor ki...Aslında bir çok farklı kaynaktan bilgi sentezleyerek belki biraz olsun merakımızı giderebiliriz fakat asıl gerçekle karşılaştığımızda şok olma ihtimalimiz de var. Herkesin kendine göre bir algısı ve sınırlı aklımızla kendimizce cevaplar bulmaya çalışıyoruz yoksa yaşamın çok da bir anlamı kalmazdı. Çevreye baksana çoğu insan kendi aleminde ve kendi doğrularını herkese kabul ettirme derdinde ve nasıl bu kadar emin olabiliyorlar benim de aklım almıyor. Gerçek nedir bilinmez fakat en yakınından geçmeyi başarabiliriz belki kimbilir...
 

ls2

Kahin
Onursal Üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,737
Tepkime puanı
180
Puanları
63
Hesaba katsak bile gerçeğe ulaşmak bu dünya yaşamında mümkün olmayacağı için yine bir çok konuda yanılacağız bu şüphesiz fakat insan merak etmeden, sorgulamadan da yaşayamıyor ki...Aslında bir çok farklı kaynaktan bilgi sentezleyerek belki biraz olsun merakımızı giderebiliriz fakat asıl gerçekle karşılaştığımızda şok olma ihtimalimiz de var. Herkesin kendine göre bir algısı ve sınırlı aklımızla kendimizce cevaplar bulmaya çalışıyoruz yoksa yaşamın çok da bir anlamı kalmazdı. Çevreye baksana çoğu insan kendi aleminde ve kendi doğrularını herkese kabul ettirme derdinde ve nasıl bu kadar emin olabiliyorlar benim de aklım almıyor. Gerçek nedir bilinmez fakat en yakınından geçmeyi başarabiliriz belki kimbilir...

Benim kısaca demek istediğim; Tanrı /yaratıcı yoktur demek deliliktir. Tanrının varlığıda ,yokluğuda ispatlanamaz.
 

Objectivity

Kahin
Onursal Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,762
Tepkime puanı
319
Puanları
83
Benim kısaca demek istediğim; Tanrı /yaratıcı yoktur demek deliliktir. Tanrının varlığıda ,yokluğuda ispatlanamaz.

Anladım demek istediğini🙂 Tanrının varlığı ispatlanabilir fakat yokluğu tabi ki ispatlanamaz çünkü var olan yok olmaz🙂 İspat derken somut kanıtlar sunmak, formüller göstermek tabi ki şu aşamada imkansız fakat varlığına şartlanmadan da var olduğunu gösteren bir çok delile ulaşabilirsin.

İnsan vücudunun işleyişi bile bir gücün varlığının en güzel delilidir. Doğanın işleyişi ve daha bir çok konuda doğru gözle bakan, ön yargısız kişi bir çok kanıta ulaşabilir. Kanıt bana gerekmiyor ben var olduğunu biliyorum. Hissetmekten de öte biliyorum. Hem bugüne kadar yaşadıklarım hem de gözlemlerim beni bu bilgiye ulaştırdı. Diyeceksin ki sen tek kişisin herkes nasıl emin olacak? Bireysel çaba olmadan hiç kimse hiç birşeye başkalarının anlatması ile emin olamaz. Araştırmaktan vazgeçmeyeceğiz, tek yolumuz bu. Tanrı var ve ben bunun için deli kabul edileceksem varsın edileyim, olanı inkar etmektense deli kabul edilmeye razıyım.🙂 Bu arada bazı Ateist geçinen arkadaşların ya da bilim insanlarının bir çok yazısında Tanrının varlığını onaylayan bilgiler oluyor fakat o kadar önyargılılar ki bu detayı göremiyorlar.
 

muratkarahan

Yeni Üye
Katılım
3 Tem 2010
Mesajlar
169
Tepkime puanı
4
Puanları
18
Yaş
33
İyi ve kötü birbirini doğuran kavramlar.Nitelikleri zıtlığında bulunmadığında kendini var ederler.İyi varsa kötü olduğundandır ki kötü varsa iyi de olduğundandır
 

ls2

Kahin
Onursal Üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,737
Tepkime puanı
180
Puanları
63
fakat varlığına şartlanmadan da var olduğunu gösteren bir çok delile ulaşabilirsin.
Bence ulaşamazsın.Bu tür deliller delil falan değildir. bu tür delillerle ancak kendini ikna edersin. İnanç / İman asla sadece bu değildir ve böyle birşey değildir. Tanrıya inanan birinden bunu ispat etmesini istemek haksızlıktır.çünkü kişinin kanıtlar sunabilmesi için işe inandığı Tanrıdan şüphe ederek başlaması gerekir. bunu istemeye kimin ne hakkı olabilir?

Bireysel çaba olmadan hiç kimse hiç birşeye başkalarının anlatması ile emin olamaz.

Haklısın. inanç kişiden kişiye asla aktarılamaz. ancak İnanmanın koşulunu herkes içinde taşır. başkaları tarafından ancak uyarma/uyandırma/hatırlatma yapılabilir
 

Objectivity

Kahin
Onursal Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,762
Tepkime puanı
319
Puanları
83
Bence ulaşamazsın.Bu tür deliller delil falan değildir. bu tür delillerle ancak kendini ikna edersin. İnanç / İman asla sadece bu değildir ve böyle birşey değildir. Tanrıya inanan birinden bunu ispat etmesini istemek haksızlıktır.çünkü kişinin kanıtlar sunabilmesi için işe inandığı Tanrıdan şüphe ederek başlaması gerekir. bunu istemeye kimin ne hakkı olabilir?

Haklısın. inanç kişiden kişiye asla aktarılamaz. ancak İnanmanın koşulunu herkes içinde taşır. başkaları tarafından ancak uyarma/uyandırma/hatırlatma yapılabilir

İnanmayanların ispat araması çok da haksızlık gibi görünmüyor bana, o kişiye elimden geldiğince yardımcı olabilirsem olurum yoksa zaten kendi idrak etmedikçe ne desek boştur. Şüphe duymak herkese özgü müdür bilemiyorum, Yaradan konusunda hiç şüpheye düşmedim fakat böyle düşünen olabilir tabi çok da haksız değilsin.
 
Katılım
19 Kas 2012
Mesajlar
233
Tepkime puanı
0
Puanları
16
dijital bence şüphe duymak gerekli ve yararlı. Çünkü eğer şüphelerini tatmin edebilirsen iman kademesinde de basamak atlarsın. Ama şüphelerini insan hiçbir zaman bitiremez. Daima şüphe duyar bunu yenebilmek için şüphe duyduğun varlığı ve duyduğun şüpheyi iyi bilmen gerekir. Yoksa ateistler gibi Allah'ı tanrılaştırıp, insansı bir varlık olarak düşünürsek doğal olarak çok büyük şüphelere girersin ve sende ateist olursun. Oysa daha Allah'ı tanımamıştın bile sadece kafandaki tanrın sana saçma geldi ve seni şüpheye düşürüp uçurumdan aşşağıya attı...
 

Etik Araştırma

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
119
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Ümit Zafer Bağcı'nın yazısında iki ayrı iddia var: zıtlıklar birbirini gerektirir ve kötü insana fayda sağlamak için vardır. Birincisine kısmen katılabilirim, çünkü zıt kavramların birbirini tanımlaması mantıksal bir gerçek. İkincisi ise kötünün gerekliliğini kanıtlamıyor, yalnızca bir işlevi olabileceğini söylüyor. Bu ikisi aynı şey değil.

Somut bir vaka alalım. Bir köyde sel suyu bir çocuğu alıp götürüyor. Annenin o gün öğrendiği bir şey ya da kazandığı bir erdem yok; yalnızca kayıp var. Kötülük sorununun en sert hâli tam burada başlıyor.

Üç geleneğe bakalım. Leibniz'in teodisesi, kötünün bütünün iyiliği içinde bir yeri olduğunu söyler; bu bakışta kötü gerekli kılınır, ama annenin acısına bütünden bakmak acıyı bir hesabın kalemine dönüştürür. Ödev etiği, insanı başkasının faydası için araç yapmayı yasaklar; bu çerçevede çocuğun acısını başka bir amaca bağlamak yanlıştır, ama bu yasağın Tanrı'nın kötüyü yaratmasıyla nasıl bağdaştığı orada zorlanır. Sonuççuluk ise toplam refahı ölçer; fakat bir çocuğun kaybının bir başkasının kazancıyla dengelenebileceği fikri birçok insanı rahatsız eden bir sonuca varır.

Bence zıtlık argümanı kötünün varlığını açıklamaya yarayabilir, ama acının ahlaki ağırlığını ortadan kaldıramaz. Bu yüzden 'kötü fayda içindir' cümlesi acı çekenin gözünde doğru görünmeyebilir; yine de bu, hiçbir fayda hesabının acıyı tümüyle aklamadığı anlamına da gelmez.
 

Yeni Konular

Üst