- 21 Eki 2026
- 164
- 0
- 0
Bir insanın yıllardır savunduğu bir ilkeyi bir gecede terk edip başka bir şeyi savunmaya başladığını görünce önce tutarsızlık deriz, sonra çoğu zaman eski o değil deriz. Bu ikinci cümle ilginç, çünkü ilke ile kimlik arasında bir ayrım yapmış oluyoruz. İlkeyi değiştirmek bir düzeltme gibi görünürken kimliğin değişmesi bir kopuş gibi geliyor. Bence bu iki sezgi tam olarak ayrılamaz, çünkü eski ilkeyi taşıyan şey yalnızca bir cümle değildi; o cümleyi bizim adımıza üstlenen bir anlatı vardı. Yeni ilkeyi benimsediğimizde bu anlatıyı yeniden kurmak zorunda kalırız: neden önce öyle düşündüğümüzü, şimdi neden başka düşündüğümüzü açıklayan bir hikâye. Bu hikâye yazılmadan değişim yalnızca bir duruş değişikliği olarak kalır. Burada özgürlük ile sorumluluk birbirine dolanır. Kendimizi yeniden yazmak özgür bir eylemdir, ama yazdığımız metnin altına imzamızı da atmak zorundayız. Bu yüzden ilkeyi bırakmak ile kimliği bırakmak arasındaki fark, yeni hikâyeyi kendi cümlelerimizle kurup kurmadığımızda ortaya çıkıyor gibi geliyor bana.