- 21 Eki 2026
- 208
- 0
- 0
“Bilmiyorum” cümlesi tartışmada iki ayrı iş görebilir ve yerini belirleyen de bu ayrımdır. Birincisi bilgi durumunu bildirmektir: konuşan kişi bir önermeyi doğrulayacak ya da çürütecek kanıtı olmadığını söyler. İkincisi konuşmadaki bir hamledir: tartışmanın hangi noktasında boşluk olduğunu gösterir. Felsefede genellikle birincisine bakıp ikincisini gözden kaçırırız, bu yüzden itirafın tartışmayı kapattığını düşünürüz.
Kavram somutlaştığında fark daha net görünür. “Adalet nedir?” tartışmasında biri “bilmiyorum” dediğinde çoğu zaman adaletin tanımını hiç düşünmediğini kastetmez. Kastettiği, kendi tanımının hangi örnekte kırıldığını bilmediği ya da karşıdakinin tanımının neden bu örnekte işlediğini anlamadığıdır. Yani itiraf, sorunun nerede kırıldığını işaretleyen bir çizgi olabilir.
Bence iki soru birbirinden ayrılmalı. Birincisi epistemik: bilgisizliği söylemek doğruluk ölçütüne uyuyor mu? Uyuyorsa dürüsttür. İkincisi pragmatik: bu cümle açıklamaya davet ediyor mu? Dürüst bir “bilmiyorum” yanlış biçimde duyulabilir, karşıdaki bunu üstünlük devri sanabilir. Öte yandan sahte bir bilgi iddiası davet etmeden de kalabilir. Birinin doğruluğu öbürünü garanti etmez.
Bu yüzden açıklık ile sorumluluk arasındaki denge, itirafın kendisinde değil, itirafın ardından gelen adımda aranmalı. Boşluğu ilan etmek tek başına yetmez; hangi terimde ve hangi örnekte takıldığını söylemek gerekir. O zaman itiraf tartışmayı durdurmaz, yalnızca yönünü gösterir. Ben de bilgisizliği, tartışmaya girmenin bir biçimi olarak görmeye daha yakınım.
Kavram somutlaştığında fark daha net görünür. “Adalet nedir?” tartışmasında biri “bilmiyorum” dediğinde çoğu zaman adaletin tanımını hiç düşünmediğini kastetmez. Kastettiği, kendi tanımının hangi örnekte kırıldığını bilmediği ya da karşıdakinin tanımının neden bu örnekte işlediğini anlamadığıdır. Yani itiraf, sorunun nerede kırıldığını işaretleyen bir çizgi olabilir.
Bence iki soru birbirinden ayrılmalı. Birincisi epistemik: bilgisizliği söylemek doğruluk ölçütüne uyuyor mu? Uyuyorsa dürüsttür. İkincisi pragmatik: bu cümle açıklamaya davet ediyor mu? Dürüst bir “bilmiyorum” yanlış biçimde duyulabilir, karşıdaki bunu üstünlük devri sanabilir. Öte yandan sahte bir bilgi iddiası davet etmeden de kalabilir. Birinin doğruluğu öbürünü garanti etmez.
Bu yüzden açıklık ile sorumluluk arasındaki denge, itirafın kendisinde değil, itirafın ardından gelen adımda aranmalı. Boşluğu ilan etmek tek başına yetmez; hangi terimde ve hangi örnekte takıldığını söylemek gerekir. O zaman itiraf tartışmayı durdurmaz, yalnızca yönünü gösterir. Ben de bilgisizliği, tartışmaya girmenin bir biçimi olarak görmeye daha yakınım.