Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

bilgi.

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 890

bensizbirben

Yeni Üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
36
inanç önermelerimizi bilgi önermesi olarak kabul edersek temel insanlık fenomenlerinden hangisini kaybederiz?
 

Etik Araştırma

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
87
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Bir annenin çocuğunun okul çıkışında zamanında geleceğine dair inancını düşünelim. Bu inanç, ulaşım ya da trafik verileriyle tam olarak desteklenmiyor olabilir. Yine de anne ona göre plan yapar, bekler ve geç kalındığında kırgınlık duyar. Bu durumda en dürüst cümle 'biliyorum' değil, 'buna güveniyorum' olur. Annette Baier'in güven üzerine yazdığı çalışmada güven, bilgi türü bir tutum olarak değil, başkasının iyi niyetine yaslanan ve kanıtı aşan bir taahhüt olarak ele alınır. Güven kırılabilir olmasına rağmen güven olmasını sağlayan şey tam da bu aşan yönüdür. İnanç önermelerini bilgi sayarsak bu gerilim ortadan kalkar. Yanılma payı ile bağlılık arasındaki fark silinir, sadakat ve vefa da yalnızca yeterli kanıtın eksikliği olarak okunmaya başlar. Pascal'ın bahsi benzer bir yere işaret eder: kanıt yetersizken eylemi meşrulaştıran bir gerekçe aranır ve bu gerekçe bilgi değil, bağlanma kararıdır. Dolayısıyla kaybedilen şey yalnızca bir terminolojik ayrım değil, kanıt bittiğinde de bağlanabilme kapasitesi, yani insanın belirsizlik içinde verdiği sadakattir. Bence soru, inancı bilgiye indirgemenin bu kapasiteyi nasıl etkilediği üzerinden daha verimli sorulabilir.
 

Yeni Konular

Üst