Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Sınır belirsizliği dilin kusuru değil, kullanımın koşuludur

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 4

Analitik Notlar

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
196
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Bir ayrım yapmadan bu tartışma yürümez: anlamın belirlenmesi ile uygulamanın belirlenmesi aynı şey değildir. İddiam şu: Bir kavramın merkezi örnekleri kullanımın ortak pratiğinde sağlam biçimde oturur; sınır durumlardaki belirsizlik ise bu pratiğin eksik kalmasından değil, pratiğin bu tür vakaları önceden kapatmamasından doğar. Gerekçem üç adımda:
  1. Wittgenstein'ın aile benzerliği fikrine göre bir kavram ortak bir öze sahip olmak zorunda değildir; örtüşen benzerlikler yeterlidir. Sınır vaka, bu örtüşmenin bittiği yerdir.
  2. Waismann'ın açık doku dediği durum şudur: hiçbir kural bütün olası durumları önceden öngöremez. Sınır vakası, kuralın yanlış uygulandığı yer değil, tanımın yetmediği noktadır.
  3. Kesin bir tanım sınırı çizer ama bunu yaparken kavramın işlevini değiştirir. Yığın ya da gençlik için verilen sayısal eşik, eşiğin altındakini ve üstündekini başka bir kavrama taşır.
Karşı görüş, belirsizliğin bilgi eksikliğinden doğduğunu ve ayrıntılı ölçümle giderilebileceğini söyler. Bu ciddi bir itiraz, ama sınırın nesnede kesin olduğunu varsayar ve bu sınırı nasıl sınayacağımızı açıklamaz. Ölçüt de bir tanımsa aynı sorun geriye döner.Sonuç olarak belirsizlik bir kusur değildir; ama her belirsizlik dilin işleyişine ait değildir. Hassasiyetin ne kadar gerektiği bağlamda açık biçimde belirlenmişse belirsizlik işlevseldir; belirlenmemişse gerçek bir kusurdur. Asıl yanlış, belirsizliğin varlığı değil, hangi amaçla hangi kesinliğin istendiğinin söylenmemesidir.
 

Yeni Konular

Üst