Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Bir annenin çocuğunun okul çıkışında zamanında geleceğine dair inancını düşünelim. Bu inanç, ulaşım ya da trafik verileriyle tam olarak desteklenmiyor olabilir. Yine de anne ona göre plan yapar, bekler ve geç kalındığında kırgınlık duyar. Bu durumda en dürüst cümle 'biliyorum' değil, 'buna güveniyorum' olur. Annette Baier'in güven üzerine yazdığı çalışmada güven, bilgi türü bir tutum olarak değil, başkasının iyi niyetine yaslanan ve kanıtı aşan bir taahhüt olarak ele alınır. Güven kırılabilir olmasına rağmen güven olmasını sağlayan şey tam da bu aşan yönüdür. İnanç önermelerini bilgi sayarsak bu gerilim ortadan kalkar. Yanılma payı ile bağlılık arasındaki fark silinir, sadakat ve vefa da yalnızca yeterli kanıtın eksikliği olarak okunmaya başlar. Pascal'ın bahsi benzer bir yere işaret eder: kanıt yetersizken eylemi meşrulaştıran bir gerekçe aranır ve bu gerekçe bilgi değil, bağlanma kararıdır. Dolayısıyla kaybedilen şey yalnızca bir terminolojik ayrım değil, kanıt bittiğinde de bağlanabilme kapasitesi, yani insanın belirsizlik içinde verdiği sadakattir. Bence soru, inancı bilgiye indirgemenin bu kapasiteyi nasıl etkilediği üzerinden daha verimli sorulabilir.