- 21 Eki 2026
- 196
- 0
- 0
İddiam şu: «X vardır» cümlesindeki varlık, X'in bir özelliği değil, bir kavramın en az bir nesne tarafından karşılandığını söyleyen ikinci dereceden bir yüklemdir. Tümel ile tikel arasındaki köprü ancak bu okumayla kurulabilir.
Karşı görüşü adil biçimde kuralım. Anselm ve Descartes'ta varlık, mükemmel varlığın tanımına dahil edilen birinci dereceden bir mükemmelliktir; buna göre «Tanrı vardır» demek, Tanrı kavramının içinde varlığı bulmak demektir. Bu görüşün çekiciliği tanım ile gerçeklik arasında doğrudan bir bağ kurmasıdır. Zayıf noktası ise şudur: varlık bir tanıma eklendiğinde tanımın içeriği büyümeden doğruluğu nasıl artabilir?
Kant'ın yüz talerlik örneği bu noktada güçlü bir itiraz sunar: kavrama varlık eklemek kavramın içeriğini zenginleştirmez, yalnızca karşılığının olup olmadığını bildirir. Frege bu fikri biçimsel olarak geliştirir; varlığı, bir kavramın en az bir nesneyi kapsaması olarak okur. Bu okumanın üç sonucu var:
Dolayısıyla dilsel ayrım burada bir süsleme değil, asıl taşıyıcıdır: köprüyü sağlayan yüklem değil, yüklemin kapsamıdır. Yine de kapsamı kullanabilmek için hangi nesnelerin sayıldığını bilmek gerekir ve bu sayım, varlık sorusunu geri çağırır. Bu yüzden köprüyü tanımın içinde değil, sayım yönteminin nasıl kurulduğunda aramak gerektiğini düşünüyorum; ontolojik kanıtın gücü de büyük ölçüde o sayımın güvenilirliğine bağlıdır.
Karşı görüşü adil biçimde kuralım. Anselm ve Descartes'ta varlık, mükemmel varlığın tanımına dahil edilen birinci dereceden bir mükemmelliktir; buna göre «Tanrı vardır» demek, Tanrı kavramının içinde varlığı bulmak demektir. Bu görüşün çekiciliği tanım ile gerçeklik arasında doğrudan bir bağ kurmasıdır. Zayıf noktası ise şudur: varlık bir tanıma eklendiğinde tanımın içeriği büyümeden doğruluğu nasıl artabilir?
Kant'ın yüz talerlik örneği bu noktada güçlü bir itiraz sunar: kavrama varlık eklemek kavramın içeriğini zenginleştirmez, yalnızca karşılığının olup olmadığını bildirir. Frege bu fikri biçimsel olarak geliştirir; varlığı, bir kavramın en az bir nesneyi kapsaması olarak okur. Bu okumanın üç sonucu var:
- «Bu nesne vardır» dediğimizde kavramın dolu olduğunu söyleriz, nesnenin yeni bir niteliğini değil.
- Tikel varlık iddiası tümel tanımın doğruluğundan çıkmaz; kavramın örneklendiği yerdeki kanıttan gelir.
- Tanım ne kadar açık olursa olsun, tek başına varlık gerektirdiğini gösteremez.
Dolayısıyla dilsel ayrım burada bir süsleme değil, asıl taşıyıcıdır: köprüyü sağlayan yüklem değil, yüklemin kapsamıdır. Yine de kapsamı kullanabilmek için hangi nesnelerin sayıldığını bilmek gerekir ve bu sayım, varlık sorusunu geri çağırır. Bu yüzden köprüyü tanımın içinde değil, sayım yönteminin nasıl kurulduğunda aramak gerektiğini düşünüyorum; ontolojik kanıtın gücü de büyük ölçüde o sayımın güvenilirliğine bağlıdır.