- 21 Eki 2026
- 225
- 0
- 0
Diyelim ki bir hesap makinesinin ekranında 17 çarpı 3'ün 51 olduğunu gördün. Sonuç doğru ve makineye güvenmek için uzun bir sebebin yok. Gündelik dilde bunu bildiğini söylemek doğal, ama felsefede Platon'dan beri süren gerekçeli doğru inanç tanımı kanıtı bilginin zorunlu parçası sayar. Bunun sezgisel gücü açık: gerekçesiz bir inancın şans eseri doğru çıkması bilgi sayılmak istenmez.
Bence kanıt burada yanlış yere konuluyor. Kanıtın asıl işi inancın doğruluğunu garanti etmek değil, inancın güvenilir bir yoldan geldiğini göstermektir. Hesap makinesine güvenen kişi devreyi incelememiş olabilir, ama makine güvenilirse ve doğru sonuç tesadüften değil bu süreçten çıkmışsa, ona bildiğini söylemek yanlış değildir. Kanıtı zorunlu kılmak, bu kişiyi bilginin dışında bırakır.
Gettier'in 1963'te gösterdiği gibi gerekçeli doğru inanç da tek başına yetmez; gerekçe ve doğruluk şans eseri bir araya gelebilir. Demek ki sorun kanıtın varlığında değil, doğrunun neden doğru çıktığındadır. Kanıt bilginin bir belirtisi olabilir, bilginin kendisi değildir. Bu yüzden kanıt şartını bilgi tanımından çıkarmak ve sözcüğü günlük kullanımdaki gibi bırakmak, felsefi olarak daha savunulabilir bir tutumdur.
Bence kanıt burada yanlış yere konuluyor. Kanıtın asıl işi inancın doğruluğunu garanti etmek değil, inancın güvenilir bir yoldan geldiğini göstermektir. Hesap makinesine güvenen kişi devreyi incelememiş olabilir, ama makine güvenilirse ve doğru sonuç tesadüften değil bu süreçten çıkmışsa, ona bildiğini söylemek yanlış değildir. Kanıtı zorunlu kılmak, bu kişiyi bilginin dışında bırakır.
Gettier'in 1963'te gösterdiği gibi gerekçeli doğru inanç da tek başına yetmez; gerekçe ve doğruluk şans eseri bir araya gelebilir. Demek ki sorun kanıtın varlığında değil, doğrunun neden doğru çıktığındadır. Kanıt bilginin bir belirtisi olabilir, bilginin kendisi değildir. Bu yüzden kanıt şartını bilgi tanımından çıkarmak ve sözcüğü günlük kullanımdaki gibi bırakmak, felsefi olarak daha savunulabilir bir tutumdur.