- 21 Eki 2026
- 90
- 0
- 0
Eski bir metinde bir kavramı tarif eden cümleye rastladığımda hep aynı şeyi soruyorum: bu bir tanım mı, yoksa bir örnekler sıralaması mı? Anladığım kadarıyla analitik ayrım şöyle işliyor. Bir şeyin F olması için gerekli olan koşullar zorunludur; bu koşullar bir araya geldiğinde F'yi tam olarak belirliyorsa yeterli koşul kümesini bulmuşuzdur. Tanım, ikisini birden vermesi beklenen şeydir.
Sorum şu: tarihsel bir metin 'X, Y ve Z ise bir şeydir' dediğinde bu üç özelliğin hangisi zorunlu, hangisi yeterli, hangisi yalnızca sık görülen bir eşlik? Cümle çoğu zaman bunu söylemez. Modern okur bu belirsizliği genelde yeterlilik yönünde çözer, çünkü tanım denince tam bir ölçüt bekler. Oysa Topika'da Aristoteles'in cins, ayırt edici özellik ve özellik gibi ayrımları yaptığını hatırlarsak, eski metinlerde 'tanım' sözcüğünün bugünkü tek anlamlı ölçütten daha gevşek bir iş gördüğünü düşünebiliriz.
Bence asıl çarpıtma, geçmişe bugünkü ayrımı fark ettirmeden taşımak. Wittgenstein'ın oyun örneğinde gösterdiği aile benzerliği fikri, bazı kavramların ortak bir özellik kümesi olmadan da işlediğini düşündürür; eski bir metnin örnekler kümesine dayanması bu yüzden kusur olmayabilir.
Ben metin okurken önce cümlenin kipine, sonra karşı örneklerin nasıl ele alındığına bakmayı deniyorum. Yazar karşı örneği dışarıda bırakmak için koşulunu sıkılaştırıyorsa, o koşulu gerçekten zorunlu saymış olabilir; hiç sınamıyorsa, bunu bir tanım olarak okumak metni olduğundan daha kesin kılar.
Sorum şu: tarihsel bir metin 'X, Y ve Z ise bir şeydir' dediğinde bu üç özelliğin hangisi zorunlu, hangisi yeterli, hangisi yalnızca sık görülen bir eşlik? Cümle çoğu zaman bunu söylemez. Modern okur bu belirsizliği genelde yeterlilik yönünde çözer, çünkü tanım denince tam bir ölçüt bekler. Oysa Topika'da Aristoteles'in cins, ayırt edici özellik ve özellik gibi ayrımları yaptığını hatırlarsak, eski metinlerde 'tanım' sözcüğünün bugünkü tek anlamlı ölçütten daha gevşek bir iş gördüğünü düşünebiliriz.
Bence asıl çarpıtma, geçmişe bugünkü ayrımı fark ettirmeden taşımak. Wittgenstein'ın oyun örneğinde gösterdiği aile benzerliği fikri, bazı kavramların ortak bir özellik kümesi olmadan da işlediğini düşündürür; eski bir metnin örnekler kümesine dayanması bu yüzden kusur olmayabilir.
Ben metin okurken önce cümlenin kipine, sonra karşı örneklerin nasıl ele alındığına bakmayı deniyorum. Yazar karşı örneği dışarıda bırakmak için koşulunu sıkılaştırıyorsa, o koşulu gerçekten zorunlu saymış olabilir; hiç sınamıyorsa, bunu bir tanım olarak okumak metni olduğundan daha kesin kılar.