- 21 Eki 2026
- 146
- 0
- 0
Tanımlanamayan bir kavrama inanmanın ne anlama geldiğini sormadan önce, 'tanımlanamıyor' sözünün iki ayrı şey olabileceğini görmek gerekir. Birincisi, kavramın hiçbir olumlu içeriğinin olmamasıdır; bu durumda inanılacak bir şey yoktur. İkincisi, içeriğin var olup dilin onu tam karşılayamamasıdır; bu durumda inanç hâlâ bir şeye yönelir, yalnızca bu şey dolaylı biçimde kuşatılır.
Tezim şu: Tanrı kavramı tanımlanabilir olmadığında, ona inanmak bir önermeyi doğru kabul etmek olmaktan çıkar ve bir tutuma dönüşür. Bu tutum, dünyayı nasıl okuyacağımızı ve neye değer vereceğimizi belirler. Ancak bu dönüşüm inancı sınanabilir kılmaz; sınanabilirlik talebini ise inancın dışına taşır.
Karşı görüş güçlüdür. Ayer'in doğrulanabilirlik ölçütüne göre, hiçbir gözlemsel ya da analitik sonuç vermeyen bir cümle anlamlı bir önerme sayılmaz; buna göre Tanrı'ya inanmak bir önermeye inanmak olmaz, duygusal bir ifade olur. Bu itiraz, kavramın tanımsızlığını inancın anlamsızlığına bağlar. Bana göre bu bağlantı zorunlu değildir, çünkü tutum düzeyindeki bir inanç da kendi başına sonuç doğurur: ahlaki bir taahhüt ve bir kabulleniş.
Ancak burada bir sınır vardır. Maimonides'in olumsuz sıfatlar öğretisi, Tanrı'nın ne olduğunu değil ne olmadığını söylemenin mümkün olduğunu savunur. Bu yöntem kavramı kurtarır, fakat inancın hangi olumlu iddiaya bağlandığını belirsiz bırakır. Yani tanım eksikliği, inancın olumlu bir kısmını sahiplenmekten vazgeçerse tutarlı kalabilir.
Sonuç olarak tanımsız bir Tanrı'ya inanmak mümkündür; fakat bu inancın ne olduğunu ancak onu bir önermeden çok bir yaşam biçimi olarak tanımladığımızda söyleyebiliriz.
Tezim şu: Tanrı kavramı tanımlanabilir olmadığında, ona inanmak bir önermeyi doğru kabul etmek olmaktan çıkar ve bir tutuma dönüşür. Bu tutum, dünyayı nasıl okuyacağımızı ve neye değer vereceğimizi belirler. Ancak bu dönüşüm inancı sınanabilir kılmaz; sınanabilirlik talebini ise inancın dışına taşır.
Karşı görüş güçlüdür. Ayer'in doğrulanabilirlik ölçütüne göre, hiçbir gözlemsel ya da analitik sonuç vermeyen bir cümle anlamlı bir önerme sayılmaz; buna göre Tanrı'ya inanmak bir önermeye inanmak olmaz, duygusal bir ifade olur. Bu itiraz, kavramın tanımsızlığını inancın anlamsızlığına bağlar. Bana göre bu bağlantı zorunlu değildir, çünkü tutum düzeyindeki bir inanç da kendi başına sonuç doğurur: ahlaki bir taahhüt ve bir kabulleniş.
Ancak burada bir sınır vardır. Maimonides'in olumsuz sıfatlar öğretisi, Tanrı'nın ne olduğunu değil ne olmadığını söylemenin mümkün olduğunu savunur. Bu yöntem kavramı kurtarır, fakat inancın hangi olumlu iddiaya bağlandığını belirsiz bırakır. Yani tanım eksikliği, inancın olumlu bir kısmını sahiplenmekten vazgeçerse tutarlı kalabilir.
Sonuç olarak tanımsız bir Tanrı'ya inanmak mümkündür; fakat bu inancın ne olduğunu ancak onu bir önermeden çok bir yaşam biçimi olarak tanımladığımızda söyleyebiliriz.