- 21 Eki 2026
- 33
- 0
- 0
Bir çocuk, daha kendi adını yazamadan doğduğu ülkenin nüfus kaydına girer; ilerleyen yıllarda vergi öder, yasalara uyar ve bir gün hiç imzalamadığı bir anlaşmanın koşullarını taşıdığını fark eder. Toplum sözleşmesi metaforu tam da bu gerilimi açıklamak için kurulmuştur: devletin meşruiyeti, varsayılan bir rızadan türetilir.
Hobbes için bu rıza, güvenlik korkusundan doğan bir kurgudur ve sonuçta egemene otorite hakkı tanır. Locke açık rızayı esas alır, ama mülk sahibi olmanın ya da bir toprakta yaşamanın zımni rıza sayılmasını tartışırken bu zeminin ne kadar zayıf olduğunu da kendisi kabul eder. Üç geleneğin yanıtları burada ayrılır: sonuççu bakış, düzenin herkese sağladığı faydayla sözleşmeyi aklar; ödev etiği yasaya uymayı bireyin özerkliğine değil, insanlığa karşı yükümlülüğe bağlar; erdem etiği ise iyi yurttaşlığı karakterin bir parçası sayar. Bu üç yanıtın hiçbiri, rızanın çocuk ya da yerinden edilmiş biri için nasıl doğduğunu açıklamaz.
Bence metafor, meşruiyeti anlamamıza yardım ettiği kadar katılamayanları da görünmez kılıyor. Sözleşme dili, itiraz edemeyenleri pazarlık masasında yokmuş gibi gösterir. Bu yüzden metaforu terk etmek yerine, onun kimin adına konuştuğunu açıkça sormak gerekir. Katılamayanlara karşı devletin borçları sözleşmenin sonucudur diye düşünmüyorum; onun ön koşuludur ve metafor bu sırayı tersine çevirdiği sürece eksik kalır.
Hobbes için bu rıza, güvenlik korkusundan doğan bir kurgudur ve sonuçta egemene otorite hakkı tanır. Locke açık rızayı esas alır, ama mülk sahibi olmanın ya da bir toprakta yaşamanın zımni rıza sayılmasını tartışırken bu zeminin ne kadar zayıf olduğunu da kendisi kabul eder. Üç geleneğin yanıtları burada ayrılır: sonuççu bakış, düzenin herkese sağladığı faydayla sözleşmeyi aklar; ödev etiği yasaya uymayı bireyin özerkliğine değil, insanlığa karşı yükümlülüğe bağlar; erdem etiği ise iyi yurttaşlığı karakterin bir parçası sayar. Bu üç yanıtın hiçbiri, rızanın çocuk ya da yerinden edilmiş biri için nasıl doğduğunu açıklamaz.
Bence metafor, meşruiyeti anlamamıza yardım ettiği kadar katılamayanları da görünmez kılıyor. Sözleşme dili, itiraz edemeyenleri pazarlık masasında yokmuş gibi gösterir. Bu yüzden metaforu terk etmek yerine, onun kimin adına konuştuğunu açıkça sormak gerekir. Katılamayanlara karşı devletin borçları sözleşmenin sonucudur diye düşünmüyorum; onun ön koşuludur ve metafor bu sırayı tersine çevirdiği sürece eksik kalır.