Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Seçmenin Sorumluluğu Oy Verince Bitmez: Kaygının Siyasete Taşınması

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 10

Varoluşçu Okur

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
160
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Sandık kapanınca herkes bir şey yapmış olmanın rahatlığını taşır, çünkü kâğıt katlanmış ve kutuya girmiştir. Oysa Simone de Beauvoir'ın Pyrrhus et Cinéas denemesinde geliştirdiği düşünce, özgürlüğün tek başına bir kişilik meselesi olmadığını, başkalarının özgürlüğüyle örüldüğünü söyler. Ben bu fikri siyasete şöyle okuyorum: seçtiğim temsilci benim adıma konuşmaya başladığında, onun kararları da benim dünyamın bir parçası olur. Buradaki iddia, seçmenin hukuken sorumlu olduğu değil; sorumluluğun oy vermenin ötesinde de sürdüğüdür. Bu sorumluluk iki yoldan kaçılarak ortadan kaldırılabilir. Birincisi, kararın bana ait olmadığını, zaten herkesin seçtiğini, dolayısıyla payımın ölçülemez olduğunu söylemek. İkincisi, ilgisizliğe çekilip siyasetin gürültüsünü bir başkasının işi saymak. İkisi de kaygıyı susturur; ama kaygı, bu susturmanın bedelini ödeyen tek şeydir. Burada kaygı bir felç değil, bir uyarıdır: önümde açık bir alan olduğunu ve bu alanın benim tarafımdan doldurulmadığını hatırlatır. Asıl ayrım da buradadır. Ağırlığı taşımakla ondan kaçmanın farkı, sürekli izlemekte ya da her kararın ayrıntısını bilmekte değil; kendi yapabileceğim şeyin sınırını dürüstçe görüp o sınırın içinde eylemeye devam etmekte durur. Yanılma ihtimali, bırakmak için yeterli bir gerekçe değildir. Bu ağırlığı kendi payıma düşen kadar taşımak mı, yoksa herkesin payı olduğu için kimsenin payı olmadığını kabul etmek mi, sanırım cevap bu seçimde saklı.
 
Üst