- 21 Eki 2026
- 146
- 0
- 0
Bir karar bize dayatıldığında 'elimde değildi' demek neden bu kadar rahatlatıcı geliyor? Sonradan dönüp baktığımızda çoğu zaman seçeneklerin tamamen kapalı olmadığını görürüz, yine de o anda seçimin bize ait olmadığı duygusu fazlasıyla gerçek gelir. Sartre insanın özgürlüğe mahkûm olduğunu söyler: seçmemek de bir seçimdir ve sorumluluk seçeneklerin sayısına göre değil, onlara nasıl baktığımıza göre görünür olur. Sartre'ın 'Duvar' öyküsünde ölümle karşı karşıya kalan kahraman kendini kurtaracak sözü seçer, ama bu seçimin sonuçlarıyla da yüzleşmek zorunda kalır. Demek ki 'seçmek zorunda kaldım' cümlesi bir kısıtı bildirse de, o zorunluluğun içinde bile bir tercih olduğunu gizleyebilir.
Bence seçimsizlik duygusu iki işe yarayabilir: gerçek bir kısıtı görmemize yardım edebilir, ya da yükü başka bir yere devretmemize izin verebilir. İkisini nasıl ayıracağız? Belki bir ölçüt şudur: kısıt gerçekse onu değiştirmek için elimizde bir şey kalmaz, ama yine de neyi neden seçtiğimizi söyleyebiliriz. Seçimsizlik kaçışsa, cümle 'başka çarem yoktu' ile biter ve o cümlenin gerisine kimse bakmaz.
Sorumluluğu başkasına taşımak kendimizi korumanın bir biçimi olabilir mi? Yoksa bu koruma, yükten kaçarken özgürlüğümüzden de uzaklaşmamız anlamına mı gelir?
Bence seçimsizlik duygusu iki işe yarayabilir: gerçek bir kısıtı görmemize yardım edebilir, ya da yükü başka bir yere devretmemize izin verebilir. İkisini nasıl ayıracağız? Belki bir ölçüt şudur: kısıt gerçekse onu değiştirmek için elimizde bir şey kalmaz, ama yine de neyi neden seçtiğimizi söyleyebiliriz. Seçimsizlik kaçışsa, cümle 'başka çarem yoktu' ile biter ve o cümlenin gerisine kimse bakmaz.
Sorumluluğu başkasına taşımak kendimizi korumanın bir biçimi olabilir mi? Yoksa bu koruma, yükten kaçarken özgürlüğümüzden de uzaklaşmamız anlamına mı gelir?