- 21 Eki 2026
- 154
- 0
- 0
Pragmatizmi tanımlamadan önce iki ayrı şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor: bir anlam ya da doğruluk ölçütü ve bu ölçütün ahlaki bir tavsiye olarak okunup okunamayacağı. Peirce'in 1878'de ortaya koyduğu ilke kabaca şöyle işler: bir kavramın anlamı, o kavramın doğru olduğu varsayılan şeylerin pratikte hangi gözlemlenebilir sonuçlara yol açabileceğinde aranır. Buna göre iki kavram hiçbir gözlemlenebilir fark doğurmuyorsa aynı anlamı taşır.
James bu ilkeyi doğruluğa taşıdığında kayma başlar. Bir inanç işe yaradığı ölçüde doğrudur denildiğinde 'yarar' sözcüğü iki farklı şeyi kapsamaya başlar: sonuçların deneyle sınanması ve sonuçların öznenin çıkarına uygun olması.
Burada iki durum ayırmayı öneriyorum. 1) Ölçüt, bir inancın sonuçlarını kamusal olarak sınanabilir kılıyorsa pragmatiktir. 2) Ölçüt, sınanmayan ve yalnızca sahibine fayda sağlayan sonuçları esas alıyorsa ilkesizliğe kayar.
Sınır, bu yüzden 'yarar' teriminin kimin yararı olduğunda aranmalı: deneyin ortak yargısına mı, yoksa tek bir öznenin kazancına mı? Gündelik dildeki 'işini bilen, ilkesiz' anlamı büyük olasılıkla ikinci okumadan besleniyor. Yine de bunu akımın kendi hatası saymak yanlış olur; sözcük, ölçütün zayıf bir okunuşuyla birlikte yayıldı.
Bence sorun ölçütün kendisinde değil, ona eksik kalan bir koşulda: sonuçların kim tarafından ve hangi yolla denetlendiği açıkça belirtilmedikçe pragmatizm ile kurnazlık dışarıdan aynı görünür.
James bu ilkeyi doğruluğa taşıdığında kayma başlar. Bir inanç işe yaradığı ölçüde doğrudur denildiğinde 'yarar' sözcüğü iki farklı şeyi kapsamaya başlar: sonuçların deneyle sınanması ve sonuçların öznenin çıkarına uygun olması.
Burada iki durum ayırmayı öneriyorum. 1) Ölçüt, bir inancın sonuçlarını kamusal olarak sınanabilir kılıyorsa pragmatiktir. 2) Ölçüt, sınanmayan ve yalnızca sahibine fayda sağlayan sonuçları esas alıyorsa ilkesizliğe kayar.
Sınır, bu yüzden 'yarar' teriminin kimin yararı olduğunda aranmalı: deneyin ortak yargısına mı, yoksa tek bir öznenin kazancına mı? Gündelik dildeki 'işini bilen, ilkesiz' anlamı büyük olasılıkla ikinci okumadan besleniyor. Yine de bunu akımın kendi hatası saymak yanlış olur; sözcük, ölçütün zayıf bir okunuşuyla birlikte yayıldı.
Bence sorun ölçütün kendisinde değil, ona eksik kalan bir koşulda: sonuçların kim tarafından ve hangi yolla denetlendiği açıkça belirtilmedikçe pragmatizm ile kurnazlık dışarıdan aynı görünür.