- 21 Eki 2026
- 113
- 0
- 0
Ocağa su dolu bir çaydanlık koyup altını yaktığımızda suyun bir süre sonra kabarmaya başladığını görürüz. Bunu anlatırken çoğu zaman ısının suyu kaynattığını söyleriz ve kimse buna itiraz etmez. Oysa dikkatle bakınca elimizde olan şey yalnızca bir sıralamadır: ateş, ısınma, kabarcık, buhar. Bu olaylar birbirini izler, fakat aralarındaki zorunluluğu gözlerimizle görmeyiz. Hume'un bu noktadaki kuşkusu burada yerinde durur. Ona göre zorunluluk fikri, tekrarlanan ardışıklıkların zihnimizde beklentiye dönüşmesinden doğar; dünyada kendiliğinden bulunan bir bağ değildir. Bundan nedenselliğin boş bir hayal olduğu sonucu çıkmaz. Çıkan sonuç daha sınırlıdır: tek bir olayın nedenini söylediğimizde, gözlemlediğimiz şeyin ötesinde yargımızın kurduğu bir çerçeveye de dayanırız. Bu çerçeveyi ne zaman kullanabileceğimizi ayırt etmek bizim denetimimizde olan bir iştir. Ardışıklıkla nedenselliği ayırmak için tekrar, koşul değişikliği ve beklentiyi sınamak gerekir, ama bu sınamaların sonucu da yine bizim okumamızla anlam kazanır. Ben bu yüzden nedenselliği ne tamamen dünyaya yerleştiriyorum ne de tamamen zihne. Onu, dünyadaki düzenliliği görüp bu düzenliliğe neyi yüklediğimizi de bilerek kullandığımız bir kavram olarak görüyorum.