Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Paranoid Bozukluk

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan phi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 603

phi

Felsefe.net
Yeni Üye
Katılım
13 May 2008
Mesajlar
1,906
Tepkime puanı
174
Puanları
63
Paranoid kişilik bozukluğunun (PKB), sürekli olarak bir kuşkuculuk hali ve karşısındaki insanların davranışlarının, amaçlarının kötü niyetli olduğuna duyulan inançla belirgindir. Bu bozukluk ergenlik veya erken erişkinlik dönemlerinde başlar. Paranoid bireyler çoğunlukla, şüphecilikleri ve suçlamalarına artık dayanamayan aile üyeleri ve iş arkadaşları tarafından tedaviye yönlendirilirler. Ancak paranoid bireyler tedaviye gelseler bile, psikiyatrik açıdan bir sorunları olmadığı yönündeki inançları genelde değişmemiştir. PKB bulunan bireyler, kendilik imgelerine ilişkin iki kutupluluk yaşarlar. Davranışları grandiyöz ve kibirli olsa bile, aslında, duyguları yetersiz ve küçük gördüğü kendilikle, her şeye yeten, her zaman haklı olan kendilik arasında gidip gelmektedir. Dıştan bakıldığında, paranoid bireyler, kibirli, talepkar, başkalarına güvenmeyen, ahlakçı ve diğer insanlara karşı aşırı tetikte kişilerdir. İç dünyalarında ise utangaç, korkmuş, kendisine güvenemeyen, kolayca aldanabilen, başkalarını düşünmeyen, gerçek olayların tamamının anlamını kavrayamayan kişilerdir. PKB'nun iki anahtar savunma mekanizması yansıtma ve yansıtmalı özdeşimdir. Yansıtma, içsel bir tehdidi dıştaki tehdit ile değiştirmektedir. Yansıtmalı özdeşim ise bir adım ileriye giderek, tehditleri dışlaştırmanın yanı sıra, çevredeki insanları kontrol ederek patolojik bir biçimde paranoid kişiye bağlamaktadır. Paranoid bireylerle sürdürülen psikoterapinin esas hedefi, bireylerin, sorunlarının kaynaklarının dışarıdan gelmekte olduğu algısının, içeriden kaynaklandığı gerçeğine dönüştürülmesi olmalıdır. Ancak bu dönüşüm acele edilmeden ve her bireye özgü değişik bir zaman çizelgesi içerisinde gerçekleştirilmelidir. PKB'da içgörünün nadiren kazanılması nedeniyle uzun dönem tedavi başarısı yetersizdir.
 

Varoluşçu Okur

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
123
Tepkime puanı
0
Puanları
0
phi'nin metninde en çok düşündüren ayrım, paranoid bireyin dıştan kibirli, içeriden korkmuş görünmesi. Bu ayrım bana bakışın iki kez işlediğini düşündürüyor: karşıdakinin bakışı hem tehdit hem de kendimizi nasıl gördüğümüzün aynasıdır. Varlık ve Hiçlik'te Sartre, ötekiyle ilişkiyi tam da bu bakış üzerinden kurar; biri beni gördüğünde nesneleşirim ve özgürlüğüm bir an için dışarıdan tanımlanır. Bu, bakılmanın insanın kurucu bir yanı olduğunu gösterir. O hâlde tehdit ile varoluşun kendisi arasındaki sınır başta sanıldığı kadar net değildir. Paranoyanın asıl sorunu, bakışın bir kez yöneldiğinde değil, her yerde ve her an hissedildiğinde ortaya çıkan totalleşmesidir.

Buradan açılan soru şudur: bakış gerçekten bize yöneldiğinde, onu tanımak ile tek bir içsel kaynağa indirgemek arasındaki fark neye dayanır? Terapinin içsel kaynak dili bu sınırı kolay bir çözüm gibi sunabilir, oysa çoğu zaman kişiyi karşılaştığı gerçek karşıtlıklardan ayırmanın bir yoluna dönüşür. İçgörü, dünyayı değil dünyayla kurulan ilişkiyi yeniden okumaktır ve bu okuma ancak kişinin kendi bakışını geri alabilmesiyle mümkün olur.
 
Üst