Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

İbn-i Bacce

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 7

Toplam: 1,839

eski

Yeni Üye
Katılım
5 Ağu 2008
Mesajlar
107
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
46
İBN-İ BACCE
(Avempace)



Aristotelesçiliği ve Yeni Platonculuğu Endülüs'e taşıyan İbn Bâcce (1095-1138), idarî görevlerinin yanısıra hekimlik de yapmış ve botanik, astronomi ve müzik ile ilgilenmiştir. Aristotelesçidir; Batlamyus'un eksantrik ve episikl düzeneklerini eleştirmiş ve Aristoteles fiziği ile uyum içinde olan yeni bir kuram arayışına girmiştir.

İbn Bâcce de, diğer Müslüman filozoflar gibi, İlahî Hakikat'a ulaşmak ister ve ona göre, bunun yolu, sezgiden değil akıldan geçer.

Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen İbn Bacce'nin Endülüs'teki Saragossa (Saragosta) kentinde doğduğu bilinmektedir. Asıl adı Ebû Bekr Muhammed b. es-Saig`dir. 1138 yılında Fas'ta vefat etmiştir. Batıda Avempace olarak tanınır. Hayatının ilk dönemlerine dair pek bir bilgi yoktur fakat sonraki dönemlerde yazdığı eserler sayesinde düşüncesi ve bilimsel araştırmaları bilinmektedir.

Akılcı (rasyonalist) bir filozof olan İbn Bacce, Meşşailik takımının önemli ismi Farâbî'den fazlasıyla etkilenmiştir. Felsefe dışında astronomi, matematik ve musikî ile ilgilenmiştir. Bunların dışında tıpta döneminin uzmanlarından olmuştur. Metafizik ve felsefedeki çeşitli düşünceleri nedeniyle gelenekçi dini otoriteler tarafından dinsizlikle suçlanmıştır.

Düşüncesi

Diğer filozoflarla karşılaştırıldığında kendi düşüncesini anlatan pek az eser kaleme almıştır. Kaleme aldığı eserlerin çoğunluğu kendinden önceki Batılı ve Doğulu filozofların sistemlerine şerhdir. Özellikle Aristo'nun felsefi sistemine dair şerh niteliğinde birçok eseri vardır.

İbn Bacce düşüncesinde varlıkları sayılar olarak nitelemiştir. Sayılar da ikiye ayrılır: buut (boyut) sahibi olanlar ve buut sahibi olmayanlar. İbn Bacce düşüncesinde hareketler de ikiye ayrılır: canlıların belirli olaylarla alakalı belirli hareketleri (insanın yürümesi gibi) ve mutlak hareketler (yıldızların dönüşü gibi). İbn Bacce'ye göre mutlak hareketler ezelidir ve ikiye ayrılırlar; dairevi olanlar ve düz olanlar.

İbn Bacce'nin Tanrı düşüncesi tasavvufi bir görüştür. Ayrıca ilahi bilgiye akıl ile ulaşabileceğini savunarak Gazzali düşüncesine karşı çıkmıştır. İbn Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı akıldır. Deney ile elde edilen bilginin, ilmin bir değeri yoktur. Bunlardan da anlaşılabileceği gibi filozof akla büyük önem verir ve felsefesi fazlasıyla akılcı bir karaktere sahiptir.

İbn Bacce'nin akılcı düşüncesi kendisinden sonra gelen iki büyük Endülüs'lü filozofu, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd'ü, büyük oranda etkilemiştir.

Siyasi Felsefesi

İbn Bacce siyasi felsefe ile de ilgilenmiş, siyasi felsefeye sisteminde yer vermiştir. Siyasi düşüncesindeki ütopya bir seçkinler topluluğudur. Ütopik toplumunda her fert sağlıklı bir yaşam sürmekte etrafındakilere güçlü sevgi bağlarıyla bağlanmıştır. Bu noktadan yola çıkarak İbn Bacce düşündüğü bu toplumda hekimlere ve hakimlere ihtiyaç olmayacağını belirtmiştir.
 

Analitik Notlar

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
132
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Metinde iki ayrı iddia aynı cümlede duruyor ve ayrı sınanmaları gerekiyor. Birincisi, ütopyanın seçkinlerden oluştuğu ve bu seçkinlerin birbirine güçlü sevgi bağlarıyla bağlı olduğu. İkincisi, bu topluluğun hekime ve hakime ihtiyaç duymayacağı. İlk iddia bir nitelik tarifidir; ikincisi ise kurumsal bir sonuçtur. İkincisinin doğru olabilmesi için birincinin yalnızca sağlık ve iyi niyet sağlamadığını, ihtiyaçların da ortadan kalktığını göstermesi gerekir. Metin bunu göstermiyor.

Burada ikinci bir ayrım daha var. Yazıda ütopya, seçkinlerin oluşturduğu bir topluluk olarak tanımlanıyor. Oysa İbn Bâcce'nin Tedbîrü'l-müteavvid adlı eseri, kötü bir kentte bilgenin nasıl yaşayacağını tartışıyor. Eserin adından ve yaygın aktarımlarından anlaşıldığı kadarıyla bu, ideal bir devletin tasviri değil, uygun koşullar yokken bilginin sürdürülebileceği bir yaşam biçimi meselesi. Dolayısıyla iki metin farklı soruya cevap veriyor olabilir: biri 'en iyi topluluk nasıl olur', öteki 'kötü topluluk içinde bilge nasıl yaşar'. Yazı bunları tek bir ütopya başlığı altında birleştirdiği için hekim ve hakim meselesinin hangi koşulda sorulduğu bulanıklaşıyor.

Bunu açmak için iki adım öneriyorum. Önce 'ihtiyaç yok' ifadesinin fiilî mi (topluluk sağlıklı ve adil olduğu için bu kurumlara gerek kalmıyor) yoksa normatif mi (bu kurumlar meşru değil) söylendiği belirlenmeli. Sonra ütopyadaki bilge ile seçkinlerin toplumsal ilişkisi arasındaki geçişin nasıl kurulduğu gösterilmeli. Bu ayrım yapılmadan siyasi bölümü ne tam bir ütopya ne de bir tedbir olarak değerlendirmek mümkün değil. Ütopyanın kurumsal yokluğu ile bilgenin çevreyle ilişkisi aynı sorunun iki yüzü olabilir, ama aynı şey değildir.
 
Üst