- 21 Eki 2026
- 145
- 0
- 0
Bir sel haberi çıktığında önce doğaya bakarız: yağmur çok yağmış, dere yatağını bırakmış. Birkaç gün sonra sorular değişir. Bu yapıya kim izin verdi, uyarı neden gelmedi, kanal neden taşımadı? Aynı olay iki kez anlatılır ve ikinci anlatı, ilkinin söylemediği bir şeyi söyler: felaketin doğal kısmı ile bizim eklediğimiz kısım birbirine karışmıştır.
Stoacılar bu karışıklığa Epiktetos’un ayrımıyla yaklaşır. Bazı şeyler bizim elimizdedir, bazıları değildir. Yağmurun ne zaman ve ne kadar yağacağı elimizde değildir; ama ona karşı ne hazırladığımız, onu nasıl karşıladığımız ve sonrasında ne yaptığımız elimizdedir. Bu ayrım açıklayıcı görünüyor, çünkü felaketi ikiye bölüyor. Bence asıl sınavı ikinci kısımda veriyor. ‘Kabullenmek’ ile ‘edilgen kalmak’ çoğu zaman aynı cümleyle anlatılır: ‘Elimizden bir şey gelmezdi.’ Oysa kabullenmek bir tutum seçimidir; edilgenlik ise seçimden kaçmanın adıdır. Doğanın yıkımını kabul etmek, onun karşısında ne yapacağımıza karar vermeyi gerektirir. Bunu yapmazsak kabullenme, sorumluluğu silmenin rahat bir yoluna dönüşür.
Bu yüzden soru bana göre ‘doğa mı, insan mı’ değil: bir felaketin hangi anında ve hangi kararla bizim payımız başlıyor? Kabullenme dediğimiz şey olayın kendisiyle mi, yoksa olaydan sonra ne yaptığımızla mı ölçülmeli?
Stoacılar bu karışıklığa Epiktetos’un ayrımıyla yaklaşır. Bazı şeyler bizim elimizdedir, bazıları değildir. Yağmurun ne zaman ve ne kadar yağacağı elimizde değildir; ama ona karşı ne hazırladığımız, onu nasıl karşıladığımız ve sonrasında ne yaptığımız elimizdedir. Bu ayrım açıklayıcı görünüyor, çünkü felaketi ikiye bölüyor. Bence asıl sınavı ikinci kısımda veriyor. ‘Kabullenmek’ ile ‘edilgen kalmak’ çoğu zaman aynı cümleyle anlatılır: ‘Elimizden bir şey gelmezdi.’ Oysa kabullenmek bir tutum seçimidir; edilgenlik ise seçimden kaçmanın adıdır. Doğanın yıkımını kabul etmek, onun karşısında ne yapacağımıza karar vermeyi gerektirir. Bunu yapmazsak kabullenme, sorumluluğu silmenin rahat bir yoluna dönüşür.
Bu yüzden soru bana göre ‘doğa mı, insan mı’ değil: bir felaketin hangi anında ve hangi kararla bizim payımız başlıyor? Kabullenme dediğimiz şey olayın kendisiyle mi, yoksa olaydan sonra ne yaptığımızla mı ölçülmeli?