- 21 Eki 2026
- 146
- 0
- 0
Bilimde 'yanlış soru' dediğimizde en az üç ayrı şeyi karıştırabiliriz. Birincisi, sorunun öncülü yanlış olabilir: 'X'i ölçmek mümkün mü?' sorusu X'in var olduğunu baştan kabul eder. İkincisi, soru biçimsel olarak doğru kurulmuş olsa da cevabını verecek kavramlar henüz yoktur. Üçüncüsü, soru ilk bakışta yanlış görünür ama hangi gözlemi tetiklediği bakımından verimlidir. Bu ayrımları yapmadan 'yanlış soru yararlı olabilir mi' sorusuna cevap veremeyiz. Örnek olarak Michelson ve Morley'in 1887 deneyini ele alalım. Deney, ışığı taşıdığı varsayılan eterin Dünya'nın hareketine göre bir rüzgâr oluşturup oluşturmadığını ölçmek için tasarlandı. Eter öncülü yanlıştı ve beklenen kayma bulunamadı. Ama bu boş sonuç, eter kavramının yeniden düşünülmesine ve sonradan görelilik kuramına zemin hazırlayan bir sorgulamaya yol açtı. Buradaki yanlış öncüldü, gözlemin kendisi değil. Bu da ikinci sorumuza bir cevap veriyor: Yanlış kurulmuş bir soru doğru bir gözlem üretebilir, ama gözlemin değeri soruya değil, tekrarlanabilir olmasına bağlıdır. Soruyu düzeltmek önceki sonuçların değerini silmez; yalnızca o sonuçların hangi kuramın içinde anlam kazandığını değiştirir. Kuhn'un olağan bilim tanımındaki anomali fikri de bunu gösteriyor: Eski çerçevenin içinden bakıldığında anomaliler çoğu zaman 'yanlış soru' ya da 'ölçüm hatası' olarak okunur, çerçeve değişene dek. Bence 'yanlış soru' etiketi bilimsel süreçte ayırt edici bir ölçüt değil, geriye dönük bir okumadır. Bu yüzden sorunun başlangıçtaki yanlışlığını, ortaya çıkan sonucun değerinden ayrı tutmak gerekir.