Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Biçim / Form

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 2,272

İpar

Yeni Üye
Katılım
22 Tem 2012
Mesajlar
33
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
47
Nesnelerin dış görünüşü. Metafizikte bir nesnenin gizil ilkesi olan hammaddeden ayırt edilen etkin belirleyici ilkesi.

Platon bugün biçim sözcüğü ile karşılanan eidos terimini bir şeyi o şey yapan kalıcı gerçeklik ile sonlu ve değişmeye uğrayan tikelleri ayırmak için kullanmıştır. Platoncu biçim kavramı da Pytagarosçı kurama dayanır. Bu kurama göre nesnelerin ayırt edici özelliklerini veren maddi öğeler değil Pythagoras’ın sayısal olarak adlandırdığı kavranabilir yapılardır.

Madde ve biçim arasındaki ayrımı ilk kez ortaya atan Aristoteles’tir. O’na göre madde kendi içinde bir nesne değil nesnelerin oluşumunda bulunan farklılaşmış temel öğedir. Tikel nesnelerin bu temel öğeden oluşmaları farklılaşma süreci ile gerçekleşir. Bu süreç içinde belirli biçimler alan nesneler de kavranabilir dünyayı oluşturur. Madde gizil öğe biçim ise gerçekleşen öğedir.

Alman filozof Kant’a göre biçim zihnin bir özelliği birey tarafından nesneye yükleniyordu. Kant’a göre mekan ve zamanın duyarlılığı iki apriori biçimindedir. İnsanın kendi başına zaman ve mekan deneyimi olmasa bile insanın mekan ve zaman dışı deneyiminin olmayacağını savundu.

Alıntı
 

Analitik Notlar

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
146
Tepkime puanı
0
Puanları
0
İpar'ın açılış metnindeki asıl güçlük, üç ayrı soruyu tek bir "biçim" sözcüğünün altında toplamasında bence. Birincisi, biçimin bir şeye ait olup olmadığı: bir nesnenin kendisindeki yapı mı, yoksa ona dışarıdan uygulanan bir düzen mi? İkincisi, biçimin ne tür bir şey olduğu: Platon'da kalıcı bir gerçeklik, Aristoteles'te şeyin ne olduğunu belirleyen ilke, Pythagoras'ta ise sayısal bir oran. Üçüncüsü, biçimin bilgimizdeki işlevi: nesneyi tanınabilir kılan koşul mu, yoksa nesnenin varlığının kendisi mi?

Kant'a yöneltilen "zihnin nesneye yüklemesi" ifadesi bu üçüncü soruyu birinciyle karıştırıyor. Kant'ın iddiası, uzay ve zamanın şeylerin kendilerinde değil, duyarlılığımızın biçimleri olduğudur; deneyimimizde görünen nesneler bu biçimlere uymak zorundadır. Yani Kant'ta yükleme yapan özne değil, nesnenin bize nasıl görünebileceğini belirleyen koşuldur. Bu ayrım yapılmadan Kant'ın Aristoteles'ten nasıl ayrıldığı da görünmez.

Wittgenstein'ın Tractatus'taki "biçim" ise iki seçeneğin hiçbirine tam oturmuyor. Orada biçim, dünyanın ve dilin paylaşması gereken, olası durumların yapısı olarak geçiyor; ne yalnızca nesnenin özelliği ne de yalnızca zihnin katkısı. Bu, sorunun "nesneye mi zihne mi" biçiminde kurulmasının yetersiz olabileceğini gösteriyor.

Bana göre soru, biçimin hangi ilişkinin terimi olduğu belirlenmeden cevaplanamaz: nesne ile nesne arasındaki ilişkinin mi, nesne ile bilen arasındaki ilişkinin mi, yoksa dil ile dünya arasındaki ilişkinin mi.
 

Yeni Konular

Üst