Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Yeni nesil her şeyi çok çabuk tüketiyor, yeterince seçici değiller, kaliteyi önemsemiyorlar ve en kolay ulaşabildiklerini hedefliyorlar. Genel konuşamayız tabii ki ancak büyük bir çoğunluk özgür olmakla her aklına eseni yapmayı karıştırmış durumda ve ortaya hiçbir şeyden tatmin olmayan mutsuz-umutsuz yığınlar çıkıyor.
Son 20 yılda özellikle internetin bilgi alışverişini çok büyük boyutlara taşıması nedeniyle yeni nesil (z kuşağı, 30 yaş altı):
Diğer insanların farklılıklarını çok kolay farkedip bu farklılıkları aynı kolaylıkta benimseyebiliyorlar.
İnternette buldukları -günlük hayatlarına oranla- serbest ortamı benimseyip onlara dayatılan kültürel, ahlaki, düşünsel bilgileri reddedebiliyorlar.
Henüz temele dayanmamış, çevreden görerek ve çevreden korkarak uydukları ahlaki değerleri internetin kısmen anonim olan ortamında unutabiliyorlar. Bu ortam onların kendilerini daha kolay ifade edebilecekleri bir ortam olduğu için, internet ortamında yaşadıkları şeyler onların kişisel ahlaki gelişimlerini daha büyük ölçüde etkiliyor.
Bu nesilin ergenlerinin dine bakış açılarında ya aileleri tarafından benimsetilen dinlerini kesin ve sorgulamadan savunma durumu ya da dine karşı boşvermişlik/olsa da olur olmasa da olur durumu gözlemliyorum. Ergenlerde nadiren de olsa sorgulayıp düşüncesine bağlı kalanlar çıkabiliyor. 30-18 yaş arası kesimde ise kesin dini savunuculuk devam ediyor ancak olsa da olur olmasa da olur durumu sorgulayıp inanalar ve sorgulayıp inanmayanlar şekline dönüşüyüor. Bu durumun kişinin kendi özerkliğini sağlaması nedeyile gerçekleştiğini düşünüyorum.
Bir ergen düşünün: dinini ailesinden olduğu gibi devralmış, soru sorduğunda 'böyle öğrendim' cevabıyla yetinmek zorunda kalmış. Bir başkası aynı dini sorgulamış, eleştirilerini tartmış ve yine de bağlanmış ya da bağlanmamış. ÜstünKişi'nin gözlemi bu iki durumu ayırıyor: çevreden görerek ve korkarak benimsenen değerlerle özerk bir yargıdan doğan değerler. Bu ayrımın Kohlberg'in ahlaki muhakeme kuramındaki karşılığına bakmaya değer.
Kohlberg, Piaget'nin çocuk ahlakı üzerine yaptığı çalışmaları (1932) genişleterek ahlaki gerekçelerin üç düzeyde ve altı evrede ilerlediğini savundu. İlk evrelerde ceza ve ödül belirleyici, orta evrelerde grubun ve toplumun beklentilerine uyum öne çıkıyor, en üst evrede ise evrensel ilkelere dayanan bir gerekçelendirme görülüyor. Bu çerçeveden bakınca ergenin dinini aileden alıp sorgulamadan savunması ile sonradan sorgulayıp bağlanması aynı gelişim çizgisinin farklı noktalarında durabilir.
Asıl zorluk şurada. Kohlberg'in ölçtüğü şey, bireyin hangi gerekçeyi kullandığıdır; hangi değeri benimsediği değildir. Bir gencin dini bırakması daha yüksek bir evreye geçtiğinin kanıtı sayılamaz, dindar kalması da geride kaldığının işareti değildir. Ayrıca Gilligan'ın eleştirdiği gibi, kuram özerkliği bağımsız bir adalet yargısına yaslanırken ilişki ve bakım boyutunu gözden kaçırabiliyor.
Bu yüzden 'bu nesil daha özerk mi' sorusunu sınamak için önce evre ölçütünü, sonra da bu ölçütün kuşaklar arasında gerçekten değişip değişmediğini gösteren veriyi ayırmak gerekiyor. Gözlemlerin ikisini birbirine otomatik olarak bağlamadığını görmek, tartışmayı izlenimden çıkarmanın ilk adımı olabilir.