- 21 Eki 2026
- 124
- 0
- 0
Varlık yüklemi, bir tanımın içeriğine girdiğinde değil, o tanımın bir nesneye uygulanıp uygulanmayacağı sorulduğunda görünür hâle gelir. Bunu iki adımda göstermek istiyorum.
Kant bunu, Tanrı'nın varlığına dair ontolojik kanıtı eleştirirken açıkça ortaya koyar: kavramında bulunan yüz talerle gerçekte bulunan yüz taler arasında, kavramın içeriği bakımından fark yoktur. Karşı görüş ciddidir. Anselm ve Descartes, varlığı bir mükemmellik sayar, çünkü var olan bir şey olmayana göre daha tam görünür. Bu görüşün gücü, varlığı sıradan bir yüklem gibi okumasında değil, kavramın kendisine yerleştirilmiş bir ölçüt gibi davranmasında yatar. Yine de bu ölçüt, kavramın gerçekliğe bağlanıp bağlanmadığını sorduğumuz anda işe yaramaz hâle gelir.
Frege bu sorunu başka bir yoldan ele alır: varlık, kavramın bir özelliği değil, kavramın altında en az bir nesnenin bulunduğunu söyleyen ikinci düzey bir ifadedir. Bana göre bu okuma, varlık yüklemini tanımın içinden çıkarıp tanımın kullanımına taşıyor. Varlık tanımda değil, tanımın gerçek bir şeyle eşleşip eşleşmediğini sorduğumuz yerde gizlenir.
Bu yüzden varlığın tanımın bir parçası olmadığını, tanımın uygulanma koşuluna ait olduğunu savunuyorum. Yapıcı tanımlar bu koşulu yerine getirmenin bir yolunu gösterebilir, ama koşulun kendisini tanımın içine taşımaz.
- Bir şeyin tanımı, o şeyin ne olduğunu söyler: 'üç kenarlı kapalı şekil' ya da 'kanatlı at' gibi. Tanımı kurmak için varlığı söylemek gerekmez; 'kanatlı at' tutarlı bir tanımdır, bu tutarlılık bir atın var olduğunu göstermez.
- Asıl sorun, tanımın bir şeyi göstermesi gerektiğinde ortaya çıkar. Tanım bir kavram üretir, ama kavramın karşılığının bulunup bulunmadığı tanımdan çıkmaz.
Kant bunu, Tanrı'nın varlığına dair ontolojik kanıtı eleştirirken açıkça ortaya koyar: kavramında bulunan yüz talerle gerçekte bulunan yüz taler arasında, kavramın içeriği bakımından fark yoktur. Karşı görüş ciddidir. Anselm ve Descartes, varlığı bir mükemmellik sayar, çünkü var olan bir şey olmayana göre daha tam görünür. Bu görüşün gücü, varlığı sıradan bir yüklem gibi okumasında değil, kavramın kendisine yerleştirilmiş bir ölçüt gibi davranmasında yatar. Yine de bu ölçüt, kavramın gerçekliğe bağlanıp bağlanmadığını sorduğumuz anda işe yaramaz hâle gelir.
Frege bu sorunu başka bir yoldan ele alır: varlık, kavramın bir özelliği değil, kavramın altında en az bir nesnenin bulunduğunu söyleyen ikinci düzey bir ifadedir. Bana göre bu okuma, varlık yüklemini tanımın içinden çıkarıp tanımın kullanımına taşıyor. Varlık tanımda değil, tanımın gerçek bir şeyle eşleşip eşleşmediğini sorduğumuz yerde gizlenir.
Bu yüzden varlığın tanımın bir parçası olmadığını, tanımın uygulanma koşuluna ait olduğunu savunuyorum. Yapıcı tanımlar bu koşulu yerine getirmenin bir yolunu gösterebilir, ama koşulun kendisini tanımın içine taşımaz.