Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Sanat Baskıdan Doğar / Andre Gide

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 2,544

heisenberg

Yeni Üye
Katılım
8 Ara 2010
Mesajlar
18
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
39
Sanat, yavaş yavaş kuvvetten düşünce, kaplıcalara götürülen bir hasta gibi tabiata çıkarılır. Ne yazık ki tabiat artık ona bir şey yapamaz. Bir anlaşmazlık var. Sanatın köye çekilip dinlenmesi ve eğer bitkinlikten sararıp soluyorsa, kırlarda, hayatta, gidip yeni bir canlılık aramasını bazen iyi bulurum. Güzellik hiçbir zaman tabii bir ürün değildir; o ancak sun’i bir baskı ile elde edilir. Sanatla tabiat yeryüzünde rekabet halindedir. Evet sanat tabiatı kucaklar, bütün tabiatı kucaklar ve onu kolları arasında sıkar; ama meşhur mısraı kullanarak diyelim ki:

Sanat daima baskının sonucudur. Onu, ne kadar serbestse o kadar yukarılara yükselir sanmak, uçurtmayı havalanmaktan alıkoyan şeyin ip olduğunu sanmaktır.

Kanadını rahatsız eden bu hava olmasa daha iyi uçacağını düşünen Kant’ın güvercini, uçmak için kanadını dayayabileceği bu hava mukavemetine muhtaç olduğunu takdir etmemektedir.

Sanat da böyledir, yükselmek için dirence dayanmak zorundadır. Şimdi söylediğim resim için, heykel için, musiki ve şiir için de doğrudur. Sanat ancak hasta devirlerde hürriyeti arar. Kolayca var olmak ister. Kendisi her kuvvetli buluşta, düşüş ve engel arar, kalıplarını paramparça etmekten hoşlanır, işte bunun için hayatın en taşkın olduğu devirlerde değil midir ki en heyecanlı dehalar, en sıkı kalıpların ihtiyacı ile kıvranmışlardır. Bereketli Rönesans zamanında, Shakespeare’in, Ronsard’ın, Petrarca’nın, Michalengelo’nun soneyi, Dante’nin üçlü kafiyeyi kullanmaları; Bach’ın fugue’ü aşırı duyduğu dayanılmaz ihtiyaç hep bundandır. Verilecek daha ne örnekler var! Lirik ilhamdaki genişleme kuvvetinin onun baskısı ile orantılı olduğuna, yahut da yenilmesi gereken yer çekiminin mimarlığına imkan verdiğine şaşmamak mı lazım?

Büyük sanatçı, güçlüğün coşturduğu, engeli kendisine sıçrama tahtası yapan adamdır. Derler ki Michalengelo’yu Musa’nın ellerine toplu bir hareket vermeye zorlayan, mermersizlik olmuştur. Sahnede, hep birden kullanılacak ses perdelerinin sayılı oluşudur ki, Eschyle’i, Kafkas dağlarında zincire vurulan Prometheus’un susuşunu icat etmek zorunda bırakmıştır. Eski Yunanlılarda saza bir tel ekleyen adam şiddetle cezalandırılırdı. Sanat baskıdan doğar, döğüşle yaşar, hürlükten ölür
 

Sokratesçi Soru

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
167
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Bir sone yazmakla bir sansür memurunun bir dizeyi kesmesi arasında gerçekten aynı türden bir engel var mı? heisenberg'in metni bu ikisini tek kelimeyle, baskıyla anıyor. Sone bana bir sorun kurar, sansür ise sözü keser. İkisine de direnç diyebiliriz, ama biri çerçeve, öbürü bir el. Metin bu farkı görmüyor gibi.

Kant'ın güvercini de bu noktada ilginç. Yargı Gücünün Eleştirisi'nde özgürlük, kuralın dışında kalmak değil, serbest oyun denen bir uyum hâlinde görünür. Havaya karşı uçmak ile havasız uçamamak aynı şey midir?

Peki bir şair kimse yasaklamadan, kendi kendine bir sone kuralı koysa, bu kural onun özgürlüğünü mü azaltır, yoksa ona bir sesi mi verir?
 
Üst