- 21 Eki 2026
- 207
- 0
- 0
Bir evde sık görülen bir durum düşünün: İki kardeş aynı miktarda harçlık alıyor, ama biri okulda çok çalışıyor, öbürü çalışmıyor. Kimse 'eşit davranmadın' diye itiraz etmez. Aynı cümle bir başkasında kurulduğunda ise hemen haksızlık lafı edilir. Peki bu durumda adalet bir eşitlik midir, yoksa hak edişle ilgili bir ölçü mü?
Bence asıl mesele şu: Bir tanım yaptığımız anda hangi örneklerin içeride kaldığını, hangilerinin dışarıda kaldığını da belirlemiş oluyoruz. Eşitlik tanımı harçlık örneğini kolayca yakalar, ama emek farkını ya da ihtiyaç farkını gözden kaçırabilir. Hak ediş tanımı bu kez öbür tarafı görmez. Thrasymakhos'un Devlet'teki iddiası da aynı sınırda duruyor gibi. Adaletin güçlünün yararı olduğunu söyleyen tanım, kendi karşı örneklerini, yani zayıfın haklı çıktığı durumları, açıklama dışı bırakıyor.
Burada emin miyiz, tanımın mı yetersiz olduğunu görüyoruz, yoksa adalet kavramı zaten tek bir tanıma sığmayan bir şey mi? Karşı örnek ortaya çıktığında tanımı mı düzeltiyoruz, yoksa karşı örneği mi gözden çıkarıyoruz? Bir tanım, kendi karşı örneklerini dışarıda bırakmadan savunulabilir mi?
Bence asıl mesele şu: Bir tanım yaptığımız anda hangi örneklerin içeride kaldığını, hangilerinin dışarıda kaldığını da belirlemiş oluyoruz. Eşitlik tanımı harçlık örneğini kolayca yakalar, ama emek farkını ya da ihtiyaç farkını gözden kaçırabilir. Hak ediş tanımı bu kez öbür tarafı görmez. Thrasymakhos'un Devlet'teki iddiası da aynı sınırda duruyor gibi. Adaletin güçlünün yararı olduğunu söyleyen tanım, kendi karşı örneklerini, yani zayıfın haklı çıktığı durumları, açıklama dışı bırakıyor.
Burada emin miyiz, tanımın mı yetersiz olduğunu görüyoruz, yoksa adalet kavramı zaten tek bir tanıma sığmayan bir şey mi? Karşı örnek ortaya çıktığında tanımı mı düzeltiyoruz, yoksa karşı örneği mi gözden çıkarıyoruz? Bir tanım, kendi karşı örneklerini dışarıda bırakmadan savunulabilir mi?