Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Felsefe yapmak cesaret istermi?

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 2

Toplam: 2,923

Ghorky

Yeni Üye
Katılım
22 Eyl 2010
Mesajlar
4
Tepkime puanı
0
Puanları
1
Yaş
39
Felsefe yapmak sogulamak, şüphe etmek, eğer bir düzen varsa bu düzeni yıkmak için atılan ilk adımdır çoğu zaman. Belki sizi toplumdan uzaklaştırabilir, inandıklarınızda ani değişimler yaratabilir ve belki bu değişimler size acı bile verebilir yada verebilirmi?

Felsefe yapmak cesaret istermi?
 

Macavity

Yeni Üye
Katılım
23 Eyl 2009
Mesajlar
138
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
41
Shakespeare "insanlar düşünmekten korkarlar, sorumluluk getirdiği için" demiş. Felsefe yapmak da insana, hem kendisine hem de kendi dışındaki şeylere karşı sorumluluk getirir, bana kalırsa diğer her türlü düşünceden daha fazla üstelik. Hiçbir sorunu görmüyorsan hiçbir şey için sorumlu hissetmezsin kendini. Ama ne kadar çok görürsen, o kadar çok ağırlaşır yükün. Görüp de görmezden gelmek ise hiç görmemekten çok daha kötüdür. Kötülüğü görüp engellemek için çabalamayan da en az o kötülüğü yapan kadar suçludur, çünkü görmenin, bilmenin sorumluluğunu taşır artık. Cehaletse mutluluktur; elleri olmadığı için elleri temiz olanın, gözleri görmediği için kötü bir şey görmeyenin mutluluğu.
 

ZamanZede

Yeni Üye
Katılım
10 Kas 2010
Mesajlar
2
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
37
İster ama o kadar da abartılacak bir cesaret değildir, küçük bir kız çocuğu kadar cesaretiniz olsun kâfi...
 

gerdel

Yeni Üye
Katılım
30 Ağu 2010
Mesajlar
27
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
44
Başlangıçta basit bir sonsuzluk seçimi yapar herkes, sonra toplanır birlikte olur ve inanmaya başlar, güvenmeye başlar. Önemsemeye ve ciddiye almaya başlar. Görevlerini, sorumluluklarını öğrenir. Yapması gerekenleri bilir.

Felsefe ise bunları yıkabilir, yabancılaştırabilir insanı emin olduklarına ve insanı şaşırtabilir. Felsefede insan dibe vurabilir. Sonsuzluktan vazgeçebilir. İnanmamaya başlayabilir, toplumundan kopup güvensiz biri olabilir. Sonra görevleri ve sorumlulukları komik gelebilir insana ve bildiği tüm değerleri çöpe atabilir.

Sevmeyebilir insan bu durumu ama gerçeğin kendisine görünmesini bekliyordur alıştığı şekilde. Katlanabilir belki bu duruma ya da kendini öldürebilir. Özgür olmak istiyordur belki de sadece, birşeylerin kendisine hükmettiğini düşünüyordur. Anlamsız buluyordur hayatını ve felsefe anlamsız hayatıyla yüzleşmek için cesaret veriyordur.

Özgür ve gerçek olmak ister belki insan, boşlukta ve yalnız olmayı göze alarak. Artık eskisi gibi değildir, bu cesur olmayı gerektirir. Acı çekebilir insan, yok oluşuyla yüzleşmek zorunda kalabilir. Hiç bilmek istemeyeceği şeyleri duymuş olabilir. Gözlerini yumamaz eskisi gibi bazı şeylerden kaçamaz. Duyguları ile savaşmak zorunda kalabilir.

Sırlarından utanabilir, gözünün önündekileri dahi göremeyebilir, utangaç ve körlere cesaret gerekir.

Evet korkaklara göre değildir felsefe, cesaretli olmayı gerektiriyordur belki biraz,
Kim bilebilir?
 
K

kuzeys

Ziyaretçi
akıllı düşünene kadar deli köprüyü geçermiş. Felsede bir okuma yada yazma yahut düşünme işimidir bilemem ama tüm bunlar için cesarete gerek yok kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırmış insanlar bile bunu rahatlıkla yapabilir. Şizoid tiplemeleri düşün mesele dışa kapalı içe yönük yaşayan hafif şizofrenik tiplerdir. Sonra çoğu felsefe okurları kekemedir. Her ortamda ifade edemezler kendini. Çoğu okur gibi yazarında özgüven eksikliği vardır. İdeaları ve iddeaları anacak üstat yazışmalarında pekişir. Ve şu bi kesinki felsefecilerin pek azı eylemcidir. Düş'ün'mek ile Düş'le'mek arasında epey bir fark var.. Bütünü görmeye çalışmak pasif bir etkiyken ve bütünü yaşamaya çalışmak aktif bir etkidir.

bu yüzden felsefe yapmak - öle derin karanlık albesi olan düşüncelere tanışıp onlara boğuşmak -- varsayımları kabullenmek yada kabullenmemek - bunlara realiteden uzak şeylerdir ve korkutucu olamazlar.. Taki bir düşünce filozfun yada okurun kendi benliğinden taşıp bir başkasının hayatını etkileyince kadar.
 

Macavity

Yeni Üye
Katılım
23 Eyl 2009
Mesajlar
138
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
41
Düşünmek eylem değildir, düşlemek, yaşamak eylemdir sözüne katılmıyorum. Asıl düşünmeden yaşamak eylem değildir, kendini akışa bırakmaktır, rüzgarda öylesine savrulmaktır sadece. Nasıl ki her isteme gerçek bir isteme değilse, her yapılan da gerçek bir eylem değildir. Beş yaşındaki bir çocuk da ister, ama belki reklamda gördüğü bir şeyi, hem de sadece orada gördüğü için istiyordur, birkaç dakika sonra başka bir şey gördüğünde ilkinden vazgeçip diğerini ister. Bu nedenle aklın eşlik etmediği iradeye özgür irade denmez. Bu nedenle pek çok seçim için yaş sınırı getirilir yasalarla. Çünkü, bu yaşın ne olduğu kişiye göre değişmekle beraber, herkesin belli bir yaştan önce istediği gerçek isteme, özgür iradeyle isteme değildir. Bu nedenle de düşünmenin eşlik etmediği eylem eylem değildir. Düşünerek eylemek ise cesaret ister evet. Çünkü bahane kabul etmez artık. Sadece yaşayarak cesur olunmaz. Etrafındakiler bir şeye karşı eylem yapıyorlar diye sen de onlara katıldığında, o eylemin doğru olduğunu söyleyip, bunu aklıyla temellendirip yazıp çizenden daha cesur olmazsın yani. Karşındakiler yaptığını onaylamayıp neden böyle yaptın dediğinde, çünkü doğrusu bu demek, yani o yazıp çizen kişinin yaptığı gibi düşüncenle eylemini savunmak cesaret ister, öylesine yaptım yanlış diyorsan yanlıştır demek değil. Yaptıklarının arkasında da düşüncenle, aklının eşlik ettiği özgür iradenle durabilirsin anca ve anca yaptıklarının arkasında durabilirsen eylemin cesur olabilir, sen cesur olabilirsin. Yani anca aklınla cesur olabilirsin. Yoksa sadece yaşamak kolaydır, eylem yapmak da kolaydır. Zor olan eyleminin düşünmek, düşünmenin eylem olmasıdır. Bir şekilde felsefe yapmak, varsayımları kabullenmek ya da kabul etmemektir yani zor olan. Varsayımları aklınla temellendirip kabul veya ret etmeden yaşamak değil. Zaten insanın hayatındaki bir varsayımı değiştirmesidir kendini değiştirmesi. Bir kuaföre, berbere gidip saçını başını değiştirmek, alış verişe gidip giysilerini değiştirmek gibi "eylem"ler değildir. Kendini değiştirmek de hiç de öyle herkesin yapabileceği bir eylem değildir.
 

Feylesof TeCe

Yeni Üye
Katılım
31 Ara 2010
Mesajlar
926
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
32
Felsefe yapmak anti-depresan ilacı kullanmaya eş değer cesaret ister. Bugün bir tane içersin yarın iki tane kesmez sonra üç tane içsende saldırgan olursun. Doktor üçten fazla içme dese bile birgün 8 tane içersin melek olusun sonra kusarsın yarın 9 tane içmemem için sebep yoktur. 10,11,12... ve mutlu ve sakin bir şekilde ölürsün.
 

faşist

Yeni Üye
Katılım
25 Kas 2011
Mesajlar
286
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
34
Düşünmek.Varlığı,nedenini,nasılını,ne olacağını...Cesaret çizgisinin ötesine geçmenin de ötesine geçmek gerektirir.Düşünürsün çözümsüz kalırsın...Tekrar düşünür kısmi çözüm bulursun...Tekrar düşünür kısmi çözümün ne kadar çözümsüz olduğunu görürsün...Çözüm kendine dönmektir,kendini sevmek ve yüceltmek.

Yüksek dağda buz içinde gönüllü yaşamaktır felsefe. Friedrich Nietzsche
 

Feylesof TeCe

Yeni Üye
Katılım
31 Ara 2010
Mesajlar
926
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
32
Filozof olmak isteyen, saçmalıklardan korkmamalı. (Bertrand Russell)
Korkmamalı yani cesur olmalı...
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
65
Felsefe, korkakların korkusudur.Felsefi üretimin ille de dışa vurumu veya paylaşımı, savaşımı, direnişi vb cesaret ölçütü değildir.Felsefi üretim, bireyin öncelikle kendi "ben"ine karşı durabilmesiyle başlar.Bundan ötürü, filozofun meydanlarda bağırıp yumruk sallaması beklenmemelidir..Kendini yenebilmek cesaretini gösterenler ve sürdürenler felsefeyi uğraş edinebilir..
 

Süreyya Önal

Yeni Üye
Katılım
16 Nis 2010
Mesajlar
469
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
51
geniş mekan/zamandan gayri hiçkimse...
birbirinin eş/kopyası olmadığına ve dahi: kendi! mek ansal zam-an-lamalarını sürdüğü! yaşadığına göre!!
duygu-durum anlayış ve dahi düş(ün)ce fikirlerin de... birbirine uymaması
bu haldeyken de.. birebir gelişme!? olmaması, doğal.

nihayetinde..kişilikler hatmettiğiyle değil hazmettiğiyle ve anlayışla!
iletişim ile iletilebildiğince gelişme gösterecekken

bu sorudaki gibi felsefe ve cesaretin yanyana getirilmesi biraz zorlama!? kokuyor ve yine bu haliyle daha çok aba altında sopa ve olsa olsa göz / dağı! - boyama algısı yaratıyor gibi 🙂

felsefenin cesaretle değil daha çok güvenle alakası olmalı ve O' güven de herkesde👎 olmalı -bence- 🙂
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Felsefe ile cesaret arasinda nasil bir bag kurdugunu, basligin yazari aciklayabilir mi?

Cunku konu cesaretten ziyade, bilisselliktir. Yani bilinc ve farkindalik temelli verilenleri sorgulama ve dusunce uretme, yani felsefe; hazirdaki dusunceyi kullanmak yerine, onu sorgulamak ve yeni ve de farkli dusunceler uretmek ve gelistirmektir.
 

muratkarahan

Yeni Üye
Katılım
3 Tem 2010
Mesajlar
169
Tepkime puanı
4
Puanları
18
Yaş
33
felsefe yapmak cesaret istemez.felsefe yapmak düşünce ister.görüneni değil görünenin arkasına bakmayı öğretir.tabi bunu yapmak için cesaret gerekli ise cesarette ister.
 

Varoluşçu Okur

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
157
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Macavity'nin düşünmeyi eyleme dönüştürmesi cesaretin yerini kaydırıyor: cesaret artık dışarıdaki bir tehlikeye karşı durmak değil, düşüncenin kendi bahanelerini bırakması oluyor. Yine de bu noktada bir eksik kalıyor. Paul Tillich, Olma Cesareti adlı kitabında, insanın varlığını sürdürmek için yokluk kaygısını ve anlamsızlık tehdidini de kabul etmesi gerektiğini anlatır. Bu cesaret hiçbir dışsal eylem olmadan da gerekir, çünkü yerleşik anlam çerçevesi çatladığında insan ne yapacağını bilemez hale gelir. Gerdel'in tarif ettiği boşluk tam olarak bu çatlaktır.

Tillich'e göre bu tehdide karşı durmanın yolu onu ortadan kaldırmak değil, onu göze alarak yine de var olabilmektir. Kierkegaard da kaygıyı özgürlüğün bir yüzü olarak okur; felsefe yapmanın korkutucu olması bu yüzden tesadüf değildir. Düşünen kişi ancak kendi düşüncesinin dayandığı zemini de sorgulamaya razı olduğunda bu özgürlüğün bedelini öder. Macavity'nin aklıyla temellendirmek dediği şey de, bana kalırsa, bu zeminin çatlamasına izin vermeyi gerektirir.

Bu yüzden soruyu ahlaki ya da epistemik cesaret olarak ikiye bölmek bana yetersiz geliyor. Asıl mesele, düşüncenin kendini de gözden çıkarabilecek kadar açık kalıp kalamadığı. Süreyya Önal'ın cesaret yerine güven demesi de bu açıdan düşündürücü: güven, kaygıyı yok sayan bir rahatlık değil, kaygıyla birlikte taşınabilen bir kabul olabilir.
 

Yeni Konular

Üst