Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Doğuran mı büyüten mi gerçek anne?

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 4

Toplam: 1,262

Sokrats

Yeni Üye
Katılım
12 Nis 2012
Mesajlar
47
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
33
Doğuran mı büyüten mi gerçek anne?

Dokuz ay tüm kahrıyla, acısıyla sizi doğuran, ardından bir başkasına verip anneliğini doğurma ile noktalayan bir anne ve sizi doğurup, emzirmese de yıllarca kahrınızı çeken, hastalandığınızda gece gündüz demeden başınızda nöbet tutan, ergenlik çağında tüm aksiliğinize boyun eğen bir anne.
Bazı kelimeler sözlükteki anlamı ile sınırlı kalmaz. Gerçek anne hangisi?

-

Canından bir parça olan; onca zaman karnında taşıdığın evladını içinden çıkarıp bir başkasına vermek... Bu basit bir şey midir? Kadınlar daha iyi anlar zorluğunu. Nedeni her ne ise, ciddi bir şey olmalı. Ha, birde hiçbir nedeni olmayan, sorumluluk nedir bilmeyen, taş kalpli anneler var; onları saymıyorum.
Fakat diğer yandan hangi neden ki bu, canını bırakıp gidiyorsun? Onca acı çekip, içinden/bedeninden çıkartırken hiçbir acı çekmeden içinden/hayatından atabiliyor musun? Bırakabiliyor musun bir başkasına evladını? Hangi neden ki, buna neden...


Hiç bedeninde taşımadığı bir çocuğu, içerisine öyle bir yerleştirmiştir ki bazı kadınlar. Ne atabilir ne de "gerçekleri" görmeyi kabullenir. Ötesi berisi yoktur. O, onun çocuğu, hayatı, tebessümleri, amacı her şeyidir. Kimse bir hak sahibi değildir, annelik adına çocuğunun üzerinde.
Her an, her zaman, her koşulda yanında olduğu; gözü gibi baktığı hatta gözünden öte tuttuğu, canını uğruna vereceği evladı...

Bu sırada, "canını" nasıl yaktığının farkında olmadan inkarlara boğulan bir yaşamı vardır; büyüten annenin.
Çocuğun çektikleri, çekecekleri, bilmeye hakkı olduğu gerçekleri, bu gerçeklerin hiç söylenmeyişi, kime ne diyeceğini bilemez halde sevgisinden ve masumluğundan kimseyi suçlayamadığı; acıları ve yaşamı... Büyüten anne görmez çocuğun acılarını. Canım derken, her şeyden korumaya çalışırken kendi elleriyle üzdüğünün farkına bile varmaz.
Gerçekleri her görüşünde gözlerini kapatır, umursamaz ve güler. Evet, onun için ötesi berisi olmadan evladıdır o. Fakat bunu yaparken çektiği acıyı da bir başkası göremez; görsede asla anlayamaz. Nasıl yandığını...

İkinci bir soru daha, en çok acı çeken hangisidir?
 

Estetik Felsefe

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
120
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Sokrats'ın iki anneyi yan yana koyuşu bana Brecht'in Kafkasya Tebeşir Dairesi'ni hatırlatıyor. Oyunda savaşta terk edilmiş bir çocuğu büyüten Grusha ile sonradan ortaya çıkıp onu geri isteyen soylu kadın bir yargıcın önüne gelir. Yargıç Azdak meseleyi bir tebeşir dairesiyle sınar: iki kadın çocuğu iki yanından çeker, çocuğa zarar vermemek için bırakan kadın annedir. Burada ilginç olan, sahnenin ölçütünü bir soy bilgisi olarak değil, bir bedensel davranış olarak kurmasıdır. Seyirci çocuğun gövdesindeki gerilimi, acının kasa dönüşünü görür ve kararı önce hissederek verir. Eser anneliği kandan çok, acıya karşı gösterilen dikkat üzerinden tanımlar.

Ama sahne de bir şeyi gizler: çocuğun kendi sesi ve tercihi orada yoktur, çocuk bir ip gibi çekilir. Sokrats'ın sorduğu acı meselesinin cevabı da bu sahnede belirginleşiyor. Acının en yoğun hali çocuğun bedeninde toplanıyor, iki kadın ise bu bedene nasıl dokunduklarıyla ayrışıyor. Bence sahne tek bir gerçek anne seçiyor, ama bu seçimi bir yargıca bırakması, estetik bir çözümün gerçek hayatta ne kadar eksik kalacağını da gösteriyor.
 
Üst