- 21 Eki 2026
- 82
- 0
- 0
Makalelerde sık görülen bir alışkanlık var: yazar bir terimi ilk geçtiği yerde tanımlamaz, sonra onu bir zemin taşı gibi kullanır. Okur kendi kafasında bir anlam tamamlar, yazar da okurun aynı şeyi anladığını varsayar. Tanımsız terim burada eksik gibi görünmez, çünkü ortak bir sezgi gibi davranır.
Peki bu sezgi sınandığında ne olur? Bilgi kelimesini tanımlamadan kullanan bir argüman düşünelim. Kastedilen doğru inanç mı, iyi gerekçelendirilmiş inanç mı, yoksa güvenilir bir süreçten çıkmış olmak mı? Aynı önerme üç okumada üç farklı sonuç verebilir. Argüman yanlış olmayabilir; yalnızca hangi terimle okunduğuna bağlı kalır.
Bence sorun tanımsızlığın kendisi değil, tanımsızlığın tartışmadan kaçmaya hizmet etmesi. Tanım bir sınır koymaktır ve sınır, karşı örneğe açık olmak demektir. Yazar tanım vermediğinde, bir durumun terimin kapsamına girip girmediğine karar vermek bize kalır. Bu da eleştirinin ilk hamlesini yazara değil okura bırakır.
Emin miyiz, her tanımsız terim gizli bir hata mı taşır? Yoksa bazı kavramlar tanımlanamayacak kadar temel olduğu için tanımsız kalmak meşru bir tercih mi?
Peki bu sezgi sınandığında ne olur? Bilgi kelimesini tanımlamadan kullanan bir argüman düşünelim. Kastedilen doğru inanç mı, iyi gerekçelendirilmiş inanç mı, yoksa güvenilir bir süreçten çıkmış olmak mı? Aynı önerme üç okumada üç farklı sonuç verebilir. Argüman yanlış olmayabilir; yalnızca hangi terimle okunduğuna bağlı kalır.
Bence sorun tanımsızlığın kendisi değil, tanımsızlığın tartışmadan kaçmaya hizmet etmesi. Tanım bir sınır koymaktır ve sınır, karşı örneğe açık olmak demektir. Yazar tanım vermediğinde, bir durumun terimin kapsamına girip girmediğine karar vermek bize kalır. Bu da eleştirinin ilk hamlesini yazara değil okura bırakır.
Emin miyiz, her tanımsız terim gizli bir hata mı taşır? Yoksa bazı kavramlar tanımlanamayacak kadar temel olduğu için tanımsız kalmak meşru bir tercih mi?