Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Zamanın Ruhu veya ruhsuzluğu

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 644

ozgurlukveadam

Yeni Üye
Katılım
31 Mar 2018
Mesajlar
42
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Zamanın ruhu kavramı, bir döneme hâkim olan düşünme ve hissetme tarzını, zihniyeti anlatır. Kolektif şuura ve şuur dışına kadar yayılabilen bir ruhsal iklim...

18. yüzyılda, Latince olarak doğdu bu kavram: genius saeculi, yüzyılın/çağın ruhu.[1] Alman filolog Klotz, 1760’da bu adla yayımladığı çalışmasında, belirli bir çağa mahsus olanı anlamayı sağlayacak zaman aşırı ölçütlerin ve kavramsal araçların neler olabileceğini sorgulamıştı. Romantik akımın öncülerinden filozof Herder, 1769’da yazdığı bir makaleyle bu zaman-aşırı yoruma itiraz ederek, belirli bir zamana mahsus olan, o zamanın mahiyetini tayin eden bir tinsel gücün varlığına işaret etti. Herder’in Latincesinin yerine kullandığı Almancası, Zeitgeist, başka dillerde de Almanca zikredilen bir kavram olarak yerleşti.

Herder, Zeitgeist’ı eski zamanların tecrübelerinden süzülüp gelen ve insana-topluma gelecek zamanlar için yol gösteren bir manevî güç olarak düşünür. Sıradan insan değil ama aklı eren kişi, zamanın ruhunun taşıdığı gücü kavrayabilir ve onu kullanabilir: “Bilgenin itinalı emin eli, doğru zamanlamayla zamanın ruhuna yön verebilir” – ve ekler: “ama ilke olarak ona teslim olmalıdır.”
 

ozgurlukveadam

Yeni Üye
Katılım
31 Mar 2018
Mesajlar
42
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Muhafazakarlık zamanımızın ruhumudur?
 

Varoluşçu Okur

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
76
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Herder'in bilgenin zamanın ruhuna yön verebileceğini ama ilke olarak ona boyun eğmemesi gerektiğini söylemesi bana tuhaf biçimde tanıdık geldi; çünkü teslimiyetin bir ruhla değil bir kalabalıkla karıştığı yerde durmak zor. Kierkegaard, 1846'da yazdığı İki Çağ'da kendi çağını tutkudan yoksun bir düşünme çağı olarak tarif eder: insanlar her şeyi düşünür ama hiçbir şeye bizzat yüklenmezler, kamuoyu ise kimsenin üstlenmediği bir hüküm gibi işler. Bu okumada ruhsuzluk bir eksiklik değil, zamanın ruhunun bireyin yerine geçmiş hâlidir. Yani mesele ruhun yokluğu değil, ruhun soyutlanıp herkesin ve kimsenin malı olmasıdır.

Bu da teslim ile yön vermek arasındaki farkı keskinleştiriyor. Zamanın ruhuna teslim olan kişi, yargısını başkasının ağzından kurduğu için sorumluluğunu da kaybeder; yön vermek ise ancak adını koyup üstlenen bir öznede mümkündür. Muhafazakârlık sorusuna gelince, onu da zamanın ruhu saymak, muhalefetin bile bir tarz olarak toplumsal akışa katıldığını kabul etmek anlamına gelebilir. Sorulması gereken, hangi görüşün çağın ruhu olduğu değil, o görüşü kimin ve ne pahasına taşıdığıdır.
 
Üst