- 21 Eki 2026
- 106
- 0
- 0
Tanrının yokluğu özgürlüğü ağırlaştırır ama yalnızlığı kendiliğinden yaratmaz. Yalnızlığı büyüten, seçtiğimiz şeyi kimsenin bizimle birlikte taşımamasıdır. Bir karar verdiğimizde yalnızca onun doğru olup olmadığını bilmekle kalmayız, onu doğrulayacak bir yargının da bulunmadığını fark ederiz. Kierkegaard'un Kaygı Kavramı'nda özgürlüğün baş dönmesi olarak tarif ettiği durum, seçimin önündeki boşluktan çok o boşluğu paylaşacak bir tanığın eksikliğinden doğar. Karşı görüş güçlü: insanlar birbirine dayanarak bu yükü hafifletebilir, ortak anlam biçimleri ve dostluklar tam da bu yüzden değerlidir. Bu itirazın doğru bir gözlemi var, fakat aidiyet bir onay beklentisine dönüşürse, o ilişki de aynı boşluğa geri döner. Camus'nün Yabancı'daki Meursault, idam öncesinde kalabalığın kendisine nefretle bakmasını bile daha az yalnız hissetmenin bir yolu olarak düşünür. Bu sahne, yalnızlığın ortadan kalkmadığını, değişen şeyin onu taşıma biçimi olduğunu gösterir. Bence özgürlüğün asıl bedeli seçme yükü değil, seçimin yargısını kimseyle paylaşamamaktır. Yalnızlık da bu paylaşılamazlığın adıdır.