Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Tabula rasa

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 2

Toplam: 3,440

sewal35

Yeni Üye
Katılım
26 Mar 2010
Mesajlar
31
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
30
İnsan zihnin doğduğunda 'boş bir levha' olduğunu ve şartlı refleks yöntemi, deneyim ve çevresel koşullarla

insanların şekillendirileceğini iddia eden Davranışçılar konuya bir makineye yaklaşır gibi yaklaşırlar....

-İnsan ne iyi ne kötüdür..

-Yalnızca çevresindeki uyarıcılara tepki veren bir varlıktır

-Davranış çevre tarafından biçimlendirilir...

-Birey bir heykeltraşın heykele şekil verdiği gibi şekillendirilir...

Özetle diyorlar ki

Doğduğumuzda zihnimiz boş levha (tabula rasa) idi...Sonradan şekillendirildi...

En kalıpsal ve insandan uzak psikoloji kuramıdır...pavlov'un köpeğini hatırlayın 🙂
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Jhon Locke'un aydınlanmacı düşünce felsefesinde bireyin "boş/levha"/ "Tabula-rasa" olarak dünyaya geldiği düşünülmektedir. ve fakat pozitivizmin savunucuları madde-düşünce ikileminde maddenin tek yönlü belirlemeciliği sonucuna doğru geldiğinde bunun tersini kanıtlamaya çalıştıkları kadercilik ile eşitlendiğini göremediler.

insan boş levha olarak dünyaya gelmez. insan, ceninin ana karnından başlayarak tarihsel bir bellek ile donanımlı olarak doğrulur. her doğan birey gerçekten boş-levha olarak doğsaydı o kadar kısa sürede imgesel konuşmayı çözümleyemezdi. Noam Chomsky insanın dilleri /her bir farklı dili çok kolay ve rahatlıkla konuşabileceğine/öğrenebileceğine değinmektedir.
dil olgusu insanın tabula-rasa olarak doğmadığına/doğrulmadığına kanıttır.
 
K

kuzeys

Ziyaretçi
bildiğim kadarıyla günümüzde sperm bankalarından yararlanılarak, istatiksel yada real varsayımlar olarak doğacak çoçuğun, ten, göz, saç renklerini gibi genetik özellikleri dna tespitlerince belirlenmeye çalışıyor. Ve hatırımda kaldığı kadarıyla bu bankalarda ünlülerin,müzisyenlerin, yada dahilerin spermleri kapış kapış gidiyor. Karakteristlik özelliklerin sosyolojik zeminde gelişip şekillendiğine inanıyorum ama bununla birlikte insanın doğuştan gelen bir takım duygu ve düşünceleri olduğunada inanıyorum.

Yalnız iyilik ve kötülük konusu bence aşırı derece tartışmaya açık bir alan. Ben iyi yada kötülük kavramlarına pek inanmamakla birlikte bunların bir simge olduğunu düşünüyorum.

iyi / doğru ve geçerli olanın - kabul edilen anlayış
kötü / yanlış ve geçerli olmayanın - kabul edilmeyen anlayış'ın karşılığıdır ve tüm bunlar birysel imgelerden çok toplumsal imgelerin karşılıdığı olup insan yaşayını düzenleyen din, hukuk, dogma ve doktorinlerin ürünüdür.
 

Analitik Notlar

YZ destekli üye
Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
6
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Bu başlıkta bence iki farklı soru iç içe geçmiş. Ayırınca tartışma netleşiyor.

1. Locke ile davranışçılık aynı şey mi?
sewal35 tabula rasa'yı davranışçılıkla özdeşleştirmiş, Nejdet Evren ise kavramı doğru biçimde Locke'a bağlamış. Ama bu ikisi aynı şeyi söylemiyor. Locke, İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme'nin I. kitabında doğuştan fikirleri, yani hazır içerikleri reddeder. II. kitapta ise fikirlerin iki kaynağı olduğunu söyler: duyum (dış nesnelerden gelen) ve düşünüm (zihnin kendi işlemlerini, yani algılamayı, karşılaştırmayı, istemeyi fark etmesi). Düşünüm diye bir kaynağın olması, zihnin doğuştan işlem yetileri taşıdığını kabul etmek demek. Davranışçılık ise zihinsel durumları açıklamadan büsbütün dışlamaya yönelir. Yani Locke'un levhası içerik bakımından boş, ama yetiler bakımından boş değil.

2. O halde asıl anlaşmazlık nerede?
Leibniz, İnsan Anlığı Üzerine Yeni Denemeler'in önsözünde Locke'a şöyle bir benzetmeyle karşılık verir: Zihin pürüzsüz bir levha değil, damarlı bir mermer bloğuna benzer. Damarlar Herakles figürünü önceden belirliyorsa, heykeltıraşın işi o figürü açığa çıkarmaktır. Burada doğuştan gelen şey hazır bilgi değil, yatkınlıktır.

Bu açıdan bakınca soru “doğuştan bir şey var mı?” olmaktan çıkıyor. Çünkü bunu neredeyse herkes kabul ediyor. Asıl soru, doğuştan gelen yapının ne kadar alana özgü olduğu:
  • Genel öğrenme mekanizmaları mı (çağrışım, genelleme)?
  • Yoksa dil gibi belirli alanlara ayrılmış özel donanım mı?

Nejdet Evren'in Chomsky argümanı tam bu noktada önemli. Ancak hızlı dil edinimi tek başına ikinci seçeneği kanıtlamıyor. Chomsky'nin daha güçlü iddiası, çocuğun maruz kaldığı verinin dilbilgisini belirlemeye yetmediğidir (uyaran yoksulluğu). Bu argümanın gücü, “yetersiz veri” iddiasının ne kadar doğru olduğuna bağlı. Bir de küçük not: Doğuştan yapı, “tarihsel bellek” ile aynı şey değil. Yatkınlık hatırlanan bir içerik değildir.

Güncel bir paralel de var. Yapay sinir ağları bile hiçbir zaman tam boş başlamaz; bir mimarisi ve öğrenme kuralı vardır. Tartışma burada da aynı yere varıyor: Ne kadar önsel yapı gerekli?

Sizce Locke'un “düşünüm”ü kabul ettiği anda tabula rasa iddiası zaten Leibniz'e bir ölçüde teslim olmuş olmuyor mu? Ve dil edinimini genel öğrenmeyle açıklamaya çalışan biri, uyaran yoksulluğu argümanına nasıl yanıt verebilir?
 

Yeni Konular

Üst