- 19 Ağu 2008
- 3,589
- 179
- 63
- 62
teknik bir olumsuzluğu düzeltirken, yorumcu arkadaşlara yürekten teşekkürlerimi iletiyorum.
--------------------------------------------------------------------------------
ŞİDDET
Şiddet nedir?
Bir refleks midir; denetlenebilen ya da denetlenemeyen? Özünde ne vardır? Topluluk şizofrenisine dönüşmesi durumunda içinde olanlar ile olmayanlar üzerinde ne gibi etkiler yaratır? Güç ile şiddet arasında bir ilişki varsa bu ilişki nasıl şekillenir? Güçsüzlük ile şiddet orantılı mıdır/orantısız mıdır? Korku, şiddetin belirleyen nedeni olabilir mi? Şiddet, başka yönden kişinin kendisini bir ifade etme biçimi midir? Araç mıdır/amaç mıdır? Kişinin gizlenmesine yarayabilir mi? Örtmek/bastırmak neden gereksinimdir ve neyi ifade eder? Şiddetin yarattığı karşı-şiddet döngüsel olarak şiddetin doğumuna neden olur mu? Bu döngü kırılabilir mi?
Şiddet nedir?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Her şeyden önce, şiddet bir güç gösterisidir. Korku ile beslenir. İki yönlüdür; birinde baskılanmak istenenin bireyin/canlının buna engel olmaya yönelik karşı-koyumu diğerinde ise, bir olguyu/canlıyı baskılayarak onun gerçekleşmesine engel olmak şeklinde ortaya çıkar. Her ikisinde de ortak olan yan/taraf/öge korkudur. İlkinde var-olanın yok edilme korkusu, ikincisinde ise var olanın yok edilememe korkusu egemendir. Demek ki şiddet, korku temelinde ortaya çıkan var-olmak/yok-olmama/yok olmak amacına yönelik doğrudan ve dolaylı bir etki/tepkidir.
İlkinde şiddeti ortaya çıkartan neden dışsal, diğerinden içseldir. Bu iki durum şiddetin geniş anlamda yorumu ile olanaklıdır; dar anlamda yorumlandığında ise, savunma amaçlı tepki şiddet sayılmaz/şiddeti engelleyen bir davranış olarak değerlendirilir. Örneğin, bir kediyi duvara doğru sıkıştırdığımızda pençeleriyle bize doğru şiddet uygulayarak/tepki göstererek savunmaya geçer; bu kedinin davranışı dış etkene bağlı gelişen şiddete güzel bir örnek teşkil eder. Şiddetin zorunluluktan kaynaklanması ile keyfiliği arasındaki ince fark bu örnekte çok net bir şekilde görülmektedir. Çünkü kediyi iki duvar arasına sıkıştırma eylemi diğer yönden bir şiddet olup, keyfidir. örneği biraz daha ilerlettiğimizde daha farklı sonuçlarla karşılaşmak olası görülmektedir. Bir kedi egemenlik sahasında kalan bir fareyi yemeden/parçalamadan önce onunla eğlenmek istemektedir. Fare sürekli kaçarak kurtulmak ile uğraşırken kedi egemenlik sahasından çıkartmamak için baskı uygulamaktadır. Kedinin fareye yönelttiği bir şiddet vardır ve keyfi bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Farenin organik silahları olmadığından karşı-şiddeti yaratamamakta ve yalnızca kaçmak suretiyle kurtulmaya çabalamaktadır. İnsanın kediye, kedinin fareye uyguladığı keyfi şiddet arasında niteliksel farklar bulunsa da niceliksel fark bulunmamaktadır. Ancak kedinin karşı tepkisi/şiddetine karşın farenin şiddetsizliği arasında niteliksel bir fark bulunmaktadır. Bu fark organik yada yapay silahtır. Şiddet bir güç gösterimi olarak ortaya çıkarken her hangi bir şekilde silahlı olmak zorundadır. Demek ki silahsız olan, şiddeti kullanamamaktadır. Buradan şu sonucu çıkartabiliriz; silah başlı başına şiddetin kaynağı olmasa da şiddet silahsız yaşayamaz/var-olamaz. Elias Canetti “kitle ve İktidar” adlı inceleme yazısında dişlerin, ellerin,parmakların,pençelerin nasıl silah olarak kullanıldıklarını ayrıntılı olarak işlemiş bulunmaktadır. Zincirleme örneğin/örneklerin bizi başka bir noktaya daha götürdüğünü görmekteyiz. Keyfi/nedensiz şiddet her zaman daha güçlü/büyük/donanımlı olandan olmayana doğru gelişir
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
--------------------------------------------------------------------------------
Genel anlamda refleks bir olay/oluş karşısında canlının istemsiz tepkisi olarak tanımlanır. Biraz daha geniş yorumladığımızda ise bu istemsizliğin altında bir ön-görünün olduğunu görebiliriz. Refleks, yaşanmışlıklara bağlı olarak geliştirilen ani davranışlar olarak bir yönü ile öfke-ye yakınlaşırken diğer yönüyle de şiddet-ten uzaklaşır. Şiddet, canlının geliştirdiği ani bir refleksten ayrılır. Şiddetin temelinde ani olma durumundan çok tedrici/zamana yayılma/planlama olduğu görülecektir. Karşı-şiddet ani olarak gelişirken reflekse yakınlaşır. Canlının kendisini savunması bir iç-güdü olarak yorumlanmaktadır. İç-güdü denilen olguyu eşelediğimizde ise altında bir birikim yattığını görmek olanaklıdır. Bu bilgisel aktarım olmasa idi iç-güdü olarak tanımlanan davranış biçimi ortaya çıkmayacaktı. Tüm canlı türleri türlerinin sürdürülmesine yönelik deneyimsel birikimlerini sonraki kuşaklara kendi yöntemleriyle aktarırlar. Bu aktarım yalnızca insan türüne ilişkin değildir. Böyle olunca farenin tepkisi/kedinin tepkisi ve insanın tepkisi anlaşılır duruma gelecektir. Birikimsel olsun olmasın reflekslerin hiç biri şiddetin kaynağı/tetikleyeni değildirler. Bu nedenle şiddeti bir refleks olarak görmek olanaklı olmadığı gibi; denetlenebilir bir refleks olarak görmekte olanaksızdır.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Şiddetin özünde egemenlik kurma düşüncesi/anlayışı vardır. Egemenlik kurma gereği türler arasında var-olma savaşımının sonucunda ortaya çıkan olgusal bir durum iken, gelişen düşün-sel yapıya bağlı olarak bunun ötelerine taşmıştır. Şiddet bu ötelenme ile bir haz alma biçimine dönüşmüştür. Şunu rahatlıkla söylemek olanaklıdır artık; şiddet ancak egemenlik alanında/sahasında kendisini gerçekleştirebilen bir davranış bozukluğudur. Bu yönü ile şiddet, bir egemenlik kurma istencidir; bu istencin bilinçli olup/olmaması ise ayrı bir konu olup türlere göre farklılık gösterir. Bir aslanın kükreyerek şiddet uygulamasında bulunan egemenlik kurma istenci ile bir bireyin/insanın kükreyerek uyguladığı şiddete bağlı gelişen egemenlik kurma istenci aynı değildir. İlkinde doğal bir belirleme var iken ikincisinde tarihsel/ekonomik/politik bir belirleme vardır. İnsan türünün şiddet duyguları/edimleri/davranışları karşısındaki kişi/kişileri sindirme/yönetme/sömürme temeline dayandığından doğal şiddet eğiliminden tamamen ayrışır. Egemen olmanın temelinde ise sindirerek kendisine ait kılma düşüncesi yatar. Buradan hareketle denilebilir ki şiddet, en ilkel el-koyma aracıdır.
Şiddet, algılayan canlı türlerine yönelik bir edimdir. Cansız nesnelere yöneltilen şiddet görsel etki ile dolayımlı olarak yine aynı hedef kitleye yönelir. Ancak başka hiçbir algılayıcı/canlının olmadığı yer/zaman diliminde cansız nesneye yöneltilen şiddet eylemi kişinin kendi duygu dünyasına yönelttiği bir dolum/boşalım-şarj/deşarj olarak ortaya çıkan bir eylem biçimidir. Her iki durumda da şiddetin algılayan canlı üzerinde yansıdığı görülmektedir; ötekiler ya da kişinin kendisi olması bu son durumu değiştirmez. Bu nedenledir ki şiddetin yankısal büyüklüğü onun fizik dünyadaki tahribinde değil duygu dünyasındaki tahribindedir.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Kendi kendisine şiddet uygulayan tek canlı türünün insan olduğu düşünülebilir. Amacı, şekli, hedefi ne olursa olsun ve haklı/haksız, doğru/yanlış değerlendirmeler bir yana, intihar/canlının yaşam fonksiyonlarını bilerek sonlandırması şeklindeki eylemi kendisine karşı uyguladığı şiddetin en yoğun olanıdır. Bireyin kendisine yönelttiği fiziksel ve duygusal daha düşük yoğunluktaki şiddet türlerinin diğer canlı türlerinde olmadığı/görülmediği söylenebilir. Balinaların toplu intiharları ve ateş çemberinde çıkışsız kalan akrebin kendisini zehirleyerek intiharlarında insan türüne yaklaştıkları görülmektedir. Nasıl değerlendirildikleri ayrı bir konu olmakla birlikte bu eylem tarzının, şiddetin belki de en yoğun istenç durumu olduğu söylenebilir. Evet, akrep olsun, balina olsun, insan olsun bu eylem tarzında en yoğun ve en kararlı istenç içerisinde bulunurlar ve hepsinin de eylemleri istençlerine bağlıdır. İstençlerin ne şekilde oluştuğu/etkiyen faktörler konu dışı tutulmuştur. Balinaların bu davranış biçimi, özünde her ikisinden kısmen ayrışır. Bu eylem biçimlerinden en farklı olanı ve çizgileri net olanı ise akrebin davranış biçimidir. Her üç eylem tarzının ortak noktası ise, eylemin görüntüde ve fizikte etkileri doğrudan kendi beden ve ruhlarında açığa çıkar ancak yöneldikleri hedef özneleri daima diğer canlılar/ötekiler olur. Bu durum, akrebin eyleminde çok net bir şekilde görülebilmektedir. Akrep hareket/devinimi algılar; kendisini ateş çemberine alan olgu da hareketli/devingendir. Şiddetin öznesi kendisi olduğu halde, kendisini ateş çemberi ile çevreleyen hareketli olguyu hedef seçerek kendisine karşı en yoğun şiddeti uygular. Akrep için bu ateşten çemberi ören olgunun/insanın almış olduğu hazdan –nasıl bir haz ise!- önemi yoktur. Bu olgu, ateş çemberi şeklindeki şiddetin, kendisini zehirleme şeklindeki şiddete neden olması ile şiddetin şiddet doğurduğuna güzel bir örnek teşkil etmektedir. Şiddetin içerisine haz alma duygusunun katılmış olması irdelenmeye değerdir. En belirgin şekilde insan türünde ortaya çıkan ve kısmen kedigillerde ve sırtlanlarda belirginleşen keyfi şiddetin haz alma duygusu ile örtüşmesi şiddetin temeline bu duygunun nasıl yerleştiğinin açıklanmasını gerektirmektedir. Şiddetin temelinde egemenlik kurma eğilimi ve düşüncesi yatmaktadır. Ateş çemberindeki akrebin kendisini sokmasından haz duyan insanın temeldeki duygulanımı, sosyal/tarihsel bir birikim olan akrebin kendisini/insanı sokarak öldürdüğü bilincinin yarattığı gizli öfke/kin duygusudur. -Öfke ve kin temelde ayrışırlar. Bu konuya daha sonra yer verilecektir.- Kin duygusu şiddet ile birleştiğinde narsistçe bir haz alma duygusu ortaya çıkar. Bu durumu insan türünü ilginç bir noktaya doğru çekmektedir. Şöyle ki, duygusal olarak kendisinden daha gelişkin ve fakat sosyal/tarihsel/ekonomik/politik olarak güçsüz olan/bırakılan kadın cinsine erkeğin yönelttiği cinsel şiddetin altında da aynı kine dayalı haz alma duygusu yatmaktadır. Bu kin duygusunun temelinde ise, kadının doğurganlığı yatmaktadır
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Düşük yoğunluklu şiddet kişinin kendisine yönelttiği bir şiddet türü olarak ortaya çıkar. Diğer türlerde bunu görmek neredeyse olanaksızdır. Fiziksel ya da ruhsal/duygusal bir edim/edimsizlik şeklinde belirginleşir. Fiziksel olarak kişi kendi biyolojik yapısına bir şekilde zarar vererek örneğin jiletleyerek şiddet uyguladığında bu durum fiziksel düşük yoğunluklu şiddeti yaratır. Burada da şiddetten doğrudan etkilenen kendisi olmakla birlikte hedef yine öteki/lerdir. Fiziksel olarak kendisine şiddet uygulayanın görünür taraflarına zarar vermesi ya da görünmeyen taraflarını göstermesi ile bu istenç kendisini açıkça ortaya koyar. Burada iki olgu neredeyse çakışmış gibidir. Kişi kendisine fiziksel şiddet uygular iken etkilenimlerinin altındadır ve şiddet eylemi karşı-şiddet olarak ortaya çıkar. Verilen mesaj ise, ötekileştirdiği edimlerin reddi ve ona karşı göstereceği karşı şiddeti kendisine yönelterek öteki olarak gördüğünün üzerinde acıma duygusu ile korku yaratmaktır. Bu durum kendine acıma/acındırma duygusu ile örtüştüğünde ruhsal/duygusal düşük yoğunluklu şiddete dönüşür ki, o zaman da kişi acınacak halde görünür/gösterir/algılanmak ister. Hayatı boşlar. Bu şiddet olgusunu sosyal çevreden alır ve doğrudan içselleştirir. Bu edimsizlik sanki bir görevmiş gibi yüklenilir ve şiddet kişide dışa kapalı bir egemenlik sahası yaratır. Kendisini değersizleştirmenin genel akıntısında kitlesel bir yer edinir. Bu iki olgu da kitleselleştikleri için kişide somutlaşan edim/edimsizliklerdir. Demek ki, düşük yoğunluklu fiziksel/duygusal şiddet kitlesel bir yapıda ortaya çıkar. Kitle ruhu şiddeti besler ve sarmal olarak çoğalma eğilimi taşır.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Zor/fiziksel ve duygusal güç kullanmak ile şiddet fiziksel olarak örtüşseler de duygusal/etik olarak örtüşmezler. Şiddeti bilinçsiz bir eylem tarzı olarak benimser isek, şiddet uygulayan kişi ve kitleyi bu eyleminden dolayı sorumlu tutmak olanaklı olmayacaktır. Bilinçsiz şiddet tanımı kullanılırken genellikle kandırıldığına inanılan/öyle görülen kitlenin şiddete yönelik eylemselliğindeki bireysel tepkiler anlatılmak istenir. Unutmamak gerekir ki, bu durumdaki bir kitledeki bireyler eylemlerini bilinçli olarak gerçekleştirmektedirler. Bilincin yanıltılmış olması, eylemi bilinçsiz yapmaz. Şiddet içeren eylemin duygusal/ruhsal yönelimi, karşıdaki canlı ögeye acı verme ve bundan dolayı kendisine yeri geldiğinde bir övgü, yeri geldiğinde değişik bir haz alma düşüncesine dayanır. Her şiddet eylemi bir fiziksel/duygusal zora dayansa da her zor bir şiddet değildir. Örneğin, düşük yoğunluklu şiddet uygulayan birinin kendisine yönelttiği bu zararlı eylemini fiziksel zor kullanarak önlemeye yönelik eylem şiddet değildir.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
çok güzel bir açılım olmuş şiddetle ilgili söylediklerin fakat düşük yoğunluklu şiddet uygulayan birinin yaptığı bu eylemin zararlı olduğuna nasıl karar veriyoruz?kime ve neye göre zararlı?bize göre öyle ve buna dayanarak zor kullanıyor engelliyoruz,bu şiddetin ta kendisidir nejdet,,öyle değil mi?
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
verdiğimiz kararın doğruluğunu/etik olup olmadığını tartışmıyorum. şiddetin içinde barındırdığı psikolojik ögeyi taşımadığı için uygulanan zor şiddet sayılmıyor. kendisine düşük yoğunluklu zarar veren birine engel olmak istediğimizde amacımız ona zarar vermek, acı duyumsamasını sağlamak değildir.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
şiddetin içinde barındırdığı öğeyi taşımaması sonuçları itibariyle zarar vermediği/acı vermediği anlamına gelmez ki,nitekim birinin kendine zarar verdiğini düşünüp buna ket vurmak engellenmişlik duygusu yaratacak daha büyük bir yıkıma yol açacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
zor kullanmak ile şiddet arasındaki ince ayrıntıda hedef özne aynı değil ki? birisine tokat vurmak ile sara nöbeti geçiren birini o nöbetten çıkartmak için yaptığımız fiziki güç kullanımı arasında çok büyük farklar olacaktır. hedef özne kesinlikle farklıdır. şiddetin özünde yöneldiği hedef özne/özneler ayırıcı bir unsur gibi durmaktadır. ne dersin?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
verdiğin örnekte bu sorunun cevabı çözümleniyor aslında..sara nöbeti geçiren biri bunu iradi olarak yapmaz,dolayısıyla uyguladığınız zor şiddet değildir fakat orada bilinçli olarak bir can yakımı varsa müdahale haksız bir uygulayıştır,seçimlerine saygı göstermemektir ki bunun sonucu şiddetten başkası değildir.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
bu uyarıyı değerlendireceğim sümeyra, farklı bir noktayı belirlediğini görüyorum. bu noktayı gözden kaçırmamalıyım. yapısal eleştirinden dolayı sağol...değerlendirmemi daha geniş bir şekilde senin eleştirini de dikkate alarak yapmaya çalışacağım
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Sümeyra,
söylediklerini değerlendirdiğimde haklı olduğunu gördüm. Düşük yoğunluklu şiddet uygulayana engel olmaya yönelik eylem de şiddet içermekteydi. ancak aralarında farklar vardır. bunu açıklamak gerekir. formülasyonumu şu şekilde genişlettim. Şiddet önce ikiye ayrıldı; zorunlu ve iradi, iradi olan da ikiye ayrıldı; keyfi ve bir amaca yönelik/yargısal... zorunlu olan doğal şiddet, keyfi olan işkence vs. narsistçe yapılan şiddet, amaca yönelik şiddet ise -haklı ya da haksızlığı ayrı bir konu olmakla beraber- engel olmaya yönelikti.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Şiddet, fiziksel ve duygusal zora dayalı, egemenlik kurma istenciyle ve egemenlik alanı içerisinde canlı ögeye yönelik aktif/canlı/devingen bir edim/eylem, toplumsal yansıması olan bireysel bir sapmadır. Sapmanın orijininde birey vardır; sapma bireysel var olmanın zorunlu ve gerekliliğinden çıkarak keyfi ve gereksizliğine doğru kaymasındadır.
Tarihsel belleğe sahip birey doğum anında –ve daha geriye giderek söylenecek olursa, ana-karnında- tarihsel şiddet duygusunu hazır bulmaktadır. O şiddeti yaratan kendisi değildir. Şiddet duygusunu içinde bulunduğu ortama göre şekillendirecek olan ise bireyin kendisi olacaktır. Tarihsel kodlamalar ondan ezberci olmasını isterler. Çünkü bu kodlamalar, korku temelinde ortaya çıkarak korumacılığı öğrenmiş/öğütlemişlerdir. Birey ya bu kodlamaların akışında yürür ya da ona karşı durarak direnir. Tarihsel kodlamalar birey üzerindeki en gizli/karmaşık/duygusal şiddet sayılabilir. Bu nedenle onların tesbit edilmeleri kadar, açığa çıkartılmaları ve onlara karşı durulması o denli güçtür. Tarihsel/geçmişten gelen bu şiddet bireyde kırılmalara neden olur. Direnen bireyin geliştirdiği davranış biçimi ise isyan olarak tanımlanacaktır. İsyan bu yönü ile bir karşı-şiddettir ve onu besleyen/ortaya çıkartan ise ezberci/baskıcı/tutucu olan tarihsel/geçmişten gelen şiddettir. Toplumsal isyan ve daha düşük yoğunluklu olan galeyanlar ise kitleye mal olmuş/edilmiş karşı-şiddet biçimleri olarak ortaya çıkarlar. Bunların temelinde de bireysel isyan yatmaktadır. Bireyin/toplumun ve topluluğun geliştirdiği karşı-duruşların haklı/haksızlığı ayrı bir konu olup, şiddetin köklerinden ayrı değerlendirmeye tabi tutulmalıdır
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
çok güzel bir değerlendirme olmuş nejdet ayrıca şiddeti kökleri itibariyle ayrıma tabi tutman da konumuza açıklık getirdi doğrusu..teşekkür ederim.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
katkılarından dolayı asıl ben sana çok teşekkür ediyorum. ancak bu konudaki yazımımı daha sonlandırmadım. dilerim yorumlarınla yol göstermeyi sürdürürsün. sağol Sümeyra...
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
isyan konusunu biraz açalım mı ne dersin?isyanı direnen bireyin davradış biçimi olarak değerlendirmişsin;bu konu biraz daha ayrıntılı bir yaklaşımı hak ediyor galiba.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
sözü sana bırakıyorum; isyan nedir?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
isyan temelinde yanmışlık barındırır,hak ihlali,insanlığın karşılığını bulmaması gibi nedenlerle bireyin içinde oluşan doğal tepkinin ismidir,fakat karşı şiddet değildir kanımca,isyan temelinde şiddet barındırmaz,kendini ve haklarını korumaya alan bir yaklaşımla gösterilen bir çıkıştır.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
bir etkiyi önlemek için gösterilen tepki etki ile aynı güce ulaşırsa dengeler, onun gücünü aşarsa bertaraf eder...bu bağlamda isyan keyfi değil korunmaya/bertaraf etmeye yönelik ancak özünda şiddet barındıran bir eylemdir; şiddet barındırmadan etkiye karşı koyma şansı yoktur. isyanın haklılığı/haksızlığını, doğruluğunu/yanlışlığını yok sayarak değerlendirme yapmaktayım.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
isyanın haklılığını tartışmamak konusunda hemfikirim seninle..fakat şiddet kökeninde değildir isyanın,edime dönüşmesi sırasında gereklidir insana,o zaman bir direniş gerekir dolayısıyla şiddet bu kısımda canlanır,temelde ki duygu aslında haksızlığa uğramanın verdiği çaresizlik ve yangındır.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
düşük yoğunluklu şiddete gösterielen şiddete yönelik eleştirdiğin olgu ile karşı karşıya kaldığını görüyorum; yanılıyor muyum?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
Karma: 2
Mesaj Sayısı: 147
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
yanılıyorsun çünkü orada iradi bir durum söz konusu değil,isyan duygusu çıkış noktası itibariyle doğal sürecin bir parçası olsa da harekete geçme boyutu bireyin elindedir,tam olarak bir seçim göstergesidir.Şiddet burada bir seçimdir,bir yoldur/yordamdır.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
isyan gerçekleştiğinde şiddet olgusu ile birlikte ortaya çıkar; onsuz varlık kazanamaz. bu nedenle isynı karşı-şiddet olarak tanımlıyorum.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
Karma: 2
Mesaj Sayısı: 147
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
isyanın gerçekleşmesi söylemini kullanman bana katıldığını gösteriyor..çünkü gerçekleşme dediğimiz olgu edimsel bir süreci kapsıyor ki bu da benim üzerinde durudğum nokta nejdet.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
düşüncelerimiz örtüşmeye başladı sanırsam. şiddeti tüm yönleriyle tanımlayamadıktan sonra onu ortadan kaldırmak olanaklı olmayacaktır. bu konuda daha çok açılımlara gereksinim olduğunu düşünüyorum. öfke,kin, pasif direniş ve şiddet ilişikilerinin aydınlarılması/irdelenmesi gerekecektir. sürdüreceğim.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
SyLvia
yeni üye
Karma: 0
Mesaj Sayısı: 21
--------------------------------------------------------------------------------
ne demiş üst insan
İnsanları şiddetle kendi üzerine çeken bir oyunu her zaman kendi lehine çevirmiştir
şiddeti hep psikolojik ele almışsınız da
sosyal yani toplumsal bir sorundurda ayrıca
şiddet bazen bir yönetim biçimidir(islamcumhuriyetiyle yönetilen ülke yasaları başlıbaşına sessiz bir şiddettir bence)
ama uzun lafın kısası
şiddet bir ben duygusudur
bu benide ancak başka bir ben alt edebilir
--------------------------------------------------------------------------------
çaw bella -
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
SyLvia,
Üst insan derken kimi kas ettiğinizi bilmiyorum. – şiddetin toplumsal boyutuna değineceğim, girişteki sorular bölümünün daha bir çoğu yanıtsız durmaktadır. Bu konudaki eleştirini dikkate alacağım. Ancak şiddet başlı başına bir yönetim biçimi değildir. Tüm yönetim biçimlerinde şiddetin varlığını görebiliriz. Yönetim şekline gör şiddetin yoğunluğu farklılaşacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
SyLvia
Yeni Üye
Karma: 0
Mesaj Sayısı: 21
--------------------------------------------------------------------------------
üstinsandan kastım nietzschenin öğretisi
söz nietzs(che)ye ait ama direk isim vermek istemedim işte
konu bu değil zaten
şiddeti kısa ve öz ben duygusu olarak açtım
ben duygusunu açarsak çok detaylara gireriz uzun açıklamaları sevmem fakat
ben duygusu freuda kadar uzanır ki freuda göre insan doguştan şiddet içinde doğar asi ve saldırgan.Bu şiddetin kırılması çevresel etmenlere bağlı olarak değişir(toplum ve aile faktörü gibi)
ben şiddetin benliğinden cok siyasi açılımını ele alıyorum
sesli ve sessiz şiddet olarak
kapitalizm bugün dünyanın yaşadıgı sessiz bir şiddettir.Leninin öne vurdugu töz tarihsel savaşlar,pazar kavgası,bagımsız yaşama(bagımsız toprak)
Freudun insan benindeki şiddeti toplumun cevrenin değiştirebileceği yargısı,Lenin ve marx anlayısında da toplumsal yönetimle bağdaştırılarak bağımsız ve sermayesiz bir toplumda şiddet biter şeklinde değişir
şu sıralar hergün haberlerde izlediğimi katliamların asıl sebebi krizin yarattığı kapitalist sonucun cıkardıgı şiddet türü
oysa toplum ve cevresel faktörler birtek leninin politik tözüyle bitmiyor
ben duygusunun doğmamışlıgı,haklı ve haksız kavramı da şiddete faktör
--------------------------------------------------------------------------------
çaw bella -
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Niçe'nin üstün insan ve güç istenci doktirinlerinin anti-demokratik olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Üstün insan yoktur ve olmayacaktır da, güç istenci de egemenlik kurma ve sömürme temelinde yükselir. "yüzüklerin efendisi"ndeki gibi. her neyse; Niçe den söz ettiğinizi anlamıştım ancak başka kişi de olabilirdi. Bu nedenle açımlamanın sizden gelmesini istedim.
Freud bilinç-altını tanımlayamamıştır. bebek şiddet etkisinde kalarak doğmaz. örneğin suda doğum olayında bebekler gülerek ve neşe içinde doğuyorlar. Bilinç-altı ile ilgili açılımlarımı "psikanalist çözümleme/insan" başlığında yapmış bulunuyorum . Şiddetin kaynağı bilinç-altı denilen o bilinmez alanda sıkıştırılmış duygularda değildir. Şiddeti bilincin içinde aramak durumundayız, derim
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
--------------------------------------------------------------------------------
ŞİDDET
Şiddet nedir?
Bir refleks midir; denetlenebilen ya da denetlenemeyen? Özünde ne vardır? Topluluk şizofrenisine dönüşmesi durumunda içinde olanlar ile olmayanlar üzerinde ne gibi etkiler yaratır? Güç ile şiddet arasında bir ilişki varsa bu ilişki nasıl şekillenir? Güçsüzlük ile şiddet orantılı mıdır/orantısız mıdır? Korku, şiddetin belirleyen nedeni olabilir mi? Şiddet, başka yönden kişinin kendisini bir ifade etme biçimi midir? Araç mıdır/amaç mıdır? Kişinin gizlenmesine yarayabilir mi? Örtmek/bastırmak neden gereksinimdir ve neyi ifade eder? Şiddetin yarattığı karşı-şiddet döngüsel olarak şiddetin doğumuna neden olur mu? Bu döngü kırılabilir mi?
Şiddet nedir?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Her şeyden önce, şiddet bir güç gösterisidir. Korku ile beslenir. İki yönlüdür; birinde baskılanmak istenenin bireyin/canlının buna engel olmaya yönelik karşı-koyumu diğerinde ise, bir olguyu/canlıyı baskılayarak onun gerçekleşmesine engel olmak şeklinde ortaya çıkar. Her ikisinde de ortak olan yan/taraf/öge korkudur. İlkinde var-olanın yok edilme korkusu, ikincisinde ise var olanın yok edilememe korkusu egemendir. Demek ki şiddet, korku temelinde ortaya çıkan var-olmak/yok-olmama/yok olmak amacına yönelik doğrudan ve dolaylı bir etki/tepkidir.
İlkinde şiddeti ortaya çıkartan neden dışsal, diğerinden içseldir. Bu iki durum şiddetin geniş anlamda yorumu ile olanaklıdır; dar anlamda yorumlandığında ise, savunma amaçlı tepki şiddet sayılmaz/şiddeti engelleyen bir davranış olarak değerlendirilir. Örneğin, bir kediyi duvara doğru sıkıştırdığımızda pençeleriyle bize doğru şiddet uygulayarak/tepki göstererek savunmaya geçer; bu kedinin davranışı dış etkene bağlı gelişen şiddete güzel bir örnek teşkil eder. Şiddetin zorunluluktan kaynaklanması ile keyfiliği arasındaki ince fark bu örnekte çok net bir şekilde görülmektedir. Çünkü kediyi iki duvar arasına sıkıştırma eylemi diğer yönden bir şiddet olup, keyfidir. örneği biraz daha ilerlettiğimizde daha farklı sonuçlarla karşılaşmak olası görülmektedir. Bir kedi egemenlik sahasında kalan bir fareyi yemeden/parçalamadan önce onunla eğlenmek istemektedir. Fare sürekli kaçarak kurtulmak ile uğraşırken kedi egemenlik sahasından çıkartmamak için baskı uygulamaktadır. Kedinin fareye yönelttiği bir şiddet vardır ve keyfi bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Farenin organik silahları olmadığından karşı-şiddeti yaratamamakta ve yalnızca kaçmak suretiyle kurtulmaya çabalamaktadır. İnsanın kediye, kedinin fareye uyguladığı keyfi şiddet arasında niteliksel farklar bulunsa da niceliksel fark bulunmamaktadır. Ancak kedinin karşı tepkisi/şiddetine karşın farenin şiddetsizliği arasında niteliksel bir fark bulunmaktadır. Bu fark organik yada yapay silahtır. Şiddet bir güç gösterimi olarak ortaya çıkarken her hangi bir şekilde silahlı olmak zorundadır. Demek ki silahsız olan, şiddeti kullanamamaktadır. Buradan şu sonucu çıkartabiliriz; silah başlı başına şiddetin kaynağı olmasa da şiddet silahsız yaşayamaz/var-olamaz. Elias Canetti “kitle ve İktidar” adlı inceleme yazısında dişlerin, ellerin,parmakların,pençelerin nasıl silah olarak kullanıldıklarını ayrıntılı olarak işlemiş bulunmaktadır. Zincirleme örneğin/örneklerin bizi başka bir noktaya daha götürdüğünü görmekteyiz. Keyfi/nedensiz şiddet her zaman daha güçlü/büyük/donanımlı olandan olmayana doğru gelişir
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
--------------------------------------------------------------------------------
Genel anlamda refleks bir olay/oluş karşısında canlının istemsiz tepkisi olarak tanımlanır. Biraz daha geniş yorumladığımızda ise bu istemsizliğin altında bir ön-görünün olduğunu görebiliriz. Refleks, yaşanmışlıklara bağlı olarak geliştirilen ani davranışlar olarak bir yönü ile öfke-ye yakınlaşırken diğer yönüyle de şiddet-ten uzaklaşır. Şiddet, canlının geliştirdiği ani bir refleksten ayrılır. Şiddetin temelinde ani olma durumundan çok tedrici/zamana yayılma/planlama olduğu görülecektir. Karşı-şiddet ani olarak gelişirken reflekse yakınlaşır. Canlının kendisini savunması bir iç-güdü olarak yorumlanmaktadır. İç-güdü denilen olguyu eşelediğimizde ise altında bir birikim yattığını görmek olanaklıdır. Bu bilgisel aktarım olmasa idi iç-güdü olarak tanımlanan davranış biçimi ortaya çıkmayacaktı. Tüm canlı türleri türlerinin sürdürülmesine yönelik deneyimsel birikimlerini sonraki kuşaklara kendi yöntemleriyle aktarırlar. Bu aktarım yalnızca insan türüne ilişkin değildir. Böyle olunca farenin tepkisi/kedinin tepkisi ve insanın tepkisi anlaşılır duruma gelecektir. Birikimsel olsun olmasın reflekslerin hiç biri şiddetin kaynağı/tetikleyeni değildirler. Bu nedenle şiddeti bir refleks olarak görmek olanaklı olmadığı gibi; denetlenebilir bir refleks olarak görmekte olanaksızdır.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Şiddetin özünde egemenlik kurma düşüncesi/anlayışı vardır. Egemenlik kurma gereği türler arasında var-olma savaşımının sonucunda ortaya çıkan olgusal bir durum iken, gelişen düşün-sel yapıya bağlı olarak bunun ötelerine taşmıştır. Şiddet bu ötelenme ile bir haz alma biçimine dönüşmüştür. Şunu rahatlıkla söylemek olanaklıdır artık; şiddet ancak egemenlik alanında/sahasında kendisini gerçekleştirebilen bir davranış bozukluğudur. Bu yönü ile şiddet, bir egemenlik kurma istencidir; bu istencin bilinçli olup/olmaması ise ayrı bir konu olup türlere göre farklılık gösterir. Bir aslanın kükreyerek şiddet uygulamasında bulunan egemenlik kurma istenci ile bir bireyin/insanın kükreyerek uyguladığı şiddete bağlı gelişen egemenlik kurma istenci aynı değildir. İlkinde doğal bir belirleme var iken ikincisinde tarihsel/ekonomik/politik bir belirleme vardır. İnsan türünün şiddet duyguları/edimleri/davranışları karşısındaki kişi/kişileri sindirme/yönetme/sömürme temeline dayandığından doğal şiddet eğiliminden tamamen ayrışır. Egemen olmanın temelinde ise sindirerek kendisine ait kılma düşüncesi yatar. Buradan hareketle denilebilir ki şiddet, en ilkel el-koyma aracıdır.
Şiddet, algılayan canlı türlerine yönelik bir edimdir. Cansız nesnelere yöneltilen şiddet görsel etki ile dolayımlı olarak yine aynı hedef kitleye yönelir. Ancak başka hiçbir algılayıcı/canlının olmadığı yer/zaman diliminde cansız nesneye yöneltilen şiddet eylemi kişinin kendi duygu dünyasına yönelttiği bir dolum/boşalım-şarj/deşarj olarak ortaya çıkan bir eylem biçimidir. Her iki durumda da şiddetin algılayan canlı üzerinde yansıdığı görülmektedir; ötekiler ya da kişinin kendisi olması bu son durumu değiştirmez. Bu nedenledir ki şiddetin yankısal büyüklüğü onun fizik dünyadaki tahribinde değil duygu dünyasındaki tahribindedir.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Kendi kendisine şiddet uygulayan tek canlı türünün insan olduğu düşünülebilir. Amacı, şekli, hedefi ne olursa olsun ve haklı/haksız, doğru/yanlış değerlendirmeler bir yana, intihar/canlının yaşam fonksiyonlarını bilerek sonlandırması şeklindeki eylemi kendisine karşı uyguladığı şiddetin en yoğun olanıdır. Bireyin kendisine yönelttiği fiziksel ve duygusal daha düşük yoğunluktaki şiddet türlerinin diğer canlı türlerinde olmadığı/görülmediği söylenebilir. Balinaların toplu intiharları ve ateş çemberinde çıkışsız kalan akrebin kendisini zehirleyerek intiharlarında insan türüne yaklaştıkları görülmektedir. Nasıl değerlendirildikleri ayrı bir konu olmakla birlikte bu eylem tarzının, şiddetin belki de en yoğun istenç durumu olduğu söylenebilir. Evet, akrep olsun, balina olsun, insan olsun bu eylem tarzında en yoğun ve en kararlı istenç içerisinde bulunurlar ve hepsinin de eylemleri istençlerine bağlıdır. İstençlerin ne şekilde oluştuğu/etkiyen faktörler konu dışı tutulmuştur. Balinaların bu davranış biçimi, özünde her ikisinden kısmen ayrışır. Bu eylem biçimlerinden en farklı olanı ve çizgileri net olanı ise akrebin davranış biçimidir. Her üç eylem tarzının ortak noktası ise, eylemin görüntüde ve fizikte etkileri doğrudan kendi beden ve ruhlarında açığa çıkar ancak yöneldikleri hedef özneleri daima diğer canlılar/ötekiler olur. Bu durum, akrebin eyleminde çok net bir şekilde görülebilmektedir. Akrep hareket/devinimi algılar; kendisini ateş çemberine alan olgu da hareketli/devingendir. Şiddetin öznesi kendisi olduğu halde, kendisini ateş çemberi ile çevreleyen hareketli olguyu hedef seçerek kendisine karşı en yoğun şiddeti uygular. Akrep için bu ateşten çemberi ören olgunun/insanın almış olduğu hazdan –nasıl bir haz ise!- önemi yoktur. Bu olgu, ateş çemberi şeklindeki şiddetin, kendisini zehirleme şeklindeki şiddete neden olması ile şiddetin şiddet doğurduğuna güzel bir örnek teşkil etmektedir. Şiddetin içerisine haz alma duygusunun katılmış olması irdelenmeye değerdir. En belirgin şekilde insan türünde ortaya çıkan ve kısmen kedigillerde ve sırtlanlarda belirginleşen keyfi şiddetin haz alma duygusu ile örtüşmesi şiddetin temeline bu duygunun nasıl yerleştiğinin açıklanmasını gerektirmektedir. Şiddetin temelinde egemenlik kurma eğilimi ve düşüncesi yatmaktadır. Ateş çemberindeki akrebin kendisini sokmasından haz duyan insanın temeldeki duygulanımı, sosyal/tarihsel bir birikim olan akrebin kendisini/insanı sokarak öldürdüğü bilincinin yarattığı gizli öfke/kin duygusudur. -Öfke ve kin temelde ayrışırlar. Bu konuya daha sonra yer verilecektir.- Kin duygusu şiddet ile birleştiğinde narsistçe bir haz alma duygusu ortaya çıkar. Bu durumu insan türünü ilginç bir noktaya doğru çekmektedir. Şöyle ki, duygusal olarak kendisinden daha gelişkin ve fakat sosyal/tarihsel/ekonomik/politik olarak güçsüz olan/bırakılan kadın cinsine erkeğin yönelttiği cinsel şiddetin altında da aynı kine dayalı haz alma duygusu yatmaktadır. Bu kin duygusunun temelinde ise, kadının doğurganlığı yatmaktadır
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Düşük yoğunluklu şiddet kişinin kendisine yönelttiği bir şiddet türü olarak ortaya çıkar. Diğer türlerde bunu görmek neredeyse olanaksızdır. Fiziksel ya da ruhsal/duygusal bir edim/edimsizlik şeklinde belirginleşir. Fiziksel olarak kişi kendi biyolojik yapısına bir şekilde zarar vererek örneğin jiletleyerek şiddet uyguladığında bu durum fiziksel düşük yoğunluklu şiddeti yaratır. Burada da şiddetten doğrudan etkilenen kendisi olmakla birlikte hedef yine öteki/lerdir. Fiziksel olarak kendisine şiddet uygulayanın görünür taraflarına zarar vermesi ya da görünmeyen taraflarını göstermesi ile bu istenç kendisini açıkça ortaya koyar. Burada iki olgu neredeyse çakışmış gibidir. Kişi kendisine fiziksel şiddet uygular iken etkilenimlerinin altındadır ve şiddet eylemi karşı-şiddet olarak ortaya çıkar. Verilen mesaj ise, ötekileştirdiği edimlerin reddi ve ona karşı göstereceği karşı şiddeti kendisine yönelterek öteki olarak gördüğünün üzerinde acıma duygusu ile korku yaratmaktır. Bu durum kendine acıma/acındırma duygusu ile örtüştüğünde ruhsal/duygusal düşük yoğunluklu şiddete dönüşür ki, o zaman da kişi acınacak halde görünür/gösterir/algılanmak ister. Hayatı boşlar. Bu şiddet olgusunu sosyal çevreden alır ve doğrudan içselleştirir. Bu edimsizlik sanki bir görevmiş gibi yüklenilir ve şiddet kişide dışa kapalı bir egemenlik sahası yaratır. Kendisini değersizleştirmenin genel akıntısında kitlesel bir yer edinir. Bu iki olgu da kitleselleştikleri için kişide somutlaşan edim/edimsizliklerdir. Demek ki, düşük yoğunluklu fiziksel/duygusal şiddet kitlesel bir yapıda ortaya çıkar. Kitle ruhu şiddeti besler ve sarmal olarak çoğalma eğilimi taşır.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Zor/fiziksel ve duygusal güç kullanmak ile şiddet fiziksel olarak örtüşseler de duygusal/etik olarak örtüşmezler. Şiddeti bilinçsiz bir eylem tarzı olarak benimser isek, şiddet uygulayan kişi ve kitleyi bu eyleminden dolayı sorumlu tutmak olanaklı olmayacaktır. Bilinçsiz şiddet tanımı kullanılırken genellikle kandırıldığına inanılan/öyle görülen kitlenin şiddete yönelik eylemselliğindeki bireysel tepkiler anlatılmak istenir. Unutmamak gerekir ki, bu durumdaki bir kitledeki bireyler eylemlerini bilinçli olarak gerçekleştirmektedirler. Bilincin yanıltılmış olması, eylemi bilinçsiz yapmaz. Şiddet içeren eylemin duygusal/ruhsal yönelimi, karşıdaki canlı ögeye acı verme ve bundan dolayı kendisine yeri geldiğinde bir övgü, yeri geldiğinde değişik bir haz alma düşüncesine dayanır. Her şiddet eylemi bir fiziksel/duygusal zora dayansa da her zor bir şiddet değildir. Örneğin, düşük yoğunluklu şiddet uygulayan birinin kendisine yönelttiği bu zararlı eylemini fiziksel zor kullanarak önlemeye yönelik eylem şiddet değildir.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
çok güzel bir açılım olmuş şiddetle ilgili söylediklerin fakat düşük yoğunluklu şiddet uygulayan birinin yaptığı bu eylemin zararlı olduğuna nasıl karar veriyoruz?kime ve neye göre zararlı?bize göre öyle ve buna dayanarak zor kullanıyor engelliyoruz,bu şiddetin ta kendisidir nejdet,,öyle değil mi?
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
verdiğimiz kararın doğruluğunu/etik olup olmadığını tartışmıyorum. şiddetin içinde barındırdığı psikolojik ögeyi taşımadığı için uygulanan zor şiddet sayılmıyor. kendisine düşük yoğunluklu zarar veren birine engel olmak istediğimizde amacımız ona zarar vermek, acı duyumsamasını sağlamak değildir.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
şiddetin içinde barındırdığı öğeyi taşımaması sonuçları itibariyle zarar vermediği/acı vermediği anlamına gelmez ki,nitekim birinin kendine zarar verdiğini düşünüp buna ket vurmak engellenmişlik duygusu yaratacak daha büyük bir yıkıma yol açacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
zor kullanmak ile şiddet arasındaki ince ayrıntıda hedef özne aynı değil ki? birisine tokat vurmak ile sara nöbeti geçiren birini o nöbetten çıkartmak için yaptığımız fiziki güç kullanımı arasında çok büyük farklar olacaktır. hedef özne kesinlikle farklıdır. şiddetin özünde yöneldiği hedef özne/özneler ayırıcı bir unsur gibi durmaktadır. ne dersin?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
verdiğin örnekte bu sorunun cevabı çözümleniyor aslında..sara nöbeti geçiren biri bunu iradi olarak yapmaz,dolayısıyla uyguladığınız zor şiddet değildir fakat orada bilinçli olarak bir can yakımı varsa müdahale haksız bir uygulayıştır,seçimlerine saygı göstermemektir ki bunun sonucu şiddetten başkası değildir.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
bu uyarıyı değerlendireceğim sümeyra, farklı bir noktayı belirlediğini görüyorum. bu noktayı gözden kaçırmamalıyım. yapısal eleştirinden dolayı sağol...değerlendirmemi daha geniş bir şekilde senin eleştirini de dikkate alarak yapmaya çalışacağım
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Sümeyra,
söylediklerini değerlendirdiğimde haklı olduğunu gördüm. Düşük yoğunluklu şiddet uygulayana engel olmaya yönelik eylem de şiddet içermekteydi. ancak aralarında farklar vardır. bunu açıklamak gerekir. formülasyonumu şu şekilde genişlettim. Şiddet önce ikiye ayrıldı; zorunlu ve iradi, iradi olan da ikiye ayrıldı; keyfi ve bir amaca yönelik/yargısal... zorunlu olan doğal şiddet, keyfi olan işkence vs. narsistçe yapılan şiddet, amaca yönelik şiddet ise -haklı ya da haksızlığı ayrı bir konu olmakla beraber- engel olmaya yönelikti.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Şiddet, fiziksel ve duygusal zora dayalı, egemenlik kurma istenciyle ve egemenlik alanı içerisinde canlı ögeye yönelik aktif/canlı/devingen bir edim/eylem, toplumsal yansıması olan bireysel bir sapmadır. Sapmanın orijininde birey vardır; sapma bireysel var olmanın zorunlu ve gerekliliğinden çıkarak keyfi ve gereksizliğine doğru kaymasındadır.
Tarihsel belleğe sahip birey doğum anında –ve daha geriye giderek söylenecek olursa, ana-karnında- tarihsel şiddet duygusunu hazır bulmaktadır. O şiddeti yaratan kendisi değildir. Şiddet duygusunu içinde bulunduğu ortama göre şekillendirecek olan ise bireyin kendisi olacaktır. Tarihsel kodlamalar ondan ezberci olmasını isterler. Çünkü bu kodlamalar, korku temelinde ortaya çıkarak korumacılığı öğrenmiş/öğütlemişlerdir. Birey ya bu kodlamaların akışında yürür ya da ona karşı durarak direnir. Tarihsel kodlamalar birey üzerindeki en gizli/karmaşık/duygusal şiddet sayılabilir. Bu nedenle onların tesbit edilmeleri kadar, açığa çıkartılmaları ve onlara karşı durulması o denli güçtür. Tarihsel/geçmişten gelen bu şiddet bireyde kırılmalara neden olur. Direnen bireyin geliştirdiği davranış biçimi ise isyan olarak tanımlanacaktır. İsyan bu yönü ile bir karşı-şiddettir ve onu besleyen/ortaya çıkartan ise ezberci/baskıcı/tutucu olan tarihsel/geçmişten gelen şiddettir. Toplumsal isyan ve daha düşük yoğunluklu olan galeyanlar ise kitleye mal olmuş/edilmiş karşı-şiddet biçimleri olarak ortaya çıkarlar. Bunların temelinde de bireysel isyan yatmaktadır. Bireyin/toplumun ve topluluğun geliştirdiği karşı-duruşların haklı/haksızlığı ayrı bir konu olup, şiddetin köklerinden ayrı değerlendirmeye tabi tutulmalıdır
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
çok güzel bir değerlendirme olmuş nejdet ayrıca şiddeti kökleri itibariyle ayrıma tabi tutman da konumuza açıklık getirdi doğrusu..teşekkür ederim.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
katkılarından dolayı asıl ben sana çok teşekkür ediyorum. ancak bu konudaki yazımımı daha sonlandırmadım. dilerim yorumlarınla yol göstermeyi sürdürürsün. sağol Sümeyra...
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
isyan konusunu biraz açalım mı ne dersin?isyanı direnen bireyin davradış biçimi olarak değerlendirmişsin;bu konu biraz daha ayrıntılı bir yaklaşımı hak ediyor galiba.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
sözü sana bırakıyorum; isyan nedir?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
isyan temelinde yanmışlık barındırır,hak ihlali,insanlığın karşılığını bulmaması gibi nedenlerle bireyin içinde oluşan doğal tepkinin ismidir,fakat karşı şiddet değildir kanımca,isyan temelinde şiddet barındırmaz,kendini ve haklarını korumaya alan bir yaklaşımla gösterilen bir çıkıştır.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
bir etkiyi önlemek için gösterilen tepki etki ile aynı güce ulaşırsa dengeler, onun gücünü aşarsa bertaraf eder...bu bağlamda isyan keyfi değil korunmaya/bertaraf etmeye yönelik ancak özünda şiddet barındıran bir eylemdir; şiddet barındırmadan etkiye karşı koyma şansı yoktur. isyanın haklılığı/haksızlığını, doğruluğunu/yanlışlığını yok sayarak değerlendirme yapmaktayım.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
isyanın haklılığını tartışmamak konusunda hemfikirim seninle..fakat şiddet kökeninde değildir isyanın,edime dönüşmesi sırasında gereklidir insana,o zaman bir direniş gerekir dolayısıyla şiddet bu kısımda canlanır,temelde ki duygu aslında haksızlığa uğramanın verdiği çaresizlik ve yangındır.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
düşük yoğunluklu şiddete gösterielen şiddete yönelik eleştirdiğin olgu ile karşı karşıya kaldığını görüyorum; yanılıyor muyum?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
Karma: 2
Mesaj Sayısı: 147
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
yanılıyorsun çünkü orada iradi bir durum söz konusu değil,isyan duygusu çıkış noktası itibariyle doğal sürecin bir parçası olsa da harekete geçme boyutu bireyin elindedir,tam olarak bir seçim göstergesidir.Şiddet burada bir seçimdir,bir yoldur/yordamdır.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
isyan gerçekleştiğinde şiddet olgusu ile birlikte ortaya çıkar; onsuz varlık kazanamaz. bu nedenle isynı karşı-şiddet olarak tanımlıyorum.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sümeyra
Felsefe Aşığı
Karma: 2
Mesaj Sayısı: 147
kadın doğulmaz kadın olunur!!!
--------------------------------------------------------------------------------
isyanın gerçekleşmesi söylemini kullanman bana katıldığını gösteriyor..çünkü gerçekleşme dediğimiz olgu edimsel bir süreci kapsıyor ki bu da benim üzerinde durudğum nokta nejdet.
--------------------------------------------------------------------------------
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
düşüncelerimiz örtüşmeye başladı sanırsam. şiddeti tüm yönleriyle tanımlayamadıktan sonra onu ortadan kaldırmak olanaklı olmayacaktır. bu konuda daha çok açılımlara gereksinim olduğunu düşünüyorum. öfke,kin, pasif direniş ve şiddet ilişikilerinin aydınlarılması/irdelenmesi gerekecektir. sürdüreceğim.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
SyLvia
yeni üye
Karma: 0
Mesaj Sayısı: 21
--------------------------------------------------------------------------------
ne demiş üst insan
İnsanları şiddetle kendi üzerine çeken bir oyunu her zaman kendi lehine çevirmiştir
şiddeti hep psikolojik ele almışsınız da
sosyal yani toplumsal bir sorundurda ayrıca
şiddet bazen bir yönetim biçimidir(islamcumhuriyetiyle yönetilen ülke yasaları başlıbaşına sessiz bir şiddettir bence)
ama uzun lafın kısası
şiddet bir ben duygusudur
bu benide ancak başka bir ben alt edebilir
--------------------------------------------------------------------------------
çaw bella -
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
SyLvia,
Üst insan derken kimi kas ettiğinizi bilmiyorum. – şiddetin toplumsal boyutuna değineceğim, girişteki sorular bölümünün daha bir çoğu yanıtsız durmaktadır. Bu konudaki eleştirini dikkate alacağım. Ancak şiddet başlı başına bir yönetim biçimi değildir. Tüm yönetim biçimlerinde şiddetin varlığını görebiliriz. Yönetim şekline gör şiddetin yoğunluğu farklılaşacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
SyLvia
Yeni Üye
Karma: 0
Mesaj Sayısı: 21
--------------------------------------------------------------------------------
üstinsandan kastım nietzschenin öğretisi
söz nietzs(che)ye ait ama direk isim vermek istemedim işte
konu bu değil zaten
şiddeti kısa ve öz ben duygusu olarak açtım
ben duygusunu açarsak çok detaylara gireriz uzun açıklamaları sevmem fakat
ben duygusu freuda kadar uzanır ki freuda göre insan doguştan şiddet içinde doğar asi ve saldırgan.Bu şiddetin kırılması çevresel etmenlere bağlı olarak değişir(toplum ve aile faktörü gibi)
ben şiddetin benliğinden cok siyasi açılımını ele alıyorum
sesli ve sessiz şiddet olarak
kapitalizm bugün dünyanın yaşadıgı sessiz bir şiddettir.Leninin öne vurdugu töz tarihsel savaşlar,pazar kavgası,bagımsız yaşama(bagımsız toprak)
Freudun insan benindeki şiddeti toplumun cevrenin değiştirebileceği yargısı,Lenin ve marx anlayısında da toplumsal yönetimle bağdaştırılarak bağımsız ve sermayesiz bir toplumda şiddet biter şeklinde değişir
şu sıralar hergün haberlerde izlediğimi katliamların asıl sebebi krizin yarattığı kapitalist sonucun cıkardıgı şiddet türü
oysa toplum ve cevresel faktörler birtek leninin politik tözüyle bitmiyor
ben duygusunun doğmamışlıgı,haklı ve haksız kavramı da şiddete faktör
--------------------------------------------------------------------------------
çaw bella -
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Niçe'nin üstün insan ve güç istenci doktirinlerinin anti-demokratik olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Üstün insan yoktur ve olmayacaktır da, güç istenci de egemenlik kurma ve sömürme temelinde yükselir. "yüzüklerin efendisi"ndeki gibi. her neyse; Niçe den söz ettiğinizi anlamıştım ancak başka kişi de olabilirdi. Bu nedenle açımlamanın sizden gelmesini istedim.
Freud bilinç-altını tanımlayamamıştır. bebek şiddet etkisinde kalarak doğmaz. örneğin suda doğum olayında bebekler gülerek ve neşe içinde doğuyorlar. Bilinç-altı ile ilgili açılımlarımı "psikanalist çözümleme/insan" başlığında yapmış bulunuyorum . Şiddetin kaynağı bilinç-altı denilen o bilinmez alanda sıkıştırılmış duygularda değildir. Şiddeti bilincin içinde aramak durumundayız, derim
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.