Neler yeni

Salt Düşüncenin Varlığından Bahsedilebilir mi?

simurgg

Yeni üye
Katılım
26 Ara 2016
Mesajlar
2
Puanları
0
Oturup düşündüğümde saçma şeylere takıldığım oluyor bazen. Aslında bazen değil de çoğu zaman. Öyle çok düşünme demişti bir arkadaşım da bulaşınca bir kez duramıyorsun düşünmeden. Her neyse nasıl girsem diye düşünürken laf kalabalığı yaptım. Şunu demek istiyorum, benim düşüncelerim benden dolayı şekillenmedi. Doğduğum çevreden, yaşadığım çevreden, okuduğum bir kitaptan, tanıdığım bir insandan, hatta belki dinlediğim bir müzikten, izlediğim filmden.. Her insanın düşünceleri böyle şekilleniyor. Peki 'Bu benim düşüncem' fikrinden bahsedebilir miyiz? Asla hiçbir düşüncenin etkisinde olmadan yetişseydim (ki bu imkansız) o zaman nasıl bir düşünce yapısında olurdum? Veya bir düşünce yapısına sahip olabilir miydim? Düşüncenin düşünce ile şekillendiğine inanıyorum fakat ilk düşüncenin kaynağı ne? Bazen bunu düşünürken öyle sürükleniyorum ki, kendi kendime 'Yok yahu' diyorum, 'Yok kitap okumayacağım artık.' Doğru bir şey mi bu düşünce bilemem fakat kitapların bize 'Benim gibi düşün' diyip yönlendirdiğine inanıyorum. Ama beni bu inandığım düşünceye de kitaplar getirmedi mi? Gerçekten çok mu saçma düşünceler içerisindeyim bilemiyorum fakat kafamı kurcalamakta. Burada da böyle bir bölüm olduğunu görünce yazmak istedim. Herkes böyle yerleri görüp bu şekilde yazmaya sığınamıyor, şanslıyım sanırım..
 

epoché

Yeni üye
Katılım
8 Eki 2016
Mesajlar
137
Puanları
0
"Salt hiç bir şeyden bahsedilemez"_ki düşünceden bahsedilebilsin :) Yalıtık/kendinde bir ontolojik durum yoktur, düşünce ise fiziksel bir süreçtir. Duyum/algı>his>düşünce (nöral-kalıplaşmanın_bilince_çekimi ve-ya inovasyon süreci) > hormonal itki ve geri-alımı>... Şöyle diyeyim, "saltık" hissiyatı daha çok biyolojik bir koşullanma olup, özellikle dikkatini özgün fonksiyonelliğine yöneltmemiş zihinde etkin haldedir. Algı vardır, ve faal olduğu süreçte "varolan" verilmişliği kendi niteliğine etiketler, kendisini varoluşun prensibi olarak tanımlar. Düşünce ise ontolojik olarak algıyı sonralamaktadır, ve süreç, istençten tamamen bağımsızdır. Bu bağlamda, onun (düşünce) için her verilmişlik, kendisinde ölçebileceği bir fenomen olarak kalır, fiziksel asliyet, metabolik faaliyet uyarınca ontik içerikten yalıtılıp özgün bir kavramlaşıma indirgenir (özne/nesne). Bu durum her düşüncel süreç ve düşünce formunda içkin demek gerekiyor. Verilmişliğe yönelik metabolik reaksiyonun koşulladığı zihinsel faaliyetlerin türettiği imgelemlerin bağlamsal temelleri üzerine düş-ünmekte de fayda var, örneğin Nietzsche'ye göre, insan denilen, bir şeyin acı veya zevk unsuru oluşu haricindeki bir niteliğiyle ilgilenmez, iradi olduğu düşünülen yargı ise asl-en biyolojik durumun koşulladığı metabolik fonksiyonelliğin "çevresel" ile olan ilişkisine koşulludur, bu bağlamda da sosyopsikolojik çözündürmelere de tabi tutulabilir. Buna ek olarak dilin, düşünce formlarına zamansal bağıntısı üzerinde de durmak gerek diye düşünüyorum, insan anlığında simgesel olanın nicel olandan ne ölçüde beslendiği, anlamın nasıl yaratıldığı, düşüncenin sanat olarak dışavurumu, nesnel hakikatin düşünceyi ne ölçüde temsil ettiği (/vice versa), her biri fenomenolojik çözündürmelere tabi tutulmalı.
 

FEYLESOF123

Yeni üye
Katılım
26 Ara 2016
Mesajlar
7
Puanları
0
Herşeyin varolussal temellerini sorgulamaya başladığımız an bütün bu dusuncelerimiz anlaşılır oluyor...
 

ls2

Aktif üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,778
Puanları
38
düşüncenin kaynağını bilmiyoruz ama bir düşünce belirtirken neden böyle düşündüğümüzü az çok çözümleyebiliyoruz. bu durumda haliyle sizi böyle sorulara sürüklüyor :) bu konuda diyebilecek fazla birşeyim yok. daha güçlü ,daha tutarlı bir düşünce gelip eskisini silebiliyor veya bir deneyimimiz bir duygumuz gelip fikirlerimizi hatta kişiliğimizi değiştirebiliyor. bu durumda biz neyiz? kesin,zorunlu,genel bir kaide söyleyebilir miyiz kendimiz için?herşey ne kadar değişirse değişsin kendimizi hep kendimiz gibi hissediyoruz. ben dediğimiz şey hiç kaybolmuyor. zaten ben benim dediğimiz sürece sağlıklıyızdır. şizofreni bir kişilik bölünmesi yaşayıp ben senim,ben okyanusta bir damlayım,ben şartların nesnelerin bir ürünüyüm,ben hayvanlar sınıfımdan bir türüm vs demedimiz sürece bir sorun yok. başka ne diyim :) okumayı ise bırakmayın sonuçta bizler birer senteziz belki ama okumayı düşünmeyi bırakıp kendimizi kapamak bir işe yaramaz, fayda değil zarar getirir muhtemelen..
 

simurgg

Yeni üye
Katılım
26 Ara 2016
Mesajlar
2
Puanları
0
okumayı tabiki bırakmadım, bırakmayacağım da. Bahsettiğim bana bazen gelen bir his, bir düşünce.