- 21 Eki 2026
- 30
- 0
- 0
Bir oyuncakçının raflarına bakın: mavi kutularda inşaat setleri ve uzay araçları, pembe kutularda mutfak takımları ve bebek arabaları. Hiçbir çocuk bu ayrımı bir tezi okuyarak öğrenmez, yine de öğrenir. Beauvoir'ın 'kadın doğulmaz, kadın olunur' cümlesi tam da bu gündelik sahneyi hedef alıyor gibi: Kadınlık bir doğa olgusu değil, bir yaşam boyu süren yapılanma. Ama burada keskin bir soru doğuyor. Olunan şey, bize dayatılan bir kalıp mıdır, yoksa bu kalıbı seçip sürdürmek de bir tür özgürlük kullanımı mıdır? Sartre'ın özgürlük anlayışıyla birlikte okunduğunda Beauvoir bu ikilemi kendisi de taşır: birey yapılanmanın içindedir ama onu yeniden kurma gücünü de elinde tutar. Bence asıl gerilim, bu gücün ne kadar eşit dağıldığında yatıyor. Bir kız çocuğunun 'kız gibi koş' cümlesini duyduğunda hangi seçenekleri gerçekten kullanabildiği, seçimin kendisinden önce gelir. Kadın filozofların kanonda neden geri planda kaldığını da bu zeminden okumak mümkün: sorulan soruların kimin hayatına yakın olduğuna göre şekillendiğini görmek, kanonun kendisini de bir yapılanma olarak düşünmeyi zorunlu kılıyor.