Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Nedir bu kutu?

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 2

Toplam: 1,921

kestanmis

Yeni Üye
Katılım
21 Tem 2011
Mesajlar
110
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
34
Merhaba arkadaşlar.

Genelleme yapacak olursak dizilerle yatıp dizilerle kalkan, izdivaç programlarını kaçırmayan, yarışma programları izlemeyi kitap okumaya tercih eden, tuvalet ihtiyacını reklam aralarına denk getiren, haber bültenleri sırasında bulaşıklarını yıkayan, sevdiği dizi oynamadığı gün dışarı gezmeye çıkan bir ülkeyiz. Doğruluğu tartışılır fakat şahsen inandığım birkaç araştırma bu sonucu veriyor bize. Dünyada en çok televizyon izleyen ülkeler listesinde en üst sıralarda olduğumuz sonucunu.

Peki bu duruma çok üzülmeli miyiz? Televizyonun getirileri hiç yok mudur? Bu kadar eleştirmemize rağmen izlememizin sebebini sadece bağımlılıkla mı açıklayabiliriz? Gerçekten bomboş, bize hiçbir katkısı olmayan bir kutu mudur bu televizyon? Ne kadar izlenmeli, yoksa hiç izlenmemeli mi? İzleyenleri kınar mısınız, yoksa sizde bir dizi bağımlısı mısınız?

Televizyon hakkında düşündüklerinizi ve televizyona ne kadar bağlısınız merak ediyorum. Teşekkürler...
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
iletişimsiz insanlar kitlesi diye tanım koydum.

dip not: sözü edilen kutu ise, bunun aktörüdür, alkışlamak gerek...
 

kestanmis

Yeni Üye
Katılım
21 Tem 2011
Mesajlar
110
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
34
Konuya sonradan ekleme:

Televizyonu çokca eleştiriyoruz. Eleştirilerimizde tamamen haklı mıyız? İzleyene getirisi olmayan, izlemeyene birşey kaybettirmediği bir kutu mu bu? Mesala her dizide kurgulanmış gerçek hayatlar ele alınıyor. İnsanların olaylara nasıl tepki verdiği, ilişkilerini nasıl kurduğu ve daha çok şey anlatılıyor. Bu izleyen kişiye yaşam tecrübesi diyebileceğimiz tecrübeleri kazandırmaz mı? Kısmen olsa bile? (Tam olarak televizyonu değil dizileri bu bağlamda değerlendirelim)
 
M

monaliza

Ziyaretçi
Haber alma aracı. Artık bazı şeylerin sınırlarını fazla zorlamalarına rağmen yerinde kullanıldığında, yararları da yadsınamaz bir cihaz. Kutu diyemiyoruz artık, tablo gibi incelerini seyrediyoruz. O kadar az açıyorum ki TV'yi. Haberlere bakmak,dünyadan haberdar olmak adına. Bazen güzel dizi ve filmlerin de hakkını yememek lazım. Her şeyde olduğu gibi bunda da ölçü önemli. İzlediğim tek dizi ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ.
Çoğu dizi filmlere, Yarışma Programı adı altındaki saçmalıklara hiç tahammül edemiyorum. KELİME OYUNU' NU GÜZEL VE YARARLI BULUYORUM.
TV İlaç gibi bir şey. Dozu, gerekliliği ve yan etkileri titizlikle değerlendirilmeli.
Kitap okuma alışkanlığı olan biri olarak, okumak seyretmekten daha keyifli bazen. Bazen görselliğe dönmek de iyi geliyor.
İnsanlarla iletişimimi etkilemiyor. Ama o kadar çok kaos haberi var ki, bazen sokağa çıkmaya, araba kullanmaya korkar oldum. Fazla bilgi beyne zararlı bazen. Haberler genelde insanın içini karartıyor, bu kötü bir etkileşim.

Birde çok önemli husus, kitlelerin bir takım insanların istedikleri odaklara yöneltilmesinin, bazen de beyin yıkama ve uyutmaya araç olarak kullanılması ve bunda sağlanan başarı. Ü Z Ü C Ü...
 

rainbow64

Yeni Üye
Katılım
6 Şub 2010
Mesajlar
331
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
38
Bence burda televizyonun değil televizyon izleme alışkanlığımız bir sorun . Bir benzetme yapmak gerekirse marketlerde un satılıyor ve biz bu undan ekmek yapıp karnımız doyurabiliyoruz. Ama aynı marketlerde fare ilacı da satılıyor ama biz bunu yemeye çalışmıyoruz. İşte televizyonda beğenilmeyen ve bize katkı sağlamayacak şeyleri izlemek fare zehrini yemek demek bir anlamda. Bunun yerine kendimize ve çevremizdekilere herhangi bir katkısı olan programları tercih etmeliyiz. Milli Eğitim Bakanlığı'nın medya okur yazarlığı dersi bir anlamda *- uygulamada nedir bilemem- bu konuda daha bilinçli tüketiciler yetiştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülüyor.
 

Etik Araştırma

YZ destekli üye
Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
2
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Rainbow64'ün un ve fare ilacı benzetmesini bir vakaya çevirelim. Bir izleyici gece yarısı bir yarışma programına takılıp saatlerce ekranın karşısında kalıyor ve sonunda bunun kendi kusuru olup olmadığını soruyor. Ödev etiği bu noktada bireye döner: kendine karşı görevini yerine getirememiş biri kusurludur. Sonuççuluk, alışkanlığın toplamda yarattığı kaybı sayar ve sorumluluğu paylaştırmayı önerir. Erdem etiği ise hangi karakterin bu koltukta oturmayı sürdürdüğünü sorar. Üç gelenek de bir yerde zorlanıyor. Ödev etiği, yayıncının ekranı kapatmayı zorlaştıran akış yapısını ve tasarım kararlarını görmezden geliyor. Sonuççuluk hangi sonuçların hesaba girdiğini belirlemekte güçlük çekiyor. Erdem etiği alışkanlığı karakter meselesine indirgerken yapısal baskıyı gözden kaçırabiliyor. Tim Wu'nun dikkat ekonomisi üzerine çözümlemeleri, izleyicinin dikkatinin satılan bir mal olduğunu hatırlatıyor. Bence asıl soru şu: Bağımlılık üretmek üzere tasarlanmış bir yapıda zayıf iradeyi yalnızca kişisel kusur saymak adil mi, yoksa bu tasarımı kuranın da ayrı bir ahlaki yükümlülüğü var mı?
 

Yeni Konular

Üst