Neler yeni

Güne Düşülmüş Bir Not

kalliope

Yeni üye
Katılım
23 Ara 2008
Mesajlar
735
Puanları
0
Yaş
48
"Son ümidim de bitti..." desem de inanmayın vazgeçmeye hiç niyetim yok!

Bu güne kadar hiç aksatmadan açtığım(ız) yılsonu sergisi imkânsızlıklar nedeniyle (sanırım) açılamayacak. Eylülden beri biriktirdiğim(iz) çalışmalar resim atölyesinin bir köşesinde boynu bükük çiçekler gibi bana bakıyor ama onları ışığa çıkaracak gücümüz sınırlı ne yazık ki!…

Yıl boyunca, her değerlendirme sonunda, o çalışmaları toplarken öğrencilerim çok mutlu oldular. “Benim çalışmam sergiye alındı” diyerek daha bir gayretle bir sonraki uygulamaya daha bir istekle katıldılar. Çalışması sergiye alınmayan çocuklar, bunu sorgulayıp, eksikliklerini fark ederek, tamamlamaya gayret gösterdiler. Hâlâ bunu çok da önemsemeyen, azınlık da olsa, öğrencilerim var ama, bir gün onların da önemseyeceği ümidini hiç yitirmedim. Ücretsiz resim kursuna gelen çocuklarım ise; SBS canavarına inat aylardır, bodrum katındaki resim atölyemizde varlıklarıyla, çalışmalarıyla bana yarenlik ettiler…

Bu yıl ; 4-5 ve 6. Sınıfların dersine giriyorum. Genelde 7 ve 8. Sınıflarda dersimize olan ilgi azalır. Çünkü sağ olsun velilerimiz, kendi gerçekleştiremedikleri düşleri çocuklarının üzerine yamalamaya bayılırlar. İşin ilginç yanı Görsel Sanatlar dersinde gerçekten çok yetenekli dediğimiz öğrenciler diğer derslerde de çok başarılıdırlar. Çocuk Güzel Sanatlar Lisesine gitmek ister ama velisi tarafından parsellenmiş yarınlarına bu umudun ışığı bir türlü düşmez. Çok küçük bir azınlığı bunun dışında tutuyorum tabi ki. “Benim çocuğum evde de resim yapmak istiyor” diye şikâyete gelenleri bile biliyorum. En büyük şoku ise bunu söyleyen büyüğümün eğitimci olduğunu öğrendiğimde yaşamıştım…

Anlaşılan fazla dolmuşum ki; düşüncelerim oradan oraya savruluyor. Neyse; konunun özüne dönecek olursam: iki yıldır bir özel okul belirli bir sürede olsa ayaklı resim panoları gönderiyordu. Üç haftadır bize verdikleri tarih sürekli değişti ve bu gün neredeyse okulun kapanış haftasında vermeye karar verdiler. Yani SBS’nin hemen öncesine. Öğrencilerim o tarihte kafesteki kuşlar gibi olurlar, çünkü bu onların hayatlarının sınavıdır!!! Üç-beş kişiyle sergiyi açıp sadece içsesimizi rahatlatmanın bir anlamı yok ki… O çalışmalara emek harcayan çocuklarımın, gözlerindeki gülümsemeyle tamamlanır son resim…

Bir devlet okulunun sergisi kimi ilgilendirir? Belki bu satırları okuyup “bana ne…” de diyebilirsiniz. Ya da, aklınızdan farklı çözümler geçebilir. Benim de geçiyor aslında. Hep (hiç gitmememe rağmen) eski İstanbul’un daracık sokakları arasındaki, karşılıklı evlere gerili iplerin üzerindeki, rengârenk çamaşırların görüntüsü beni çok etkilemiştir. İpin üzerinde asılı resimler nasıl görünür diye düşündüm gün boyu. Ama çok fazla çalışma var ve plastik mandallar o güzelim resimlerin üzerinde hiç de estetik görünmez.

Aslında benim derdim; yarama ilaç aramak değil bu notu yazarken… Biz sergimizi öyle ya da böyle açarız, açacağız… Kendi okulumun imkânlarından çok çok daha kötü durumda olanları da biliyorum. Yeni ders programları, anlatılanlar ve gerçekte yaşananlar…

Sadece şunu söylemek istiyorum: Sürülmemiş, demlenmemiş, tohum atılmamış toprağın üzerini, başka diyarlardan koparılmış, kokusunu bilmediğimiz, rengi bize yabancı çiçeklerle örtmek sadece bir aldanış!... Ve bizlere “aldanan” rolünü biçmişler…

Yirmiikimayısikibindokuz
 

Nejdet Evren

Aktif üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,612
Puanları
36
Yaş
55
Ynt: Güne Düşülmüş Bir Not

çocuklarımızın geleceğe yönelik güven duygularında yaşadıkları çelişki biz büyüklerin çelişkisi ve yetmezliği olsa gerek; sanırsam ektiğimizi biçiyoruz...
 

thecrazy

Yeni üye
Katılım
23 Eyl 2018
Mesajlar
4
Puanları
0
dursun burada. arada okuruz.

Yine herseyi elestiriyor, yine düsürüyor, yine konudan konuya geçip, sotelerde sarkilari söylüyor, sarkilari tezahürata çevirip, sakaryaspor`umuz için besteliyorduk. Çogumuz ne oldugunu, ne zaman gelecegini bilmedigimiz buhranlar geçiriyorduk. Saglikli birer birey olarak duruyorduk, fakat yaraliydik.

Bir sehrin göbeginde, Sakarya`nin merkezinde, çark caddesi patantliydik hepimiz. Yikik bir kentin göbeginde, sokaginda hiç bar olmamasina ragmen barlar sokagi diye bilinen Ambarli sokak`ta, depremden sonra ahsap bir kahve olarak hizmetimize sunulan Yakamoz kahvehanesi`nin arkasinda hiç bitmedi depremler. Biz de artik sokak çocuguyduk ve alkol baska içiliyordu sotelerde.

Hergün yürüdügümüz sokaklari depremden sonra bulamiyor, bizi neyin bekledigini bilmez bir halde sehrin nöbetini tutuyorduk. Bazi aksamlar nesemizden söylemedigimiz sarki kalmaz, bazen efkar bile lanet okurdu sessizligimize. Atkilari gözümüze kadar çeker, siselerimizle hayallere dalar, sevgimizi çalan tabiata küserdik. Ustasi olmustuk birbirimizin, gözlerimizden ruh halmizi anlar ve hiç konusmadan sotedeki yerimizi alirdik. Bir sehrin göbeginde, sokak ortasinda, anilarimizla kalmistik. Bazi aksamlar o kadar çok oluyorduk ki; üçerli beserli gruplar halinde paylasiyorduk sote yerlerimizi. Sarkilarimizi bile agir makamlarda söylüyorduk zamani kazanmak için, lakin yarin bizi hiçbir sey beklemiyordu. Gitmiyorduk, kaçmiyorduk dogayla inatlasiyorduk. Artçi depremler tribün arkadasimiz olmustu, yesil-siyah çekiyorduk.

Çevre illerden yardima gelen insanlar için, insanlik için içiyorduk bir aksam; bir aksam ise sigaralari iki kati fazlasiyla satan büfeciyi öldürmedigimiz için. Hiçbir sey geri gelmiyordu, orada su vardi, o binanin altinda su dükkan vardi. A o adam mi? öldü. Onlar antalya`ya göçtüler, gittiler ve hepimize yavas yavas geldiler. Mahallenin en eski müstakil evleri saglam kalmisti. Onlar da bu degisimde bizi yalniz birakmadilar, sotemize ve gönlümüze mezeler gönderdiler. Karanliga alismisti gözlerimiz ama; çok bedava kapak kaybettik zifiri karanliklarda. Çok özlüyorduk sehrimizin, mahllemizin sokaklarini, dayanilmaz oluyordu acisi.

Sakaryaspor`umuz ligden çekilmisti, nefes almak daha bir zorlasmisti bizim için. Bikmadan deprem, bikmadan eskiler, bikmadan sarkilar ve sokakta sotede geçen deprem günlerimiz. Maç hastaligi bizi genç takimimizin pesine sürükledi ve orada kesfettik Tuncay`imizi. Depreme inat kosuyordu, gözü görmüyordu ve freni patlamisti.

Geceleri bos stadimiza gizlice girip "oley" çekiyor, bir tribünden bir tribüne kosuyorduk. Çadirlar evimizdi, zeminle ve toprakla kucak kucaga yatiyorduk. Atatürk lisesi`nin karsisinda depreme yakalanan, simdilerde abisinin cezasini yatan (deli) burak`inayni evinde sabahladigimiz da çok oldu. Her taraf enkazdi ve yakacak sorunumuz yoktu. Ev, lisenin tam karsisinda oldugu için sabahlari çocuklara konusma yapan müdürün borazan sesiyle küfür kafir kalkiyorduk. Elinde kagitlarla ölen, yakasina gül degil hashas yapragi takan abilerimizi, eski halimizi ve biz kendimizi geri istiyorduk. Askerimizi bile sote mekanlarda içirip ugurluyorduk. Her taraf insaat, her taraf prefabrik, her taraf çadir ve her taraf biz. Mahallemizin deli musa abi`si bir aksam çadirlari yakmaya kalkiyor ve onun durumunu polislere anlatana kadar biz deliriyoruz. Musa abimiz ki; 1980`lerde, bir Sakaryaspor maçinda, mahallenin kurnaz abileri tarafindan anlasmali olarak. "Hadi isin musa. Sen de oynayacaksin" diyerek saha kenarina yollanir. Musa abimiz de, "Ne zaman gircem be olum" diyerek kosar durur.

Orta hasarli, agir hasarli, göz boyamali boyali, "Elveda Sakarya" yazili binalarin arasinda büyür bir gençlik. Bir ovanin üzerine kurulmus Adapazari; seni kim. nerenden tutup, neyini nasil anlatsin ki... Kiz Kadir de dayanamadi bir gece, "Ah be dede! Millet bogazlari parsellemis, en güzel yerleri almis, siz de gele gele ovaya gelmissiniz!" diyerek sitem etti. Otuzar senelik periyotlarla misafir ettigimiz deprem, kuskusuz ki yine gelecek, üçü dördü çekilen korku filmleri gibi. "Deprem öldürmez, bina öldürür..."

Bu dogru ise yine ölecegiz bir otuz sene sonra. Bir sehrin yari deli insanlari mi? Unutmayacagiz sote aksamlarini, unutmayacagiz gördügümüz muameleyi. Sana besteler yaptik koca sehir "Bazilari sokaklarda, bazilari barakada, yasiyoruz Sakarya`da, alayina isyan olsun, Sakarya`ma yemin olsun, bu sehirde ölüm olsa, kaçanlar da kancik olsun." Bu sehri tribünden seven insanlar, sana maraton tribününden kus bakisi baktilar; her yer sote, her yer sise. Sen en çok ölen, en çok darbe yiyen, en çok yikilan, en az ilgi gören akreplerin sehri, okey de, hep sahte okey, tribünde hep açik oldun. Seytan soteyi görür mü, görmez mi bilinmez ama bu yürek senden gelecek daha büyük aciyi kaldirmaz. Ve siz Sakaryaspor`umuzu çalmaya kalkisanlar, siz ideolojinizle, biz yüregimizle, siz paranizla, biz sesimizle, siz villanizla, biz sotemizle... Bir sehir yikilir yenisi kurulur, ama bu kirilan gönül yol vermez artik kara cahile. Çekin kirli ellerinizi. Bizi hayallerimizle basbasa birakin. Biz yesilin de siyahin da anlamini biliriz. Siz çadirda sevemezsiniz. Ne patetesimiz kaldi, ne kabagimiz, naylon fatura gibi bir sehir yaptiniz. Basarisizliklar ve kara bulutlar adresiniz olmus. Düzce`de, Bolu`da, Izmit`te depremin yildönümleri mesalelerle anilirken, Sakarya`da sokaga çikma yasagi koyanlar, hiç hayra alamet degil bu sessizlik. Ve biz sote aksamcilari bosuna "Tatanga" koymadik ismimizi.

Bugün Adapazari`nda Ambarli sokakta Yakamoz Kahvehanesi yok artik... Soran olursa, ayni sokakta Turgay abi ve Okan Abilerle, Sahaf Kahvehanesi`nde hayatimiz devam ediyor.

yılmaz şen
 

esekherif

Yeni üye
Katılım
3 Nis 2015
Mesajlar
948
Puanları
0
“elli yıldır sefer halindeyim güya, bir adım bile gitmedim kendimden uzağa.”

kemal varol, ucunda ölüm var

"Yüreğim, yüreğimden başka nereye kaçabilir ki? Kendimden uzak nereye kaçabilirim? Kendimi izlemekten nasıl kurtulabilirim?"

Saint Augustinus, İtiraflarım

"Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için gidecek yer ne kadar uzak olabilir?"

İsmet Özel, Mataramda Tuzlu Su

''Ne çabuk tükendi olduğun günler
Yinemi hasretler yaşayacağım
Dün gelmiş gibisin doymadım sana
Ne olur sevgilim birgün daha kal ''

Müslüm Gürses, gitme