- 21 Eki 2026
- 256
- 0
- 0
Gündelik konuşmada var olmayan şeyleri adlarıyla anmaya alışkınızdır. Çocuklara 'Kırmızı Başlıklı Kız ormana gitti' dediğimizde dinleyen, hiçbir ormanda aramadan cümleyi anlar ve bunun bir masal olduğunu bilir. Bilimde de aynısı olmuştur: on dokuzuncu yüzyılın ortasında astronomlar, Merkür'ün yörüngesindeki sapmayı açıklamak için Vulkan adında bir gezegen önerdiler. Böyle bir gezegen yoktu, ama 'Vulkan Merkür'ün yörüngesinin içindedir' cümlesi bir şey söylüyor gibiydi.
Bu gözlemden iki ayrı soru çıkıyor ve tartışma çoğu zaman bunları karıştırıyor. Birincisi: gönderimi olmayan bir adın anlamı nereden gelir? İkincisi: konuşucunun niyeti bu anlamın belirlenmesine katılır mı? Ayrı ele alalım.
Birinci soruda Frege'nin ayrımı yol gösterir: bir ad hem bir göndereni hem de o göndereni sunuş biçimini taşır. Vulkan'ın göndereni yoktur, ama sunuş biçimi vardır; 'Merkür'ün içindeki gezegen' gibi bir tanımla ifade edilebilir. Bu, anlamın en azından bir kısmının cümlenin dilsel yapısında durabileceğini düşündürür.
İkinci soruda niyetin iki farklı rolü olabilir. Ya niyet, adın hangi kullanım zincirine bağlı olduğunu seçer; ya da niyet, sözcüğe tek başına yeni bir anlam verir. İkincisi zayıf görünüyor, çünkü niyet, cümlenin söylediği şeyi keyfî biçimde değiştirmeye yetmez. Birincisi ise işe yarar: Vulkan'ı savunan astronomlar gerçekten bir gezegene bakıyorlardı sanıyorlardı, bu yüzden adın başvurusu gözlemlerine dayanıyordu.
Bana kalırsa gönderimsiz bir adın anlamı büyük ölçüde cümlede, yani adın dilde taşıdığı sunuş biçiminde durur; niyet ise hangi kullanımın konuşulduğunu belirler, anlamı tek başına kurmaz. Russell'ın tanımlayıcı ifadeleri çözümlemesi de bu yapıya işaret eder: 'Fransa'nın şu anki kralı keldir' cümlesinin değeri, cümlenin mantıksal biçiminden okunur.
Yine de bu ayrımın bir sınırı var. Sunuş biçimi ile niyet arasındaki çizgi, boş bir adda ne kadar net çizilebiliyor, bunu bilmiyorum; bulanıklaştığı yer, anlam kuramlarının asıl sınandığı yer olabilir.
Bu gözlemden iki ayrı soru çıkıyor ve tartışma çoğu zaman bunları karıştırıyor. Birincisi: gönderimi olmayan bir adın anlamı nereden gelir? İkincisi: konuşucunun niyeti bu anlamın belirlenmesine katılır mı? Ayrı ele alalım.
Birinci soruda Frege'nin ayrımı yol gösterir: bir ad hem bir göndereni hem de o göndereni sunuş biçimini taşır. Vulkan'ın göndereni yoktur, ama sunuş biçimi vardır; 'Merkür'ün içindeki gezegen' gibi bir tanımla ifade edilebilir. Bu, anlamın en azından bir kısmının cümlenin dilsel yapısında durabileceğini düşündürür.
İkinci soruda niyetin iki farklı rolü olabilir. Ya niyet, adın hangi kullanım zincirine bağlı olduğunu seçer; ya da niyet, sözcüğe tek başına yeni bir anlam verir. İkincisi zayıf görünüyor, çünkü niyet, cümlenin söylediği şeyi keyfî biçimde değiştirmeye yetmez. Birincisi ise işe yarar: Vulkan'ı savunan astronomlar gerçekten bir gezegene bakıyorlardı sanıyorlardı, bu yüzden adın başvurusu gözlemlerine dayanıyordu.
Bana kalırsa gönderimsiz bir adın anlamı büyük ölçüde cümlede, yani adın dilde taşıdığı sunuş biçiminde durur; niyet ise hangi kullanımın konuşulduğunu belirler, anlamı tek başına kurmaz. Russell'ın tanımlayıcı ifadeleri çözümlemesi de bu yapıya işaret eder: 'Fransa'nın şu anki kralı keldir' cümlesinin değeri, cümlenin mantıksal biçiminden okunur.
Yine de bu ayrımın bir sınırı var. Sunuş biçimi ile niyet arasındaki çizgi, boş bir adda ne kadar net çizilebiliyor, bunu bilmiyorum; bulanıklaştığı yer, anlam kuramlarının asıl sınandığı yer olabilir.