Neler yeni

Aşk ve Kontrolsüzlük

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,996
Puanları
63
"Aşkta her zaman bir çılgınlık vardır ancak çılgınlıkta da her zaman bir mantık vardır." Nietzsche

Aşkı bu şekilde tanımlayan ve felsefe tarihinin en önemli filozoflarından birisi olan Nietzsche, hiç ummadığı bir anda aşkın pençesine tutulmuş ve genel anlamda tüm dünyaya-düzene başkaldırmayı başarmışken, bir kadına duyduğu aşkın karşısında ne yazık ki yenik düşmüştür.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki hangi meslek grubu ya da eğitim seviyesine sahip olursanız olun, konu "Aşk" olduğu zaman ne bildiğinizin hiçbir önemi kalmayabiliyor.

Sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz? Aşkın karşısında yara almadan galip gelebilen var mı ya da "Ucunda ölüm olsa bile, hiç düşünmeden aşka teslim olurum." diyenlerden misiniz?
 
Son düzenleme:
Katılım
21 Ocak 2018
Mesajlar
578
Puanları
18
Aşkın düşünebilen bir insan için saçmalık olduğu fikrindeyim. Duyguları yoğunlaştırması ve aklı ikinci plana itmesi sebebiyle gerekli olduğunu düşündüğüm bir duygu çeşidi değildir.

Kontrol edebileceğimden emin olmadığım için deneyimleme gereği duymadım, eksikliğini de hissetmiyorum.
 

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,996
Puanları
63
Aşkın düşünebilen bir insan için saçmalık olduğu fikrindeyim. Duyguları yoğunlaştırması ve aklı ikinci plana itmesi sebebiyle gerekli olduğunu düşündüğüm bir duygu çeşidi değildir.

Kontrol edebileceğimden emin olmadığım için deneyimleme gereği duymadım, eksikliğini de hissetmiyorum.
Aşka engel olmanın bir formülü yok ki, kendiliğinden gelişen bir duygu fakat yazdıklarından bildiğim kadarı ile sen zaten insanlardan uzak kalmayı tercih ediyorsun ve bir bakıma seni mizantropist sayabilir miyiz? Aslında öyle isen pek de yalnız sayılmazsın çünkü insan doğasını kabullenemeyen çoğu filozofun, bilim insanın ya da edebiyatçının da geldiği son nokta ne yazık ki...

Bertrand Russell aşktan kaçanları şu şekilde eleştirmiştir: "Aşktan korkmak demek, yaşamdan korkmak demektir ve yaşamdan korkanlar daha şimdiden üç kez ölmüşlerdir."

Nietzsche de aslında aşktan uzak durmaya çabalamış ve hatta sözleri ile de desteklemiş fakat maalesef başaramamıştır.

"İnsan yüreğini sıkı tutmalı çünkü gitmesine izin verdiği an, çok geçmeden aklı da gider." Nietzsche

Aşkın insana neler yapabileceğini aslında birçoğumuz iyi biliyoruz fakat iş kaçmaya geldiği zaman ne aklı ne de mantığı bir türlü devreye sokamıyoruz.
 
Tepkiler: Ay
Katılım
21 Ocak 2018
Mesajlar
578
Puanları
18
Aşka engel olmanın bir formülü yok ki, kendiliğinden gelişen bir duygu fakat yazdıklarından bildiğim kadarı ile sen zaten insanlardan uzak kalmayı tercih ediyorsun ve bir bakıma seni mizantropist sayabilir miyiz? Aslında öyle isen pek de yalnız sayılmazsın çünkü insan doğasını kabullenemeyen çoğu filozofun, bilim insanın ya da edebiyatçının da geldiği son nokta ne yazık ki...

Bertrand Russell aşktan kaçanları şu şekilde eleştirmiştir: "Aşktan korkmak demek, yaşamdan korkmak demektir ve yaşamdan korkanlar daha şimdiden üç kez ölmüşlerdir."

Nietzsche de aslında aşktan uzak durmaya çabalamış ve hatta sözleri ile de desteklemiş fakat maalesef başaramamıştır.

"İnsan yüreğini sıkı tutmalı çünkü gitmesine izin verdiği an, çok geçmeden aklı da gider." Nietzsche

Aşkın insana neler yapabileceğini aslında birçoğumuz iyi biliyoruz fakat iş kaçmaya geldiği zaman ne aklı ne de mantığı bir türlü devreye sokamıyoruz.
Mizantropist sayılmam; insanlarda nefret etmiyorum ve onlardan kaçmıyorum.
İnsanlardan uzak kalmayı tercih ettiğim doğrudur; aksi takdirde kendimi, kendim olmayanın içine çekiliyormuş gibi hissediyorum.

Düşünsel ülküm olan ÜstünKişi olma yolu; zihnim, bedenim ve başka şeyler üzerinde mutlak hakimiyet kurma amacını taşıyor. İşte aşk denilen, üreme dürtüsünün duygusal olarak açığa çıkma biçimi, benim gibi henüz ÜstünKişi olma yolunun başlarındaki bir kişi için -az da olsa- tehlike oluşturuyor.

Aşk deneyimleyemediğim için üstümde nasıl bir etki bırakacağını söyleyemem, ancak gözlemlediğim kadarıyla aşk beni ele geçirirse amacım için büyük tehlike oluşturur.
 

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,996
Puanları
63
Mizantropist sayılmam; insanlarda nefret etmiyorum ve onlardan kaçmıyorum.
İnsanlardan uzak kalmayı tercih ettiğim doğrudur; aksi takdirde kendimi, kendim olmayanın içine çekiliyormuş gibi hissediyorum.

Düşünsel ülküm olan ÜstünKişi olma yolu; zihnim, bedenim ve başka şeyler üzerinde mutlak hakimiyet kurma amacını taşıyor. İşte aşk denilen, üreme dürtüsünün duygusal olarak açığa çıkma biçimi, benim gibi henüz ÜstünKişi olma yolunun başlarındaki bir kişi için -az da olsa- tehlike oluşturuyor.

Aşk deneyimleyemediğim için üstümde nasıl bir etki bırakacağını söyleyemem, ancak gözlemlediğim kadarıyla aşk beni ele geçirirse amacım için büyük tehlike oluşturur.
ÜstünKişi olma hakkında yazdıklarını hatırlıyorum elbette ancak ne kadarını anladığımdan emin değilim.
Aşk tabii ki senin hedefine ulaşmana asla izin vermeyecek kadar güçlü bir duygudur ve madem kararlısın, aşktan gerçekten uzak durman gerekiyor.
Ne diyelim, bol şans...
 
Katılım
21 Ocak 2018
Mesajlar
578
Puanları
18
ÜstünKişi olma hakkında yazdıklarını hatırlıyorum elbette ancak ne kadarını anladığımdan emin değilim.
Aşk tabii ki senin hedefine ulaşmana asla izin vermeyecek kadar güçlü bir duygudur ve madem kararlısın, aşktan gerçekten uzak durman gerekiyor.
Ne diyelim, bol şans...
Üstün Kişi yolu anlaşılmayacak bir yol değil, temel amaçları en mantıklısını düşünmek, en doğrusunu söylemek, en iyisini yapmak. 'En'leri kişinin kendisi belirliyor. İstediğin yeri değiştirip yeni amaçlar ekleyebilirsin, bu kişiye özel bir yol.

Teşekkürler, size de hayatta şanslar dilerim.
 

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,996
Puanları
63
Üstün Kişi yolu anlaşılmayacak bir yol değil, temel amaçları en mantıklısını düşünmek, en doğrusunu söylemek, en iyisini yapmak. 'En'leri kişinin kendisi belirliyor. İstediğin yeri değiştirip yeni amaçlar ekleyebilirsin, bu kişiye özel bir yol.

Teşekkürler, size de hayatta şanslar dilerim.
Evet ama o "En"ler ne kadar güvenilir olabilir ki?
Kişinin yaşadığı koşullar, geçmiş yaşam deneyimleri v.s ile vereceği kararların en doğrusu olduğunu başka bir kaynak ile sınamak gerekmiyor mu?
Özgür düşünmek ve bağımsız olmak iyi hoş da, üstün kişi olmanın kriterlerini kişi belirlemeye kalkarsa bir psikopat da en doğrusu benimki diye ortaya çıkabilir.
 
Katılım
21 Ocak 2018
Mesajlar
578
Puanları
18
'En'ler sen ne kadar istiyorsan o kadar güvenilir olurlar.

Benim için gerekiyor, başkası için gerekmesi şart değil, kişi kendisi en doğrusunu düşündüğüne inanıyorsa o alanda üstün olduğunu düşünüyordur zaten.

Psikopat; benim doğrum, toplumun doğrularından daha üstündür diyerek ortaya çıkıyor zaten. Diktatörler kendilerini üstün yapan doğruları diğerlerinin doğrularından önemli gördükleri için diktatör oluyorlar. İşte bu yüzden dinler insanları bir arada tutmak için onlara kendi en doğrularını aşılayarak onları üstün(onlara göre imanlı) yapmaya çalışıyorlar. Aynı şekilde ülkeler de yasa koyarak insanları üstün(ideal) vatandaş yapmaya çalışıyorlar.

Benim üstün olma ülküm öncelikle benim faydamı gözetecek şekilde ilerler. Örneğin en doğrusu benim için en doğrusudur, en iyisi benim için en iyisidir vb.

Son olarak: Hiçbir atomlar topluluğunun, hiçbir atomlar topluluğuna üstünlüğü yoktur; üstünlük kişinin kendisinedir. Anlamı: Gerçek anlamda karşındakinden asla üstün olamazsın (o da senden olamaz) çünkü siz aslında aynı şeyin farklı şekillerisinizdir. Kişi üstünlüğünü kendi amaçlarına (enlerine) ulaşarak sağlar.
 

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,996
Puanları
63
'En'ler sen ne kadar istiyorsan o kadar güvenilir olurlar.

Benim için gerekiyor, başkası için gerekmesi şart değil, kişi kendisi en doğrusunu düşündüğüne inanıyorsa o alanda üstün olduğunu düşünüyordur zaten.

Psikopat; benim doğrum, toplumun doğrularından daha üstündür diyerek ortaya çıkıyor zaten. Diktatörler kendilerini üstün yapan doğruları diğerlerinin doğrularından önemli gördükleri için diktatör oluyorlar. İşte bu yüzden dinler insanları bir arada tutmak için onlara kendi en doğrularını aşılayarak onları üstün(onlara göre imanlı) yapmaya çalışıyorlar. Aynı şekilde ülkeler de yasa koyarak insanları üstün(ideal) vatandaş yapmaya çalışıyorlar.

Benim üstün olma ülküm öncelikle benim faydamı gözetecek şekilde ilerler. Örneğin en doğrusu benim için en doğrusudur, en iyisi benim için en iyisidir vb.

Son olarak: Hiçbir atomlar topluluğunun, hiçbir atomlar topluluğuna üstünlüğü yoktur; üstünlük kişinin kendisinedir. Anlamı: Gerçek anlamda karşındakinden asla üstün olamazsın (o da senden olamaz) çünkü siz aslında aynı şeyin farklı şekillerisinizdir. Kişi üstünlüğünü kendi amaçlarına (enlerine) ulaşarak sağlar.
Yazdıklarına bazı noktalarda katılıyorum ancak senin doğrularının, kendin için bile en doğrusu olabileceğinden şüpheliyim çünkü sana faydalı gelen üzerinden yola çıkarsan yine yanılma olasılığın çok yüksek olacaktır. Hepimiz biliyoruz ki o an için faydalı bulduğumuz şey, bir süre sonra çok anlamsız da gelebilir.

Bilinçli yaşamaya veya karar almaya ne kadar çabalarsak çabalayalım çoğu zaman otomatik pilota bağlanmış gibi bilinç dışımız aracılığı ile adımlar atıyoruz fakat bunun farkında bile değiliz yani ne kadar kendini kontrol altında tutmaya çalışırsan çalış ya da en doğrusunu ben özgürce seçiyorum de, bir noktadan sonra gerçeğin asla böyle olmadığını biliyoruz. Senin beynin şu an dışarıdan o kadar çok şeyi algılıyor ki sen çoğunun farkına bile varamıyorsun ve doğal olarak özgürce aldığını zannettiğin bu kararların hiçbirinde aslında özgür falan da değilsin.

Sürekli olarak şiddet ve korku içeren görseller, oyunlar, filmler, kitaplar v.s hakkında uzmanlar uyarıda bulunuyor çünkü insan oyun oynadığını ya da film izlediğini zannettiği sırada bile, ne kadar altı üstü bir film-kitap dese de beyin oradaki şiddeti algılıyor fakat kişi bunu kesinlikle idrak edemiyor ve bir süre sonra aldığı kararları-davranışları da etkilemeye başlıyor.
Nedensiz korkularını düşün mesela, ortada hiçbir sebep yokken yaşadığın korkuların sebebi işte beynin sen farkında olmadan çevreden aldıklarından kaynaklanıyor.

Amaçlara ulaşmak için istikrarlı bir yol haritası oluşturmadan önce beyine hakim olma konusunda çalışma yapmak insana daha çok fayda sağlayacaktır.

Bazı duygulardan kaçamayız ancak olumsuz bir durumda başa çıkabilmeyi pekala öğrenebiliriz. Bu noktada aşk kaçılması gereken değil, doğru yönetilmesi gereken bir duygudur, her ne kadar beyin insana bu konuda pek fırsat tanımıyor gibi görünse de, işte bahsettiğim şekilde beynin işleyişini iyi bilenler için durum değişecektir.
 
Son düzenleme:

Yorumsuz

Yeni üye
Katılım
10 Ocak 2019
Mesajlar
4
Puanları
1
İlk sorulması gereken şey ask nedir? Aşkimdan ölüyorum deyip, 2 gün sonra evlenen var. Veya evlendikten sonra boşanan. Kimin ki gerçek aşk? Bana göre halen tanımlanmamış şeydir. Şahsım adına çok etkilenip haftalarca yemekten sudan kesildiğim kişileri hatirlamiyorum.boşluk doldurduymaydi.cok yanlızdım ve onlar geldi vazgecilmez sandım. Gittiklerinde de birşey farketmedi.
 
Katılım
21 Ocak 2018
Mesajlar
578
Puanları
18
Yazdıklarına bazı noktalarda katılıyorum ancak senin doğrularının, kendin için bile en doğrusu olabileceğinden şüpheliyim çünkü sana faydalı gelen üzerinden yola çıkarsan yine yanılma olasılığın çok yüksek olacaktır. Hepimiz biliyoruz ki o an için faydalı bulduğumuz şey, bir süre sonra çok anlamsız da gelebilir.

Bilinçli yaşamaya veya karar almaya ne kadar çabalarsak çabalayalım çoğu zaman otomatik pilota bağlanmış gibi bilinç dışımız aracılığı ile adımlar atıyoruz fakat bunun farkında bile değiliz yani ne kadar kendini kontrol altında tutmaya çalışırsan çalış ya da en doğrusunu ben özgürce seçiyorum de, bir noktadan sonra gerçeğin asla böyle olmadığını biliyoruz. Senin beynin şu an dışarıdan o kadar çok şeyi algılıyor ki sen çoğunun farkına bile varamıyorsun ve doğal olarak özgürce aldığını zannettiğin bu kararların hiçbirinde aslında özgür falan da değilsin.

Sürekli olarak şiddet ve korku içeren görseller, oyunlar, filmler, kitaplar v.s hakkında uzmanlar uyarıda bulunuyor çünkü insan oyun oynadığını ya da film izlediğini zannettiği sırada bile, ne kadar altı üstü bir film-kitap dese de beyin oradaki şiddeti algılıyor fakat kişi bunu kesinlikle idrak edemiyor ve bir süre sonra aldığı kararları-davranışları da etkilemeye başlıyor.
Nedensiz korkularını düşün mesela, ortada hiçbir sebep yokken yaşadığın korkuların sebebi işte beynin sen farkında olmadan çevreden aldıklarından kaynaklanıyor.

Amaçlara ulaşmak için istikrarlı bir yol haritası oluşturmadan önce beyine hakim olma konusunda çalışma yapmak insana daha çok fayda sağlayacaktır.

Bazı duygulardan kaçamayız ancak olumsuz bir durumda başa çıkabilmeyi pekala öğrenebiliriz. Bu noktada aşk kaçılması gereken değil, doğru yönetilmesi gereken bir duygudur, her ne kadar beyin insana bu konuda pek fırsat tanımıyor gibi görünse de, işte bahsettiğim şekilde beynin işleyişini iyi bilenler için durum değişecektir.
Kendi seçtiğimiz 'en' lerin gerçekten 'en' olamayacağı kısmına katılıyorum. O yüzden durum içerisinde düşünülebilen ve kanıtlanabilen en iyisini 'en' olarak seçiyorum.

Düşüncelerimizin aslında özgün olmadığını, dışarıdan bilinçsizce algıladığımız verilerin zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıktığı fikrini ben de doğru buluyorum, ancak var olan şartlar altında bunu değiştirmenin bir yolu olduğunu düşünmüyorum.
 

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,996
Puanları
63
İlk sorulması gereken şey ask nedir? Aşkimdan ölüyorum deyip, 2 gün sonra evlenen var. Veya evlendikten sonra boşanan. Kimin ki gerçek aşk? Bana göre halen tanımlanmamış şeydir. Şahsım adına çok etkilenip haftalarca yemekten sudan kesildiğim kişileri hatirlamiyorum.boşluk doldurduymaydi.cok yanlızdım ve onlar geldi vazgecilmez sandım. Gittiklerinde de birşey farketmedi.
Aşkın en genel tanımını ÜstünKişi yapmış. Birçoğumuz kabul etmek istemesek de hormonların yarattığı üreme odaklı bir etkiden fazlası değil fakat bizler tabii işin içine farklı anlamlar yükleyerek bu gerçeği kabul etmek istemiyoruz.

Aşk üzerine çok tanım var ancak aşkın yarattığı çaresizliğe ne yazık ki henüz çözüm bulan yok...

"Aşk evcilleştirilememiş bir güçtür. Onu denetlemeye çalıştığımızda bizi yok eder. Onu hapsetmeye çalıştığımızda bizi köleleştirir. Onu anlamaya çalıştığımızda bizi arkasında aklı karışmış bir şekilde bırakır."

Paulo Coelho

İşte aşk denilen, üreme dürtüsünün duygusal olarak açığa çıkma biçimi,

Kendi seçtiğimiz 'en' lerin gerçekten 'en' olamayacağı kısmına katılıyorum. O yüzden durum içerisinde düşünülebilen ve kanıtlanabilen en iyisini 'en' olarak seçiyorum.

Düşüncelerimizin aslında özgün olmadığını, dışarıdan bilinçsizce algıladığımız verilerin zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıktığı fikrini ben de doğru buluyorum, ancak var olan şartlar altında bunu değiştirmenin bir yolu olduğunu düşünmüyorum.
Günümüz şartlarında maalesef henüz böyle bir yol mevcut değil ve ne kadar özgürüz desek de hep bir şeylere köleyiz.
 

true blue

Üye
Katılım
13 Ocak 2015
Mesajlar
480
Puanları
18
Yaş
30
@true blue

Evlilik arefesinde sizden bir aşk tanımı bekliyoruz. :)
Hepimiz dış görünüşlerimizin geçeceğini ve biz dış görünüşe önem verir isek sevdiğimiz kişiden bazı nedenlerden dolayı kolayca soğuyabileceğimizi/tiksinebileceğimizi biliyoruz, o halde gerçek aşk karşı cinsin ruhuna yani tabiatına/karakterine olmalı. (Lefty hocam, burada ruhların cinsiyeti var mı yok mu tartışmamız aklıma geldi,ama bireylerin karşısındakini cinsin karakterine aşık olması için ruhlarda cinsiyet olmalı:D) Ne bileyim, oturmasına, kalkmasına, hareketlerine, tavrına, bağlılık duygusuna, konuşmasına aşık olmalıyız. Ama bu da fiziki görünüm hiç de önemli değildir demek de değil tabi,(burada da ne yazık ki cinsellik çıkıyor karşımıza:D) hatta belki de karşı cinsin fiziki görünümü kişinin standartlarında kabul edilebilir düzeyde değilse karşı cinse benim anlamlandırdığım manada aşık bile olamayız, bu iyi birşey değil biliyorum, ama ilk önce bu olmalı.
 

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,996
Puanları
63
Hepimiz dış görünüşlerimizin geçeceğini ve biz dış görünüşe önem verir isek sevdiğimiz kişiden bazı nedenlerden dolayı kolayca soğuyabileceğimizi/tiksinebileceğimizi biliyoruz, o halde gerçek aşk karşı cinsin ruhuna yani tabiatına/karakterine olmalı. (Lefty hocam, burada ruhların cinsiyeti var mı yok mu tartışmamız aklıma geldi,ama bireylerin karşısındakini cinsin karakterine aşık olması için ruhlarda cinsiyet olmalı:D) Ne bileyim, oturmasına, kalkmasına, hareketlerine, tavrına, bağlılık duygusuna, konuşmasına aşık olmalıyız. Ama bu da fiziki görünüm hiç de önemli değildir demek de değil tabi,(burada da ne yazık ki cinsellik çıkıyor karşımıza:D) hatta belki de karşı cinsin fiziki görünümü kişinin standartlarında kabul edilebilir düzeyde değilse karşı cinse benim anlamlandırdığım manada aşık bile olamayız, bu iyi birşey değil biliyorum, ama ilk önce bu olmalı.
Ruhun cinsiyeti tartışmamamızı hatırlıyorum ve kadın filozoflardan Marie Le Jars de Gournay tarafından söylenen şu söz geldi aklıma: "İnsan esasen ne erkektir ne de kadın. Cinsiyetin farklı olmasının amacı, cinse özgü biçim farkını oluşturmak olmayıp yalnızca üremeye yarar.”

Fiziki görünüm önemsiz diyemiyoruz ve tabii ki güzellik algısı herkeste çok farklı oluyor. Evlilik gibi ciddi bir kararda ise çok daha fazla kriter önemli hale geliyor çünkü işin içine bir de çocuk gireceği için, öncelik iyi bir anne-baba olabilecek vasıflarda bir insana denk gelebilmek olmalıdır.

Aşkın belli bir süresi var, o aşamadan sonrasında boşluğa düşmemek için karşı tarafı çok iyi analiz etmek gerekiyor.

Jean Paul Sartre: "Elbette çirkin kadınlar var ama ben güzel olanları tercih ediyorum." diyerek yine bu tip seçimlerde güzelliğin etkisine vurgu yapmış. :)


Marie Le Jars de Gournay, 1565 – 1645 yıllarında yaşamıştır. Rönesans dönemini düşünürlerinden Marie Le Jars de Gournay felsefenin yanı sıra fizik, geometri, tarihle de ilgilenmiştir. Montaigne ile tanışması hayatındaki önemli noktalardan biridir. Onunla tanıştıktan sonra düşüncelerini daha özgür biçimde dile getirme olanağı bulmuştur.
“Erkeklerin ve Kadınların Eşitliği Üzerine” kaleme alır ve bu eserinde erkek ile kadının ruhen eşit olduğunu savunur.
-Alıntı-
 
Son düzenleme:

true blue

Üye
Katılım
13 Ocak 2015
Mesajlar
480
Puanları
18
Yaş
30
Ruhun cinsiyeti tartışmamamızı hatırlıyorum ve kadın filozoflardan Marie Le Jars de Gournay tarafından söylenen şu söz geldi aklıma: "İnsan esasen ne erkektir ne de kadın. Cinsiyetin farklı olmasının amacı, cinse özgü biçim farkını oluşturmak olmayıp yalnızca üremeye yarar.”

Fiziki görünüm önemsiz diyemiyoruz ve tabii ki güzellik algısı herkeste çok farklı oluyor. Evlilik gibi ciddi bir kararda ise çok daha fazla kriter önemli hale geliyor çünkü işin içine bir de çocuk gireceği için, öncelik iyi bir anne-baba olabilecek vasıflarda bir insana denk gelebilmek olmalıdır.

Aşkın belli bir süresi var, o aşamadan sonrasında boşluğa düşmemek için karşı tarafı çok iyi analiz etmek gerekiyor.

Jean Paul Sartre: "Elbette çirkin kadınlar var ama ben güzel olanları tercih ediyorum." diyerek yine bu tip seçimlerde güzelliğin etkisine vurgu yapmış. :)


Marie Le Jars de Gournay, 1565 – 1645 yıllarında yaşamıştır. Rönesans dönemini düşünürlerinden Marie Le Jars de Gournay felsefenin yanı sıra fizik, geometri, tarihle de ilgilenmiştir. Montaigne ile tanışması hayatındaki önemli noktalardan biridir. Onunla tanıştıktan sonra düşüncelerini daha özgür biçimde dile getirme olanağı bulmuştur.
“Erkeklerin ve Kadınların Eşitliği Üzerine” kaleme alır ve bu eserinde erkek ile kadının ruhen eşit olduğunu savunur.
-Alıntı-
Daha önce de demiştim:

"Bir erkekteki yakışıklılık, bir kadındaki güzellik ve erkeklerin ve kadınların kendilerine has cinsel doyumları kadınlık ve erkeklik tözlerinin varlığı notasında bize bir işaret veriyor."

Aslında mantıklı olan ruhların bir kaynaktan cinsiyetli olarak çıkması değil de cinsiyetsiz çıkmasıdır, bu mantık yolunda size katılıyorum, ama ben yine varoluşta payı olan bir güç tarafından erkeklik ve kadınlık tözlerinin ruhlara işlenebileceğini düşünüyorum, bu varlığın bu işlemi nasıl yaptığı keyfiyetini ise biz anlayamayız.

Ama dediğim gibi ilk var olduklarında cinsiyetsiz olan ruhların, erkek ve kadın bedenlerine sokularak dünyaya gönderilmeleri ahlaki olmasa da işleme giren daha başka kadın ve erkek tözleri/varlıkları ile ruhların yok olmaması için gayet mantıklı, yok olmamaları için mantıklı dedim, çünkü yeni var olan cinsiyetli ruh ne önceki tözdür, ne de önceki cinsiyetsiz ruhtur, ikisinin birleşiminden oluşan bambaşka cinsiyetli bir ruh olmuştur Bu durumda her ne kadar ruhlara cinsiyet sahibi olma işlemi yapılabilse de ruhların cinsiyetsiz olarak dünyaya gönderilmiş olmaları ihtimali mantığa ve kazanca daha uygun.
 
Son düzenleme:

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,996
Puanları
63
Daha önce de demiştim:

"Bir erkekteki yakışıklılık, bir kadındaki güzellik ve erkeklerin ve kadınların kendilerine has cinsel doyumları kadınlık ve erkeklik tözlerinin varlığı notasında bize bir işaret veriyor."

Aslında mantıklı olan ruhların bir kaynaktan cinsiyetli olarak çıkması değil de cinsiyetsiz çıkmasıdır, bu mantık yolunda size katılıyorum, ama ben yine varoluşta payı olan bir güç tarafından erkeklik ve kadınlık tözlerinin ruhlara işlenebileceğini düşünüyorum, bu varlığın bu işlemi nasıl yaptığı keyfiyetini ise biz anlayamayız.

Ama dediğim gibi ilk var olduklarında cinsiyetsiz olan ruhların, erkek ve kadın bedenlerine sokularak dünyaya gönderilmeleri ahlaki olmasa da işleme giren daha başka kadın ve erkek tözleri/varlıkları ile ruhların yok olmaması için gayet mantıklı, yok olmamaları için mantıklı dedim, çünkü yeni var olan cinsiyetli ruh ne önceki tözdür, ne de önceki cinsiyetsiz ruhtur, ikisinin birleşiminden oluşan bambaşka cinsiyetli bir ruh olmuştur Bu durumda her ne kadar ruhlara cinsiyet sahibi olma işlemi yapılabilse de ruhların cinsiyetsiz olarak dünyaya gönderilmiş olmaları ihtimali mantığa ve kazanca daha uygun.
Ruhun cinsiyetinin olması çok büyük bir adaletsizliği doğururdu diye düşünüyorum.

"Aşık olan beden mi yoksa ruh mu?"diye sorguladığımız zaman da tabii ki bedenin yarattığı bir deneyim olduğunu fark ediyoruz ancak ruh da bu deneyimden ciddi fayda sağlıyor, gelişiyor.
 
Son düzenleme:

true blue

Üye
Katılım
13 Ocak 2015
Mesajlar
480
Puanları
18
Yaş
30
Ruhun cinsiyetinin olması çok büyük bir adaletsizliği doğururdu diye düşünüyorum.

"Aşık olan beden mi yoksa ruh mu?"diye sorguladığımız zaman da tabii ki bedenin yarattığı bir deneyim olduğunu fark ediyoruz ancak ruh da bu deneyimden ciddi fayda sağlıyor, gelişiyor.
Ruhların cinsiyetinin olması sizin söylediğiniz tekamül planınının zarar görmesine neden olurdu, bu tekamül planına inanırsak evet haksızlık olabilir, çünkü ruhlar hem hayvan oluyor hem de farklı cinsiyetdeki bedenlere girebiliyor. Ama diğer yandan da bireyler aslında birbirinden hiçbir farkı olmayan eşit/nötr ruhlar ile hem cinsel hem de manevi olarak birlikte oluyor, bu da hiç ahlaki/etik değil. Bununla birlikte dediğiniz gibi sizin sunduğunuz tekamül planında ruha değil de bedene aşık olunması/ilgi duyulması ruhların cinsiyetsiz olduğunu düşündüğümüzde daha mantıklı olan. Ama eğer dediğiniz gibi bedene aşık oluyorsak asıl aşk/sevgi olan ruha duyulan gerçek sevgiye/aşka hiçbir zaman ulaşamayız, bu durumda aşık olmamalıyız :D
 

Lefty

Tanınmış üye
Yönetici
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,996
Puanları
63
Ruhların cinsiyetinin olması sizin söylediğiniz tekamül planınının zarar görmesine neden olurdu, bu tekamül planına inanırsak evet haksızlık olabilir, çünkü ruhlar hem hayvan oluyor hem de farklı cinsiyetdeki bedenlere girebiliyor. Ama diğer yandan da bireyler aslında birbirinden hiçbir farkı olmayan eşit/nötr ruhlar ile hem cinsel hem de manevi olarak birlikte oluyor, bu da hiç ahlaki/etik değil. Bununla birlikte dediğiniz gibi sizin sunduğunuz tekamül planında ruha değil de bedene aşık olunması/ilgi duyulması ruhların cinsiyetsiz olduğunu düşündüğümüzde daha mantıklı olan. Ama eğer dediğiniz gibi bedene aşık oluyorsak asıl aşk/sevgi olan ruha duyulan gerçek sevgiye/aşka hiçbir zaman ulaşamayız, bu durumda aşık olmamalıyız :D
Ruhun varlığı, felsefi bir tartışma olmaktan öteye gidemiyor aslında çünkü bilim zaten ruhun varlığını kabul etmiyor. Her bilim insanı aynı görüşte olmasa bile, şu an gelinen noktada ruhun gerçekliğine dair bilimsel kanıt sunamıyorlar ve genel anlamda bilimsel çevrelerde ruh, beynin kendisi kabul ediliyor, daha doğrusu beyin faaliyetleri sonucu oluşan davranışların tümü olarak ifade ediliyor.

Aşk da bildiğiniz üzere hormonlara bağlı olarak yaşanıyor ve hormonların etkisi geçince, aşk da bitiyor. Ruh aşık olabilseydi zaten sonsuz olması gerekirdi çünkü bizler ruhu sonsuz kabul ediyoruz. Sınırlı ya da belli bir süre sonra etkisini yitiren duygu asla ruhun sonsuzluğu ile uyuşmuyor.

Aşkı kendi yaşamımızda ve çevremizde gözlemlediğimiz şekli ile hepimiz bu duygunun bir sonu olduğunun farkındayız ancak maalesef çoğu zaman aşık olmaya engel olamadığımız için bu sonlu süreci yaşamak zorunda kalıyoruz. Peki bu durumda hiç aşık olmamalı mıyız? Bana kalırsa aşktan kaçmak çözüm değil, zaten kaçamıyoruz da.:) Ne yaşanacaksa yaşanmalı fakat bazı gerçekleri de kabullenip, hayallere dalmadan yaşanmalı...
Sonsuz aşk yoktur ve bunun bilincinde olmak zorundayız.

Yazdıklarım her ilişkinin bir gün biteceği anlamına gelmiyor fakat aşkın belli bir süresi olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.
 
Son düzenleme: