Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Aristoteles - Metafizik

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 4,428

heisenberg

Yeni Üye
Katılım
8 Ara 2010
Mesajlar
18
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
39
Aristo’nun mantık bilimiyle birlikte felsefe tarihine en özgün katkısını oluşturan “metafizik” aslında onun bu metinde geliştirdiği bilgi dalı için kendi kullandığı ad değildir. Eski çağ yayıncılarının sonuncusu Andronikos, adı olmayan bu metni “Physike” adlı metinden sonraki cilde koyarak “ta meta physike” (fizikten sonra gelen) diye adlandırmış, metafizik sözcüğü böylece ortaya çıkmıştır.

Aristoteles bu metinde işlediği bilgi dalına “ilk felsefe” adını verir.Bu bilgi dalı Aristo’ya göre “varlığı varlık olarak ele alan” ve onun “ne olduğunu” araştıran felsefe dalıdır.Bu araştırmayla sağlanacak olan,hem bütün varlık türlerinin hem de bunları inceleyecek olan bilim dallarının temellerini aynı zamanda da her türlü incelemenin başlangıcını oluşturmaktır. Aristo bu bilgi dalının “tek özgür bilim” olduğunu çünkü “kendinden başka bir amacı” bulunmadığını söyler;bununinsanın doğal “merak” güdüsünün ürünü olduğunu vurgular. Varlığın sürekli ve bbitmeyen bir evren içinde “ne olduğunu” ve çeşitliliğini ele alan Aristo, bütün varlıkların ve değişimlerinin mantıksal olarak geriye götürülmesi biçiminde geliştirdiği “neden” görüşüyle ,bunların en son nedeni olarak bir “hareket etmeyen hareket ettirici” ve “ilk neden” düşüncesine ulaşır. Bu kavram ve ona ulaşan usavurma zinciri,sonraları hem Hıristiyan hem Müslüman düşünürlerce Tanrı’nın varlığının kanıtı olarak kullanılmıştır.


Onun metafiziği çok büyük ölçüde mantık konusundaki görüşlerine ve biyoloji alanındaki çalışmalarına dayanır. Buna göre mantıksal bakış açısından “var olmak” onun gözünde, hakkında konuşulabilecek ve tam olarak tanımlanabilecek bir şey olmaktır. Buna karşın biyoloji alanındaki çalışmaları açısından “var olmak”dinamik bir süreç,bir değişme süreci içinde olmak anlamına gelir. Şu halde “var olmak” Aristo için “bir şey olmak” anlamına gelir. Bundan dolayı ona göre gerçekten var olan bireylerdir.”Şu” diye gösterdiğimiz belirli bir doğaya sahip olan varlıklardır. Onlar Aristo’nun mantıkla ilgili eserlerinde sözünü ettiği nicelik,nitelik,ilişki,yer gibi kategorilerin,temel nitelik ya da yüklemlerin kendilerine yüklenebildiği öznelerdir. İşte Aristo kendisine tüm kategorilerin yüklendiği bu özneye “Töz” adını verir. Onda var olmak,belirli türden bir töz olmaktır. Töz,aynı zamanda dinamik bir sürecin ürünü olarak ortaya çıkan bireysel varlık olarak da tanımlanır. Bu bakımdan ele alındığına, metafizik; varlığı , yani varolan tözleri ve tözlerin nedenlerini,yani tözleri varlığa getiren süreçleri konu alıp araştıran tüm varlıkların temelindeki temel bilimdir.


Aristo’da töz bir madde ve bir formdan meydana gelir. O , her ne kadar maddeyle formu birbirinden ayırsa bile, doğada bizim hiçbir zaman maddeden yoksun bir formla da ,formdan yoksun bir maddeyle de karşılaşmadığımızı belirtmeye özen gösterir. Varolan herşey somut bir birey olarak varolur ve herşey maddeyle formun bir birliği olarak ortaya çıkar. Şu halde,töz,form ve maddeden meydana gelen birleşik bir varlıktır. Bundan dolayı, Aristo’da ayrı formlardan, duyusal dünyanın dışında olan bir idealar dünyasından söz etmek olanaksızdır. Form,ayrı bir yerde değil de bu duyusal dünyada ve tözün birleşenlerinden biri olarak var olur.

kaynak : genbilim
 

Analitik Notlar

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
122
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Metnin en çok ağırlık taşıyan adımı, “var olmak”ın iki ayrı anlamda kullanılmasıdır. Mesajda bir yerde var olmak, hakkında konuşulabilir ve tanımlanabilir olmakla; başka bir yerde ise değişim süreci içinde olmakla eşleştiriliyor. Bu iki anlam aynı şey değil. Birincisi bir şeyin ne olduğunu söyleyebilmekle, ikincisi o şeyin gerçekten bulunup bulunmadığıyla ilgilidir. Metin ikisini “bir şey olmak” ifadesinde birleştirince, bir tözün tanımlanabilir olmasından onun gerçekte var olduğu sonucu çıkıyormuş gibi görünüyor. Bu ayrım hareket etmeyen hareket ettiriciye bağlandığında daha önemli hâle gelir. İlk hareket ettirici, değişimi açıklamak için gerekli görülen bir varlık olarak ortaya konuyor. Ama argümanın hangi anlamla kurulduğu belirsiz kalıyor: tanımın gereği mi, yoksa bir varoluş iddiası mı? Kant, Saf Aklın Eleştirisi’nin diyalektik kısmında varlığın gerçek bir yüklem olmadığını ve ontolojik kanıtın bu yüzden tanımdan varlığa geçemediğini savunur. Aristoteles’in argümanı Kant’ın hedef aldığı ontolojik kanıt değildir, çünkü değişimden yola çıkar. Yine de değişimden zorunlu bir ilk varlığa geçişin de benzer bir boşluk içerip içermediği açık bir sorudur. Heisenberg’in metninde bu geçişin hiç ele alınmaması, bence tartışmanın asıl eksik kısmı. Önce ayrımı yapmak gerekir: değişimin olduğu bir dünyada bir ilk hareket ettirici olması gerektiğini savunmakla, o ilk hareket ettiricinin Tanrı olduğunu söylemek farklı iddialardır. İkinci iddia birincinin doğru olmasından otomatik olarak çıkmaz; kendi öncülünü ayrıca sınamak gerekir.
 

Yeni Konular

Üst