Varoluşçuluk Nedir ?

Dem

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
30 Nis 2015
Mesajlar
39
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Varoluşçu felsefe düşüncesini temel olarak alan bütün düşünsel uğraşılara verilen ad.

Başlıca temsilcileri: Jean Paul Sartre, Albert Camus, Merlaeu-Ponty, Simone de Beauvoir, Gabriel Marcel, Martin Heidegger ve Karl Jaspers'dir.

Fransa'da bir felsefe - edebiyat akımı olarak biçim almıştır. J. P. Sartre'a göre; varoluş özden önce gelir ve her bir kimseye bir öz kazandırmayı sağlayacak özgürlükle özdeştir; insan ne ise o değildir, ne olmuşsa odur. İnsan kendini kendi yapar, daha önce kazandığı bazı belirlenimlerin elverdiği ölçüde kendine biçim verir, kendini oluşturur.

Heidegger'e göre "İnsanın özü varoluşundadır." yani "dünyada-olma"sındadır. Yalnızca insan "gerçek varoluş"tur. Çünkü yalnız insan var olanın (kendisinin) sınırlarını aşıp varlığa adım atabilir. Yalnız insan var olan olarak kalmaz, kendini var olan olarak anlayabilir: bütün öteki şeyleri anlayabilmesinin temeli de budur. Böyle olunca varlıkbilim bütün öteki bilimlerin dayanağıdır; Heidegger ağırlık merkezi ahlak felsefesi ve insanbilim ile ilgili sorunlar olan her varoluşçu felsefenin karşısına bilinçli olarak bir varoluşçu varlıkbilim koymak ister; böylece varlığı var-oluşta arayarak felsefenin temel sorunu olan varlık felsefesine dönmüş olur. Varlığın (Sein) araştırılması gereken yer varoluştur (Existenz). İnsanın özü varoluşunda olduğuna göre, varoluştan kalkarak varlık sorusu yeniden düzenlenmelidir.

Jaspers, her varlıkbilimde, varoluşsal olanın bir katılaşması ve yozlaşması tehlikesini görür; onun yöntemi varoluşu açma, aydınlığa çıkarma (varoluş aydınlanması) yöntemidir; ama, kendi felsefesinin salt bir varoluş felsefesi olduğunu ileri sürmekle birlikte, kendisi de bilincin ötesine geçen bir fizikötesine yönelişiyle varoluş felsefesinin dışına çıkar.



* * *


"Varoluşçuluk deyimi ilk kez 1929 yılında kullanılmıştır. Varoluşçuluk "ben"le "varoluş"un ayrılmazlığı düşüncesinden yola çıkar. Bunu yaparken de gizemci bir filozof olan Kierkegard’ı temel alır. Bu düşünüre göre insan tanrı ve ne etse önleyemeyeceği ölümsel hiçlik karşısında tirtir titreyen zavallı bir yalnız yaratıktır. Tanrı korkusu veya ölüm korkusu ile titreyen bu insan ne olduğunu bilmiyor, sadece varolduğunu biliyor. Demek ki ben’le varoluş özdeştir. Öyleyse bu bensel varoluş sorunu ölümsel hiçlik karşısında nasıl konulmalıdır?

Varoluşçuların (özellikle 1905-1980 yılları arasında yaşayan 68 Kuşağının fikir babası Jean-Paul Sartre’ın) bu soruya yanıtı özetle şöyledir: İnsan özünü kendi yaratır, özünü kendi yaratan tek nesne insandır. İnsandan başka her nesnede yapış varoluştan önce gelir. Önce varolup sonra kendini yaratan sadece insandır. Yalnız insandır ki önce varlaşır, sonra özünü yaratır; nasıl olacağını, neye yarayacağını kendisi çizer. İnsan varolmadan önce tanımlanamaz, çünkü varolmadan önce hiçbir şey değildir. Ancak varolduktan sonra bir şey olacaktır, hem de kendisini nasıl yaparsa öyle olacaktır. Yani insan insanlığını kendi yapar. Demek ki bu yapış keyfe bağlı bir yapıştır.Öyleyse bu keyifsel özgürlük de ölümün ötesindeki hiçlik karşısında boşuna bir çabalamadan ibarettir. Ama varoluşçular böyle demiyorlar elbet. Descartes’ın düşünüyorum, öyleyse varım denilen cogito’sundan yola çıktıklarını söylüyorlar. Onlara göre bilincin kendiliğinden ulaştığı mutlak gerçek sadece budur. Herhangi bir gerçeğin olabilmesi içinse ortada mutlak bir gerçeğin bulunması gerekir. Bu gerçek, insanın bir aracıya başvurmaksızın kendini anlaması, özünü bilmesi gerçeğidir. İnsan, bu gerçekle, kendinden başkalarına da varmaktadır. İnsan, kendi gerçeklerine varabilmek için başkalarının içinden geçecektir. Başkaları, insanın hem varolması, hem de kendini bilmesi için gereklidir. Oysa gene de kendini yapan sadece insanın kendisidir. Başkalarının içinden geçmesi yaptığını değerlendirmek içindir.

Yani insan geleceğe doğru bir atılıştır, bir gelecek bilincine varıştır, kendini yaşayan bir tasarıdır. İnsan özünü kendi yaratır: dünyaya atılarak, orada acı çekerek, savaşarak… İnsan sorumludur. Varlık özden önce geldiğine göre, insan ne olduğundan veya olmadığından sorumludur. Özünü kendisi tasarladığına göre sorumluluğunu da omuzlarına yüklenmesi gerekir. Hem, bu sorumluluğu sadece kendisine karşı değildir, bütün insanlara karşıdır. Çünkü insan kendisini seçerken bütün insanları da seçmiş olur, olmak istediğini yaratırken herkesin nasıl olması gerektiğini de tasarlar. Yeşil güzeldir derken yeşilin bütün sorumluluğunu da yüklenir. İnsanın sorumluluğu bütün çağına yayılır, bütün evreni kucaklar. Bu sorumluluk korkunç bir sorumluluktur, uçsuz bucaksızdır. İnsan bu sorumluluğun bütün yükünü omuzlarında taşımakla insanlaşır. İnsan kendini seçerken bütün insanları seçtiği gibi, bütün insanları seçerken de kendini seçer, kendine karşı sorumlu olunca bütün insanlara karşı da sorumlu olur. Bunaltı sorumluluğunu duymaktır. Öyleyse insan bunaltıdır. Sorumluluklarını maskeleyen bu bunaltıyı azaltabilirler, gene de içleri rahat değildir. Çoğu kimseler yaptıklarının yalnız kendilerini bağladığına, yalnız kendilerini sorumlu kıldığına kendilerini inandırmaya çalışırlar, gene de bir türlü rahat edemezler. Çünkü sorumluluk da, bunaltı da insanın insanlığından gelmektedir, edimlerinin sonucudur. Bunaltı insanı eylemden ayırmaz, tersine eyleme götürür, eyleme zorlar.

İnsan özgürdür. Hem sadece özgür de değildir, özgür olmak zorundadır. Çünkü yaratılmamıştır, kendi kendisini yaratmıştır. Çünkü bütün yaptıklarından, tutkularından bile sorumludur. Tutkular kötü edimler için bir özür değildir. Çünkü yeryüzünde insana yol gösterecek kendisinden başka hiçbir şey yoktur. Çünkü her insan kendisinden öncekileri istediği gibi yorumlayabilir. İnsan yardımsızdır, desteksizdir, bir başınadır, bırakılmışlık içindedir. İnsanın yapacağı el değmemiş bir gelecek vardır, insan insanın geleceğidir. Bunun içindir ki, insan insanı bulur. İnsan değerlerini kendi yaratır. İnsan yaşamaya başlamadan önce hayat yoktur, hayata anlam veren yaşayan insandır. Değer denilen şey insanın seçtiği bu anlamdan başka bir şey değildir. Yorumlar farklı olduğu için genel bir ahlâk yoktur, zira anlamı seçen sonuçta gene bizleriz. Çünkü öğüt alacağı kimseyi seçmekle insan kendini seçer. Yapacağınız şeye sonuçta ancak kendiniz karar verirsiniz.

Gerçekte insan kendi hayatından başka hiçbir şey değildir. İnsan erdemlerini kendi yaratır. Korkak ya da kahraman olmak insanın kendi elindedir. İnsan ancak elinden geleni yapabilir ama, yapmayı tasarladığı her şey de elinden gelir. Herşey bir seçiş meselesidir ve her seçişin bir sebebi vardır. Peki bu sebep duygularımızdan mı doğmaktadır ? Hayır diyor varoluşçular. Zira harekete geçmemiş duygu hiçbir şey değildir. Duygu insana doğru yolu göstermez. Varoluşçuluk "özgürsünüz, yolunuzu kendiniz seçin" demektedir. Bir insan için toplumda değişmeyen bir zorunluluk varsa o da şudur: Dünyada yaşamak, bir iş görmek, başkaları arasından bulunmak, ölümlü olmak…

Bu düşünce sistemine yöneltilen birçok eleştiri bulunmaktadır. Benim kişisel görüşüme göre insan toplumsal bir varlıktır ve toplumdan koparılırsa ölüm korkusuyla titremekten başka yapacağı hiçbir şey kalmaz. İnsan kendisini nasıl isterse öyle yapamaz, insanın gelişimi ve konumu karmaşık dış ve iç koşulların dayattığı zorunluluklara bağlıdır. Varoluşçuluğun ayırıcı niteliği kişisel tedirginliği, bu tedirginliğin nedenlerini çözümlemeye çalışacağı yerde, topluma karşı çıkmaya yönelterek gidermek istemesidir. Bu istekse toplumsal anarşi doğurarak kişisel tedirginliği büsbütün artırmaktan başka sonuç sağlayamaz. Önemli olan tüm olumsuzluklar ve dalgalanmalara rağmen geminin rotasının huzur ve barış limanına yönelik olmasıdır. En kutsal değerin insan olduğu her insanın gönlünde yatan limana…"

Kaynak: Düşünce Tarihi, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi, 6.Basım-s.425-430.
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
4,039
Tepkime puanı
123
Puanları
63
varoluş nedir? ya da varoluş sorunu

arkadaşlar

http://www.felsefe.net/felsefe/74036-varolus-sorunu-ve-varolusculuk.html
başlığında süren tartışmayı buraya taşıyorum ya da buradan devam edeceğim o halde
yazmak isteyenleri bekliyoruz-herkesi, lütfen


bir kendince yazım-geniş zaman düzeltmeleri ve geliştirmelieri umarım umuyoruz sadece

--



varoluş nedir? ya da varoluş sorunu


'ben şuyum' demek, daha baştan 'ben buyum' demekle çelişir, demiyor muydu sevgili evrensel-insan
varoluş şudur demek o halde, daha baştan varoluş budur ve değildir demekle çelişir
ya da bize sorardı, varoluş ne değildir?
varolmayış değildir
varolmayış nedir?
'varoluş tersi' ya da 'orada olmayış'; -'orada değilde burada oluş' diye de yanıt sunabilirdik değil mi?

bilmeyiş-ya da 'haberdar olmayış' ve 'hiç farkında olmayış' -'olmayış' ve 'olmamış oluş' mümkün müdür?
sanırım varolmak (varolunduğunun) farkında olmayı da gerektiriyor
Fark kelimesi zaten bir ayırt ve bir diğerinden ayırt işi ( ve yetide tabi ama yetiye bağımlı ya da) ama bu fark işi çokluğu ya da düzeyliliği de çağrıştırıyor daha baştan; Tek şey kendini farkedemez- ayrıştıramaz ya da kendi farkını kendi içinde ya da dışında da yaratamaz; -mutlakların dinamiği- -mutlak mutlaktır - kendi içindedir ve dışında değildir ya da dışı olarak tanımlanacak yerde aslında içidir demeliyiz de-
Farklar görece ya da geçicidir belki bu durumda ama varlığın tekliği çokluğu ya da azlığı çokluğu neliği de tartışılmalı

"Bir şey zaten kendi olmayanı ve kendi olmayanını yaratamaz" (ya da kendinden kendinden başka olanı yaratamaz -tanrı için bir önerme ya da ) -varlık için bir önerme olsun bu ve şöyle kanıtlayalım o halde ;

Eğer matematik kullanacaksak örneğin, ağaçtan ağaç olmayan bi şey yaratılamaz, o şey dinamiğinde ve temelinde hep ağaç olacaktır ve agaç odun-ahşap benzeri isimler alacaktır
Şimdi örneğin varlık bir hiçten ve hiç durumundan var olmuş ve madde olmuş-belirmiş demek maddenin yapı taşı ve özüde hiçtir ya da 'hiç maddesi'dir demekle eşittir bu durumda
çünkü bunu diyen de başlangıçta hiç vardı diyor ve hiç oluşturabilir madde ya da madde oluşturabilir (hiç) ve birbirine döneşebilir hiçten sözediyor bu durumda bize göre de
(protest fizik böyle söyler örneğin ve denklemlere de ihtiyaç duymaz;)

şimdi başlangıçta ağaçtan başka bi şey yoktur önermesi getirelim
tanrı varsa herşey tanrı cinsinden tanrı da demek olur bu basit bir önerme ve temel matematik kanıtlı çünkü tanrıdan başka bi şey olmadığı ve olmayacağı zaten kabullüdür;
ya da varlık cinsinden varlıktır herşey ve tekil çoğul olması da aslında değiştirmez mutlaklar mantığında bunu

(varoluş ve varolmak için varolmayıştan devam fikri-)
mümkünlüğünü bilemem ama biz tersiyiz yani varız ya da kendimizi bununla tanımlayabiliyoruz (varoluş olmak) ancak
-varolmak ve varolmak durumu ve ben varım ile, biz varız ile
ve diğer şeyler nesneler-şeyler dünyası ve biz içiçe

"ya da biz ne kadar ve nasıl tanımlarsak tanımlayalım o aslında ne olduğudur"
"o" fiili-biz dışındalık bu!
-biz dışında tanımlama var mı? yina göreye işaret eder değil mi? yanılıyor muyuz? yanılıyorsak lütfen eleyelim ve düzeltelim de birlitke ve yeni bir cümle koyalım yerine hemen

"Varoluş kendini kendi olarak ifade eder",
, ve "tanımlara da ihtiyaç duymaz çünkü tanımı zaten kendisidir ve kendisine eşittir" ve
ve bu durumda özetle de tanım onu değiştirmez ve tanımlamak onu değiştirmez
ve tanımalamak onu gidermez-başkalaştırmaz- küçültmez ve azaltmaz ama esasında değiştirmez, Bu yüzden tanımlamakta bir sınırlamadır diyoruz biz, özgür olmalı tanıma ve açık
bu demek oluyor ki sonsuz tanıma ihtiyacı var ya da açıktır da
-tanımlarız da ve tanımlayabiliriz de ve tanımlamalıyız da ancak yeniden ve başkaca da ve birbirimize de karışamdan da belki de yapmalıyız bunu ya da bir yolunu da bulmalıyız artık değil mi?

(tanımlamak onu değiştirmez yasası-fizik)
bulmak çözmek onu değiştirmez-sonsuz tanım yasası ya da sonsuz tanım tanımsızlıktır yasası ya da sonsuz tanım aslında sonsuz tanımdır yasası ve sınırlamamak bölmemek yasası-
genişletmek yasası kanun yasatasarısı önergesi tüm halklara sunulmuştur ne yani bunu mu yapalım ve yazalım

ya da biz ne kadar ve nasıl tanımlarsak tanımlayalım o aslında ne olduğudur
ya da gözlemciye göre ne olunacağı ve olacağıdır, Bu göreli bakış ya da subjektivite ismi alır ve sonsuz subjektivite vardır, Yani bizim ona nasıl isim ve algı verdiğimizdir;
Subjektivite bunun için vardır ve farklı isimlerde verebiliriz, Şekiller ve imajlarda, hatta hepimiz varoluşa farklı bir don ve anlayış biçip özgürce içiçe yaşayabiliriz,

(Eğer evrensel-insana (sevgili) sorsaydık bunları insan yapıyor ve yazıyor ya da ortaya koyuyor derdi bize)

Gerçeklik açık ve bize fikir veriyor ve görelilik var; görülü bakışa göre herkes kendi kafasında bir varoluş ve gerçeklik imajı ve gelecek imajı hatta ölüm sonrası ve öncesi gibi şeyler biçimleyebiliyor ve oluşturabiliyor da, Kişi kendine bunları sınırlı inandırabiliyor da, Tabi diğerleri bu görülere karşı çıkmazsa; neden çıksın-çıkmalı o gerçeği mi bükecek ve değiştirecekti ki!
hatta karşı çıksa bile bu işe yarıyor değil mi?
ve bu ilginç değil mi? gerçekten de öyle değil mi?


yasa;
"subjektivite hiç bir zaman objektivite değildir ve objektiviteyi kavramaz," ya da objektif kavramaz-
subjektif subjektif kavrar ve sınırlı gözlem sunar kendine
bu ne kadar aşılırsa aşılsın kaf dağı objektivitenin de ardındadır ve ne yaparsanız yapın kavramayacak ve kavramlar arasına fikirler sığdırmakta asıl olan gerçeği (belki obejktifçe) kavramaya yetmeyecek diyoruz biz, Bu durumda subjektivite ne yapılıp edilip yaşanmalı-barışılmalı ya da yetinilip bunun farkına varılınıp bunun tadı çıkarılmalı ve keyfi giderilmeli-anlanmal ıdiyoruz biz de
ihtiyaçlar bayramı ilan edilmeli hemen yeryüzünde de

ve bir -kendince teması- daha burda ;
ve her zaman tabi ki de daha fazla objektivite için çaba harcanmalıdır
objektivite, "tanıma açık olmak"-"dürüst olmak"- "keyfi olmak" -hatta "içten olmak" gibi bir çok isim ve tanım da alabilir, Bunlara takılmayın, Objektivite bir gözlük ve göz değildir, Kimse sizi ölçmüyordur aslında kendinizden başka /"subjektif ayrımlıştılık"
ve bu bir sınav değildir artık

Subjektiviteye dönelim ve bu durumda buraya dönecek olursak;

Bu durumda subjektivite ile yetinilip buun farkına varılınıp bunun tadı çıkarılmalı ve giderilmeli ihtiyaçlar
Bunu kullanmaktan sözediyoruz ve bunu enerjiye dönüştürmekten, Hemen kapatmamaktan herşeyi ve yargılamamaktan ve düşünmekten ve açık fikirle açık olmaktan ve sabit bir gerçeğe takılmamaktan sözediyoruz biz,
Çünkü zaten sonuçları tümel olarak-nesnel olarak ta değiştirmeyeceğiz ve varoluş devineceğini yapacak ve olacağına varacak;

Yani, sonsuz varoluş fikri ve hayali olabilirdi hatta kişilerin, Birden çok ve fazla ve değişik zaman hayalleri ve kurguları da olabilirdi, Bu varoluşu ve bu dünyay ıve bu gerçeği güzelleştirid idiyoruz biz, İçiçe hayaller türetip oynayabilirdik hatta, Aramızdan en iyi varoluş fikrini seçip ona ödül bile verilebilirdi;
Hatta üç yıl o din, beş yıl bu din takılabilirdik bu dünyada bu kadar kötü bir dünya olmasaydı ya da onu biz yaratmal ıbirlikte değil mi? içiçe girişerek artık
ve isteyen herkeste din yazabilirdi, Yazılabilen dinler oylamaya sunulurdu ve seçilen iyi dinler yılın ya da günü -onun ay da buranın dini olarak kabul ve temsil edilirdi ya da yaşanırdı ve bu eğlenceli olurdu değil mi?
Herkesin kendi dini olabilirdi ve herkes kendi dinini ve inancını bulsun ve yaşasın bırak- yerüyüzüdeki insan sayısı kadar din hatta (din adamı da) ve hatta isnan üssü katrilyonlarca da din olsun bırak, herkes kendi tanrısına ve peygamberliğine tapsın ve yetinsin hatta

biz eğer gerçekliğin kökünü-neliğini değiştirmiyorsak ve gerçekliği yapıyorsak ve yapmıyorsak?

Dünyada sınırlı gerçekler yapıyoruz, Koşulları ve koşullarımızı değiştirebiliyoruz, Yeni bir ev ve araba alabiliyoruz, Bunu gözlemleyebiliyoruz, Ama evrendeki şeylerin dönüşüne ve dönerliğine karışmıyoruz biz, Yeni bir siyasal sistemde yapabiliriz çabalayarak ve kitlelerle birlikte onları ikna ederek ya da zorlayarak durumları, -İktidarı ele geçirebiliriz değil mi örneğin bazen ve başarabiliriz de;

Eylemsiz bi Gandhi düşünün, Ölüm oruçlarıyla ve halkının sevgisi ve bağlılığıyla ve kendi verdiği eylemsizlik fikriyle bir ülkeyi eylemsizce bir eylemle özgürleştirmiş olan Gandhi örneğin, Gandhi halkına-insanına mı küsmüştü ey halkım sözümü dinlemezsen öleceğim bak, Evet Gandhi halkını kendi ölümüyle de tehdit etti, Kafasına cop ve silah dayamadı ve milyonları arkasındaydı onun;
Tek başına tarihi ve kaderi değiştirmiş insanlar var değil mi? Bu kadar zorlamaya gerek var mı bilmiyorum, Kişi kendini kanıtlamalı ve istiyorsa da yapmalı tabi,

Ölüm hakkında ve ölüm sonrası hakkında da örneğin "bin" tane fikrimiz ve öngörümüz olabilir, Bu ölümü güzel düşünmektir ve beklemektir, Gerçekliğin bir kurgusu var ve olmalı ve bu düşündüklerimiz onu -açık olanı- değiştirmeyeceği gibi bi şeyde yapmayacaktı, Seçilen ölüm çeşidi ve ölüm sonrası çeşidi örneğin bu mu yaşanacaktı hayır- Tek gerçek ne ise o olacak değil mi? (Eğer oysa sen tasarla ve seç bakalım ne seçerdin der örneğin sevgili ama yine çok sevgili evrensel-isnan'da; Burdan bize yazdırarak ve bizimle uzak zaman bağlantısı kurarak yazdırır bunları, Işınlar zihnimize ölmüşler cumhuriyetinden-bizce;)
Peki bin tane hayalin ne farkı var ve gerçeğin ve bu gerçek demenin ve onu dayatmanın, Bu şiiri bozar değil mi örneğin ve sanatı da, Bu gerçekçi olmamış bayım demek bazen
Gerçeküstücü bir ölüm fikri dünyayı da gerçeküstücü yapacağı gibi gerçeküstücü bir yere ihtiyacımız var mı yok mu ve sanata ve dine de artık?
ve evet bu bir bir sanattırda ve düşünmedir de aynı zamanda

, Aynştayn düşünemem der ölüm sonrasını, İstemem de diye ekler belirtir; Ben de diyebilirim örneğin; Ne son ve yokluk-yitme düşünebiliyorum ne de devam ve kalma, İkisini de gözümde canlandıramıyorum ve bir algıya koyamıyorum, Bunu açıklayabilirim örneğin, İnsanlığın teorileri ve çalışmaları da var ve okuyorum onları ve güzel hatta çok güzel olanlarda var içlerinde, Zihin açıyor, Michale Newton gibi mesela eğlenceden kuduruyorum-hiç bir kötü fikir yok çünkü içinde;

--

"Öldüğümüzde başımıza en kötü en gelebilir" diye bi başlık vardı internette, bir yerde; , Bunu bir düşünelim
Aslında bu sorunun cevabını da en güzel dinler vermiş, Yani daha kötüsü de düşünülemezdi
Bu konu hakkında ve ölüm hakkında söylenebilecek tüm sözü ve en kötü kaderi zaten dinler söylemiş, Olası en kötü düşü ve senaryoyu ya da ihtimali- olmaz ya - hadi olursa; Bundan kötüsü olamazdı zaten, En kötü son hayali seçilse tabi ki ve umarım dinlerin cehennem hayali seçilirdi ki, ben örneğin kendimi bu olasılıkla bile sınadım ve bu gerçekse-geçerse bile kabullenmeliyim, çünkü başka çaremde yok ve seçeneğim de yok, Mantıksız olduğu sonucuna varabiliri mevet vardımda ancak ne olduğunu bilmeğimiz bi şey bu yine de
Ve şimdi bu durumda soruyorum yine, benim neyi düşünmeye ve bilmeye ihtiyacım var? Bu soruyu önemliyorum

Bundan daha kötüsü zaten düşünülemezdi, Burada düşünülmüşü var zaten, İnsanları (eyleme gücüne göre ya da) eylemlerine göre belirleyen bir tanrı ve seçen bir tanrı

Ve o insanları zaten kendi tasarlamış ve yaratmış

Ve onlara eylem ve seçim kudretini ve durumunu zaten o vermiş ve koşulları zaten o belirlemiş ve oluşturmuş
ve iyi ya da kötüyü ya da zaten her koşulu kendisi yapmış bir tanrı
Aslında burada zaten sorularımızın cevapları var içiçe- Bu bir mit olarak düşünülürse ve incelenirse örneğin bir Jung bakışıyla çok şey açıklayabilir bize
ve iki önermeyle tanrının kötülüğün kaynağı ve sebebi ve yaratıcısı da olduğu da bulunabilirdi değil mi bu durumda
Bunu daha büyük bir bakışla genişletirsek ya kötülük ve kötü yoktur'a varmalıyız Sokrat gibi
ya da Tanrıyı suçlamalıyız ve (varoluşumuzu) suçlayıp durmalıyız, Aynı zamanda kendimizi ve koşullarımızı da ve bağımsız olarak koşulları da, Onlarda sorun görmeliyiz;


Kafası karışık bir tanrı , bu olamaz, Bu olabilir diyenler el kaldırsın, Evet diyenlerimiz var hala ama bu dünya böyle ne yapalım yenisini mi alalım biz de burda yaşayanlar çağındayız işte, O halde bence herkes tanrısına ve varoluşuna ve evrenine ya da güvensin ve güven-inan huzur içinde yaşasın,
sonları değiştirmeyecek çünkü

Şimdi olası bi cehennem düşü ve inancıyla bile yaşayan insanlar düşünüyorum, (geçmişte bende dahil ne farkımız var? ne farkı var? geçmişte bende yaşadım öyle aynı-aynısı -birebir aynısı-kopyası bu, ne fark ıvar yani şimdi soruyorum da hem)
VE buna aslında inandıklarını söylüyorlar ve işin ilginci ayaktalar ve hala hayattalar ve hala hayatlarına da devam ediyorlar, bu ilginç değil mi? Bunu düşünebiliyor musunuz? Balinalara söylesek bunu intihar ederlerdi ve yaşamazlardı ve denizleri terkederlerdi belki bilmiyoruz
Yani dışarda bir dünya ve başka bir dünya olsa ve orda zeki canlılar olsa bunu onlara söylesek buna inanmazlardı ve bizi ziyarete gelirlerdi ve hiç ses çıkarmadan koştura koştura giderlerdi ve başklarına haber verirlerdi ya da haber verecek başkaları ararlardı hatta yeni evrenler çalarlardı/açarlardı bu durumu belgilemek için bence çok ilginç bu çünkü
ve bu ortamı ve faunayı da hiç bozmadan geri gidebilirlerdi evveett!!!

Evet bu mümkün diğer gezegen haber vereyim, başka gezegen ve zeki insan yada da canlı bulayım ve onu da haberdar edeyim, Bu büyük bir haber çünkü bir mümkünlük, Zeka seviyesinde ve varoluş seviyesinde bu bir mümkünlük ve büyük bir mümkünlük ve zekanın kendi -iç- potansiyelini (zenginleyen-bildiren bir durum bu da) ve potansiyeli ve zekayı ve oluşumu nderinliğini de derince kanıtlar da bu durum değil mi?


(Arkadaşlar, redaksiyon/düzeltme ve geliştirme ben kendim bu kadar yapabiliyorum ve yaptım- yazabiliyorum-başka bir gün de okuyup okuma zorluğunu gidermek ve kolaylaştırmak üzere)
 
Son düzenleme:

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
4,039
Tepkime puanı
123
Puanları
63
"mutlak kendinden mutlak olmayanı (ya da mutlak olmayanını) yaratamaz" diyebilirzi ya da kendin ieksiltir-tümel

yukardaki ifade tümden yokluk ile ya da tanrının kendini yoketmesi mümkünlüğü ve tümden hep
hep varetmesi mantığı ve dinamiği ile de sorgulanabilirdir