- 21 Eki 2026
- 163
- 0
- 0
Trafikte sıkışıp kaldığını düşün. Öfke yükseliyor, kornalar çalıyor, bir yerde kendi kendine 'bu benim elimde değil' diyorsun ve biraz yumuşuyorsun. Stoacı sıfatı tam olarak böyle bir tutumu tarif edebilir mi, yoksa bir öğretinin parçası olmayı mı gerektirir? Stoacılar öğretiyi bir bütün sayıyordu. Mantık, fizik ve etik birbirinden ayrılamayan bir ağaca benzetilirdi; etik meyveydi ama meyveyi kökten ayrı düşünmek mümkün müydü, buna da bakılırdı. Epiktetos ise el kitabında fiziği ve mantığı neredeyse bir kenara bırakıp bize bağlı olan ile olmayanın ayrımını öne çıkarır. Bu, öğretinin en pratik katmanının tek başına taşınabileceği izlenimini doğurur. Bence bu ölçüt yeterince sağlam değil. Bu ayrımı gerçekten benimseyen biriyle sakinliği mizacının bir parçası olarak taşıyan biri aynı şeyi yapmaz; birincisi bir yargıya bağlanmıştır, ikincisi yalnızca bir huya sahiptir. Sıfatı bir öğretiye bağlı tutmak, onu 'sakin' anlamına indirgememenin tek yoludur. Bana göre asgari ölçüt, iradenin denetim alanı konusunda gerçekten bir yargıya bağlanmaktır. Ama bunun ne kadarının öğretiye, ne kadarının alışkanlığa ait olduğunu hâlâ tam çözemedim.