Şiir çevrilerim

Sunar

Yeni üye
Öğüt (1), René- François Sully Prudhomme, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Sone

Sizin için, dünya bir yeniliktir, çocuklar;
Özellikleriniz, yuvalarından, o huzursuz güvercinler,
Bahar bayramlarını titreyerek seyrederler
Orada güven içinde yaşamanın yolunu ararlar.

O da şu : altını sadece saf olduğu için sevin ;
Sadece beyaz tuvaletlerinizdeki saflığı sevin ;
Ve eğer karşısında iseniz menekşelerin ,
Basit güzelliklerinde bulunan çekingenliği sevin.

Böylece süsünüz gözünüzde simgesi olsun
Sevimliliğinizi yapan bütün özelliklerin,
Lüksün kıskandığı kalbin bu rahat davranışının ;

Ve temiz kalple bir balo dönüşünde,
Parlaklığını kaybeden süsünüzden soyunduğunuzda,
Sizde hoş görünen hiçbir şey düşmeyecek yere.

René- François Sully Prudhomme (1839-1907)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu





Sadık olmayanlar, René- François Sully Prudhomme, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Sone

Seni seviyorum, bir gün karşılaşırsam biriyle,
Beklerken ebedi kadınımı,
On iki ayın en az birinde çayırların çiçek açtığı,
Nankör günlerden uzak, cennet evimde.

Sonsuz çimenlerin üzerinde, önümde göreceğim,
Ölenlerin birbirini aradığı dönüşsüz evlilik için,
Sırayla geçişini ölümsüz meleklerin,
Ve kıskandırmadan sana ihanet edeceğim ;

Zira sen kendin, ebedi kocanı seçerken,
Gölgesi insan seliyle geçen,
Beni terk edeceksin ilk çağrısından itibaren,

Ve unutacağız birbirimizi,
Aynı gemide evlerine dönen yolcular gibi,
Onlar hatırlamazlar artık küçük ilişkilerini.


René- François Sully Prudhomme (1839-1907)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu




Sadık olmayanlara, Evariste de Parny, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Aşk tanrısınca beğenilen ,
Güzel olduğunuzu bilen sizler ;
Aranan ve art arda uzaklaşılan ,
Size, sadık olmayan metresler ;
Selam, tatlı sözleşme, mutlu gün,
Ve bilhassa yeni zevkler !
Dinleyin. Her biri yarışırcasına
Size hayrandır, sizden çekinir ve homurdanır ;
Size çok teşekkür ederim, kendi adıma .
Bu sıkıcı dünyada yalnız siz,
Üzüntüyü neşeye çevirme sanatını bilirsiniz ;
Zevklerinizin ve yanılgılarınızın
Sahnesini yalnız siz değiştirirsiniz :
Oyuncuları oyuna siz çekersiniz ;
Seyircileri hırslandıran sizsiniz
Yenilik onları size getirir ;
Sizi alıp götüren kasırga
Size en tatlı alımlılığı ödünç bırakır ;
Bir randevunun ertesi günü
Sevgili sizi güçlükle tanır ;
Bütün gözler üzerinize dikilmiştir,
Ve onlar ancak güzelliklerinizi görür ;
Bozgun havası yanınızda doğar ;
Yakınmalar olur, asla bıkkınlık yoktur;
Söz Caton’a verilse sizi över
Çekilmezliğinizden de mutludur hatta ;
Her biri vefasızlığınızın peşinden koşar ;
Ve, eğer sevgi görmese bile,
Daima ümidini içinde saklar.

Evariste de Parny (1753-1814)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu





Sadakatsızlık, Evariste de Parny, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Tablo VIII.

Bir ağaçlık, genç bir kadın ;
Dizlerinde bir çapkın
Sonsuz bir aleve yemin ediyor,
Kadın yumşak başlılıkla onu dinliyor ;
O Valsin. Aynı konutta kalan
Bir başka kadın, Justine
Saf ve rahat olan, aşığıyla hayal kuruyor:
Eve giriyor : Bu üçlüyü çizsin
Şaşılacak şekilde bir usta ressam.

Evariste de Parny (1753-1814)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu



Şiire veda, Théophile Gautier, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Haydi, pembe kanadını kapat, ümitsiz melek ;
Beyaz elbiseni ve altın pırıltılarını çıkar üstünden;
Havalanmanın hız alacağı göğün yükseklerinden
Bir yıldız gibi akman ya da bir nesrin içine düşmen gerek.

Bir kuş gibi yere konmalı ayakların.
Uçmak yerine yürü : zamanı değil yine;
Ahenkli hazineyi hapset kalbine ;
Bir an için rahatlasın ve dinlensin çalgın.

Ey göğün zavallı çocuğu, boşuna şarkı söyleyeceksin
Onlar ilahi dilini anlamazlar senin ;
En tatlı ezgilerine bile kulakları tıkalı olduğu için !

Ama, mavi gözlü güzel meleğim, gitmeden önce,
Solgun yüzlü sevgilimi görmeye git benim yerime,
Ve uzun bir veda busesi kondur alnının üzerine !

Théophile Gautier (1811-1872)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu






Vedalar, Henri Durand, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Nerden geliyor beni canımdan bezdiren ağırlık?
Dağ yoluna yapışıyor ayağım;
Gençlik hayaletleri kaçışın artık,
Yüreğimde ayağa kalkmayın !
Heyhat ! Şafak, uykusundan uyanmakta
İkisini de giydiriyor mantosuyla ;
Koyağın uyuduğu sırada,
Üzgün vedalarımı salalım ona.

Senden kaçıyorum yalnız orman
Çocukken orda çilek toplardım;
Gizeminin önünde, akşam,
Kaçardı genç ve titreyen ayağım!
Kayalıklar ! Vadinin yankısı,
Tekrarlardın bu yerde
Çabuk uçup giden şarkımı,
Vedamı tekrarla bugün de !

Niçin gölgede ve yeşillikte,
Bu aziz çatıyı diktin,
Bana gülümseyen yuvada
Çok temiz bir gençlik büyüttün ?
Kış, artık ateşim olmayacak,
Heyhat ! Senin tüten ocağında ;
Ateş benim için yanmayacak ;
Elveda, baba ocağı, ! Elveda !

Artık gölge yok alnım için
Mezarımdaki söğütten başka,
Elveda kilisesi köyümün
Pazarları ne güzeldi orada !
Ya siz, mezarlıktaki çimenler,
Ölenlerin uyuduğu yer,
Annemin mezarındaki çiçekler,
Gözyaşlarımın altında büyüdüler !

Kurumuş bildiğim gözlerime
Bu yakıcı ateş nerden geliyor !
Çağlayan, çökmek üzere olan harabe !
Gizli gölgeliklerinde gizem saklıyor !
Ruhumun yürürken şaşırdığı patika,
Mavi gözlerinde sarhoş olduğum
Aşk ! Ne yaptın alevinle !
Heyhat ! Bana senin bu son vedaın!

Her şeyin beni hemen unutacağı
Köy yeri gözlerimde ağardı ;
Bak işte dağın geçidi,
Patikanın dönemecindeki dört yol ağzı !
Ve uyanmakta olan ovanın,
Ateşten bir göğün altındaki altın toprağı
Tatlı bir arı uğultusuna benzeyen
O da, bir veda sergiliyor sanki.

Henri Durand (1818-1842)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu
 
Son düzenleme:

Sunar

Yeni üye
Veda mı, aslâ, Marceline Debordes- Valmore, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Çekip gitme, kenarda bekle;
Aşk bunu ister, inan aşka.
Ölüm gibi bütün gün ayrı kalma:
Ah ! Ne cüret ! Aynını yapıyorsun bana.

Aynı yerde yaşamalı ve ölmeli,
“Allahaısmaladık” demeli, “Elveda” dememeli !

Zenginlik için aşktan uzaklaşma !
Yalnız olunca altınla ne yapılır?
Dönsen bile birlikte mi yaşanılır?
Anlaşırız mı sanıyorsun ben sustuğumda?

Aynı yerde yaşamalı ve ölmeli,
“Allahaısmaladık” demeli, “Elveda” dememeli !

”Ben sâdığım ! mı diyeceksin onlara.
Onlar “Gereksiz çığlık” diye cevap verirler,
O dinleniyor, artık işitmez, derler.
Tanrı az da olsa acıyacak ona ! ”

Aynı yerde yaşamalı ve ölmeli,
“Allahaısmaladık” demeli, “Elveda” dememeli !

Marceline Debordes- Valmore (1786-1859)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu




Elveda, Alfred de Musset, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Elveda ! Sanırım bu hayatta
Seni artık hiç görmeyeceğim.
Ölüm gelir, seni çağırır ve beni unutursa ;
Kaybederken seni sevdiğimi hissedeceğim.

Gözyaşı yok, şikâyet yok boş yere.
Geleceğe saygılı olmayı bilirim.
Seni götürecek gemi geliyor işte,
Gidişini gülümseyerek seyrederim.

Uzaklaşıyorsun ümitle dolu,
Ama gururla geri döneceksin;
Yokluğundan acı çekenleri,
Kimlerdir bilmeyeceksin.

Elveda ! Hoş bir hayal kuracak,
Tehlikeli bir zevkten sarhoş olacaksın ;
Uzun zaman gözlerini tekrar kamaştıracak,
Yolunun üstünde doğan, bir yıldız bulacaksın.

Bir gün hissedeceksin belki,
Bizi anlayan bir kalbin değerini,
Onu tanıyorken bulunan bir nimeti
Ve kaybederken acı duyulan şeyi.

Alfred de Musset (1810-1857)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu






Elveda, Marceline Desbordes-Valmore, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Sonsuza dek elveda,
Aşklarıma;
Gözyaşların pek çekici !
Yine de sık elimi;
Ağlama,
Yarın ama,
Kaçacak,
Bugünkü mutluluk.

Ne zaman ki bir çiçek
Rengini kaybedecek,
Ona borçlu olunmaz artık
Gereğinden çok pişmanlık :
Ve alevin parlaklığı
Güzel olur hani,
Söndüğü zamansa,
Boyun eğer bekleyen soğuğa.

Sonsuza dek elveda,
Aşklarıma;
Gözyaşların pek çekici !
Yine de sık elimi;
Ağlama,
Yarın ama,
Kaçacak,
Bugünkü mutluluk.

Bakışın çok tatlı
Rastlantın beni aydınlattı ;
Gözlerimin
İçine gökleri yaydın :
O zamandan itibaren,
O derece hoş, o derece alınyazısı olan…
Kalbim yitti
Geri dönmedi!

Sonsuza dek elveda,
Aşklarıma;
Gözyaşların pek çekici !
Yine de sık elimi;
Ağlama,
Yarın ama,
Kaçacak,
Bugünkü mutluluk.

Marceline Desbordes-Valmore (1786-1859)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu





Elveda, Albert Mérat, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

O giderken, özürü hoş değişmeler icat eder,
Eldivenin tekini bırakır, pencereyi kötü kapatır;
Ya da “Bir şey söylemeyi unutur…”
Bu her zaman çocuksu ve her zaman eşsizdir.

Son okşaması kollarını çok ağırlaştırmıştı,
Pembe kanın tutuştuğu dudağını öperdim.
Endamının hatlarında dolaşırdı mutluluğum;
Kadife gözlerinin gecesinde kaybetmiştim kendimi.

O ipek bir ürperti içinde yarın gelecek;
Bununla beraber bilmiyorum ve sevincimden
Titriyorum: Vedalar beni hep endişelendirdiği için.

Öfkesi benim için hiç sert olmadığı zamanki,
Unutmamam gerekir ağzının nefesini
Ve gözlerinin mavi ve tatlı ışığını.

Albert Mérat (1840-1909)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu





Veda şarkısı, Antoine de Latour, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Gök kubbede yeni bir yıldız arıyorum,
Benim için değerli olan kayboldu gökten;
Parıltısı güzeldi onu lanetlemiyorum,
Ve hâlâ gitmiyor son ışını gözlerimden.

Dileklerime daha az direnen, belki bir başka yürek,
Daha ilham dolu ya da daha melodili şiirlerde
Kendine yönelen iç çekişleri bana geri verecek
Ama bağışlayıcı olalım, ayrılık saatinde.

O bu dünyada, Lora’nın yaptığı gibi kız kardeşlerinin
Aralarına girecek, Petrark’ın tatlı adını ve onun
Aşk şarkısını her şafakta mırıldanacak.

Ama aslâ, gökte, saygın ağzıyla
Ozanın adını söyleyip durmayacak,
Ve kalbi, bilse bile, bir gün bilecek ancak.

Antoine de Latour (1808-1881)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Not: Halk şairi olan Petrark’ın Lora’ya aşkı şaire çok acı çektirmiş ama onun ününü büyütmüştür. Hikâye 1327 de Avignon’da başlar. Floransalı bir sürgünün oğlu olan Petrark taşrada, Sainte-Claire kilisesinde Lora’yla karşılaşır. Lora’yı ölümsüzleştirmek isterken, sonelerinin ve koşuklarının güzelliği ile İtalyan dilinin mükemmelleşmesine çok yardımcı olmuştur. O zamanki aşklar bugünkülerden çok farklıydı. Lora gücünü aşığının düşünme biçimi üzerine, onda şeref arzusu ve erdem aşkı uyandırmaya kullanmıştır.





Elveda, Antoine Fontaney, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Ateşimi tekrar yakmayı düşünme,
Elveda, tatlı cazibe!
Temiz yüreklilik aşkın temelidir,
Terkedildiği anda aşk ölür.
Ne olursa olsun sesinin gücü ,
Ona kalbim meydan okuyabilirdi ;
Ama aşkın soluduğu
Bu gözlere güvenmem gerekiyordu.
Ateşimi tekrar yakmayı düşünme,
Elveda, tatlı cazibe!
Temiz yüreklilik aşkın temelidir,
Terkedildiği anda aşk ölür.

Gözlerin, bu bulutsuz yıldızlar,
Parlak bakışlarını korudular;
Sevimli ve tatlı çehren
Kızarmadı az bir sebepten:
Bütün çekiciliklerinin arasına
Aşk sızamadı ama
Gülümsemelerinin, gözyaşlarının içinde
O, tükenmeye geldi kalbinde.
Ateşimi tekrar yakmayı düşünme,
Elveda, tatlı cazibe!
Temiz yüreklilik aşkın temelidir,
Terkedildiği anda aşk ölür.

Antoine Fontaney (1803-1837)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu





Hey! Niçin gidiyorsun veda etmeden, Albert Mérat, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Hey! Niçin gidiyorsun veda etmeden?
Niçin alıyorsun benden tatlı yüzünü,
Dudakların değerli peki gözlerin
Okuyamadım mı orda kaderi?

Bir tek pişmanlık kelimesi yok niçin?
Zamanı mı geldi şimdi gitmenin?
Eğer heyhat! Hazır diyorsan kalbin,
Ona engel olmamayı da bilirim.

Seni unutmak da ne demek?
Bak işte o elden oldu bu yara,
Acımasız bu maymun iştahlılık,
İnan fazla gerçek gelmedi bana.

Albert Mérat (1840-1909)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu





Artık görmemeliyim onu, René-François Sully Prudhomme, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Artık aslâ görmemeliyim onu
Ama sık sık annesini görmeğe gideceğim;
Bu benim sevincim ve o, sevdiğim
Yaşamımın, orada sonuncusu.

Sesinin sarstığı havada
Varlığını tadıyorum az da olsa;
Konuşmak onunla
Aklımdaki kimseyle konuşmaktı orada.

Hatlarından gayrı hiçbir şeye
Açgözlü bakışım yönelmezdi;
Ama, odası boş olduğundan beri,
Doldururdum oraya pek çok hazineyi!

Ayna, kitap, dikiş iğnesi,
Ve yatağının yanında okunmuş su kabı durur…
Hafif bir uyku onu doldurur,
İşte size genç bir kızın odası.

Bu yerlere iyice baktığımda,
Birlikteyiz sanırım hâlâ onunla;
Annesi de benzer bazen ona,
Engel olur gözyaşlarımın akmasına.

Sanabilir misiniz öldüğünü?
Hayır. Yasını tuttuğum gün,
Uzaktan ne tabut gördüm
Ne de kapısının önünde bir örtü.

René-François Sully Prudhomme (1839-1907)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu





Ayrılık, René- François Sully Prudhomme, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Şunu söylemem gerekmezdi;
Çoğu etkiden daha güçlü olan gözyaşlarım,
Islatarak tatlı gülümsememi,
Ellerinizin üstüne yazmağa gitti
Yakıcı itirafı; size onu söylemedim.

Dans edilir, çene çalınır, birlikte gülünür,
Bu oyunlar için izin yok artık bize:
Yüzünüz kızarıyor ve ben titriyorum;
Bizi ne bir araya getiriyor bilmiyorum.
Artık dost değiliz sizinle.

İşte zamanı, yararlanın bizden;
Sizinle alçaktan konuşacağım şimdi
Dostluğumuz başkalaşıp ölmeden:
Eh! Söyleyin, kalsın mı değişmeden,
Hissetsem de kâfi gelmediğini.

Gözyaşlarımın isteksiz
Lisanı hoşunuza gitmiyorsa,
Pekâlâ, yeryüzünde izleyelim her birimiz
Yolumuzu: ben, kimsesiz ve mutlu olan siz
Tanrının bir seçkin kulunun kollarında

Görüyordum kalplerimizi, birlikte doğan
Öten bir çift kuş gibi,
Aynı şafakta uyanan
Ve henüz uçamayan:
Birbirinden ayıralım, onları şimdi;

Ayıralım onları doğduklarında,
Belki de, gelecek bir gün
Uzun bir yokluktan mutsuz olup da,
Yürümesinler diye sonsuz bir boşlukta
Birbirlerini arayıp birleşmemeleri için.

René- François Sully Prudhomme (1839-1907)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu





Mutlu aşk yoktur, Louis Aragon, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


İnsan için hiçbir şey kazanılmış değildir
Ne gücü ne zaafı ne kalbi Ve kollarını açmayı
Düşündüğünde bir haçın gölgesi olur gölgesi
Ve mutluluğunu kucaklamak istediğinde ezer onu
Hayatı garip ve acılı tezatlardan ibarettir
Mutlu aşk yoktur

Şu silahsız askerlere benzer hayatı
Onlar başka bir kader için hazırlanırlar
Ne işlerine yarar ki sabah erkenden kalkarlar
Akşam kararsız ve aylakdırlar
Şu kelimeleri söyle Hayatım Ve tut göz yaşlarını
Mutlu aşk yoktur

Güzel aşkım tatlı aşkım kaçığım
Seni içimde yaralı bir kuş gibi taşırken
Bazıları bilmeden bize bakıp geçerlerken
Övdüğüm kelimeleri benden sonra söyleyerekten
Senin iri gözlerin için öldüler hemen
Mutlu aşk yoktur

Zamanı artık çok geç yaşamayı öğrenmenin
Birleşen kalplerimiz gece olunca ağlar
En ufak şarkı için mutsuz olmak gerekir
Bir ürperti için pişman oluverilir
Hıçkırarak ağlanır bir gitar havası için
Mutlu aşk yoktur

Aşk yoktur hiç acısı olmayan
Aşk yoktur ki uğrunda ölünmesin
Aşk yoktur ki insanı yıpratmasın
Bundan farklı değildir senin vatan aşkın
Aşk yoktur göz yaşları ile yaşamayan
Mutlu aşk yoktur
Ama bizim aşkımız ikimizin aşkıdır

Louis Aragon
Çev. Sunar Yazıcıoğlu





Bir genç kıza, Tristan Corbière, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Piyano ve şan için.

Senin Erard’ın dişi, takma fildişi (1) ,
Hem biçer hem öğütür, sinir bozar tik-takları
Bir başka klavye, dişlerinin gamı...
Saçın tellerine varmaz dokunmaları (2) !

-Değirmenci kabusu, senin: cin gibi hayalin !
-Kötü çalma, senin : Dört elle ilk aşkın !
Ey ses perdesi zor Parçaya dönüştürülmüş kadın,
İnsancıl değil tonu, acımasız kroşların (3) !

Lirimin ezgisini klavsende çözümle !
Müziğin telgrafı ona tercüman olur :
Güçlü bağırtı, sert, kuru, kaplayan ve de kıran- İnleme...

- Sol anahtarı ruhun anahtarı olamaz. Asla !
Fa (4) anahtarı ise kadının hecesi değil,
Ve, yanık söylemek (5) olmaz bir notalık susla (6)....

Tristan Corbière
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Not:
Şair, kadını tanımlarken, kelimeleri diğer anlamlarıyla yakınlaştırmış; örneğin:

(1) takma fildişi : filin dişinden yapılan takma dişin ilk zamanlarda kullanılmış şekli.
(2) touche : dokunma, aynı zamanda piyano tuşu.
(3) kroş : siyahın yarı değerinde çengel biçiminde olan nota işareti.
(4) fa : fransızcada kadın kelimesinin ilk hecesi.
(5) soupirer : iç çekmek, aynı zamanda yanık söylemek.
(6) soupir : bir notalık sus, aynı zamanda iç çekme;





Gitar, Tristan Corbière, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Bilirim geçici bir aşkı yuvarlamayı
Sigara gibi,
Bilirim altını ve yemekleri yürütmeyi!
Ve kızları güzel çarşaflara bürümeyi !

Korkma sana sadık uzatmalardan :
Terlikler için kanadı var ayaklarımın ;
Gece hırsızı, aşk baykuşu,
Gündüze uçurur beni.

İnsan ruhunu tanır mısın ? - Hayır ? - Merkürü ?...
Külkedisini ve onun başından geçenleri ?
-Hayır ? - ...Pekâlâ ! Benim bütün bunlar :
Hiç beni görmüyorlar.

Ve çok taze bırakırdım seni
Kıreşteki küçük İsa gibi
Şu gereksiz ışın olmadan önce...
-Pek çirkindim bence ! -

Bilirim sigara gibi yakmasını
Geçici bir aşkı,
Çarşafları buruşturmayı ve tutuşturmayı,
Kızları tabaklara koymayı !

Tristan Corbière (1867-1920)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu





Kasırga, Paul Verlaine, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Geçtiğini gördüm rüyamda
-Şiddetli bir kasırga gibi, kumsalda-
Bir elinde bir pala
Ve bir kılıç diğerinde ,
Bir adamın atın üstünde.

Şehirlerin ve köylerin arasında,
Alman halk şarkılarıyla
Ve nerhirden dağa,
Ormanlardan vadiye koşan
Bir ata binmişti rüzgârla yarışan.

Alev kırmızısı ve siyah abanoz ,
Yularsız, gemsiz, dizginsiz,
Ne haydi ! Ne kırbaç, duygusuz
Homurdanmaların arasında
Bağrıyorlardı: Daima ! Daima !

Uzun tüylü bir fötr şapka, gölge
Ediyordu yanıp sönen gözlerine.
Nasıl ki, mavi parıltısı, parlar ve ölürse,
İçinde sisin,
Bir tüfeğin.

Ak kuyruklu bir kartalın kanadı gibi
Âni bir fırtınanın dağıttığı,
Karın havayla çizik çizik çizdiği,
Havalanan paltosu da
Dövünüyordu rüzgarda,

Bir övünç havasıyla gösteriyordu
Gölgeden ve fil dişinden bir örgüyü,
Tiz çığlıklar gibi ışıldıyordu
Gecenin karanlığındaki
Otuz iki dişi.

Paul Verlaine
Çev. Sunar Yazıcıoğlu
 
Son düzenleme:
Üst