Neler yeni

Marcus Valerius Martialis

Sunar

Yeni üye
Katılım
6 Ocak 2011
Mesajlar
141
Puanları
0
Yaş
80
Web sitesi
sunar.canalblog.com
Ekli dosyayı görüntüle 954

Martialis

“Marcus Valerius Martialis 40 yılında 1 Mart günü, İspanya’da, Salo ırmağı kıyısında Bilbilis’te doğdu. Selt ve İber kökenli olmasına rağmen Roma vatandaşıdır. Babası Fronto, annesi Flacilla’dır. Orta halli bir aileye mensuptur. Aile çocuklarına iyi bir eğitim verir: edebiyat, dilbilgisi öğretir. Martialis bu eğitimin hayatını kazanmak için faydalı olmadığını söylese de onun gibi bir ozanın yetişmesinde büyük yararı olmuştur. Genç yaşta Roma’ya gelir (64) aynı memleketten olan Seneca, Lucanus, Quintilianus onu korurlar. 65 yılında Pisso ayaklanmasına karıştılar diye, Seneca ile Lucanus ölüme zorlanınca ozan Lucanus’un karısı Argentaria Polla’ya sığınır. Kendisine yeni koruyucular arar. Özellikle de imparatorun yakınlığını kazanmak için ona övücü, epigramlar yazar.
İmparator Titus’a yaptığı övgüler boşa gitmez. Titus’tan özellikle bekârların yararlandığı bazı ayrıcalıklar, vergi indirimleri sağlayan “üç çocuk hakkı”nı (ius trium liberorum) elde eder. Domitianus da onu “tribunus militum” (özellikle halkın çıkarlarını soylulara karşı koruyan ve savunan memur. Tribunus militum, askeri tribunus anlamına gelir.) tayin eder. En çok övgüler yazdığı imparator Domitianus’tur. Atlılar sınıfına girer. Ama atlılar sınıfına 400000 sestert’lik varlığı olanlar girebildiğine göre, o tarihte bu kadar varlığı da elde etmiş olmalıdır. Ayrıca Roma’da Quirinalis tepesinde küçük bir evi, Sabin bölgesinde Nomentum’da bir kır evi ve küçük bir toprağı vardır.
Sonunda, 87- 88 yılları arasında Galia Cisalpina’ya yaptığı kısa bir seyahat bir yana bırakılırsa, 34 yıl kaldığı Roma’dan ayrılarak anayurdu Bilbilis’e döner ve 104 yılında Roma’nın özlemi içinde orada ölür. “
(Türkân Uzel, Martialis, “ Seçme şiirler” adlı kitabı)

(II,17)

Subura’nın başında bir berber kadın oturur,
hani kanlı işkence araçları asılıdır,
birçok da eskici var, çömlekçilerin karşısı.
Gelgelelim, Ammianus, tıraş etmez ki bu berber,
yok tıraş etmez, hayır. Ne mi yapar? Ha, yontar ayol!

Latinceden Çev. Türkân Uzel

“Roma’da berberliği kadınlar yapmaktaydı. Şiirdeki “kanlı işkence araçları”ndan kasıt, bizde, daha düne kadar köylerde, kasabalarda dişçinin olmadığı yerlerde, berberler diş çekerlerdi; onun gibi olsa gerek. Bir de kan aldırarak çok eski iyileşme yöntemi var.
“Martialis Roma’da zengin olmayan ama özgür doğuşlu bir Romalı gibi yaşar. Şiirlerinde yakındığı gibi hayatı yoksulluk içinde geçmiştir. Ama atlı sınıfına girebilen birinin servetinin olması gerekir. Belki başkalarının yanında kendini yoksul hissediyordu.
Roma’da zengin, nüfuzlu kimselere patronus derler. Bu patronusların korunukları (cliens) olur. Korunuklar onlara: efendim, patronum, kralım diye hitap eder.
Romalılar, güneşin doğuşundan batışına kadar olan zamanı on ikiye bölmüşlerdir. O sebepten yaz ve kış saatlerinin süresi aynı uzunlukta değildir. Yazın saatlerin süresi uzun, kışın kısadır.
Ozan, her sabah ilk iki saatte, koruyucularına hal hatır sormaya gider. Severek mi gider bilinmez. Yalnız Roma edebiyatında bu konuyu ele alan ozanlar, pek seve seve gitmediklerini anlatırlar:

Vergilius (Georgica, 461-63)

Ne çıkar mağrur konağın kapıları,
kusmazsa sabah selamına gelen insanları,
odalardan dalga dalga?

Horatius da şöyle anlatıyor (Iamb II,I-8)

Mutludur o kişi, uzak her gaileden,
ilk soyu gibi ölümsüzlerin,
sürer ata toprağını öküzleriyle,
başı dertsiz, tasasız faizden!
Asker olup boru sesinden ürkmez,
dehşet duymaz kudurmuş denizden,
kaçar Forumdan ve nüfuzlu kişilerin
insana hor bakan konağından!

Hal hatır sorulduktan sonra ev sahibiyle birlikte konaktan çıkılır. Koruyucu çok defa dört kollu ya da altı kollu tahtırevanlarda taşınır (bunların bazılarının kimsenin görmemesi için perdeleri de vardır); korunuklar ise, kışın yağmurun, karın altında, yazın kızgın güneş başlarına vururken, yollara yayan yapıldak düşer Forum’a gelirler. Mahkeme saati 3 tür. Orada korunukların görevi, evlenme, köle azat etme gibi işler için mühür basmaktır. Çünkü resmî akitler bir tapınakta yapılır, orada korunur; mühür yüzüğün üstüne kazınmıştır. Bu işler bittimi, korunuk ya şiirlerini okumağa meraklı bir ozana yakalanır, ya da bir zengin dulu ziyaret etmesi gereklidir…
Öğle oldu mu, efendi, korunuğu birlikte yıkanmağa çağırır, ya da çağırmaz. Çağırmazsa korunuk ücretli bir yunağa gider. Bunlar özel yunaklardır, yemek yenmez, ayrıca buz gibi soğuktur, içinde hava akımları dolaşır. Ama efendi yıkanmaya çağırırsa, sıcak hamamlarda yıkanılır, yemek yenir, çıkarken de diş kirası diyebileceğimiz bir miktar para alır. Ama bu para zamanla o kadar azaltılmıştır ki çok defa eskitilen pabuca değmez…
Altıncı saate kadar Roma’da çeşitli işler görülür, yıkandıktan sonra sirkteki öğle temsillerine gidilir ya da toplantı yerleri olan sütunlarla çevrili üstü kapalı yollarda buluşulur, gezilir, konuşulur. Altıncı saat dinlenme saatidir.
Yedinci saatte kalkılır (bazen akşam yemeğinden önce de yıkanılırdı).
Dokuzuncu saatte akşam yemeği başlar. Bunlar özellikle zengin evlerinde birer şölen gibi olurdu. Gece Roma karanlık olduğunda, davetliler yanlarına birer uşak alırlar, uşak elinde feneri önde gider, yolu aydınlatırdı. Evlere pabuçları çıkarıp girmek adet olduğundan, bu köle yine dışarıda elinde feneri pabuçlar çalınmasın diye beklerdi. Yemek genellikle, zenginlerin denizi doldurarak yaptırdıkları deniz üzerindeki yemek odalarında yenirdi. Yemek masaları genellikle üçer kişilikti. Davetliler masaların etrafına konmuş sedirlere uzanırlardı; o şekilde yemek yerlerdi.
Masalara yemekler konulur, köleler arkada servis yapmak, davetlilerin arzularını yerine getirmek için konuşmadan beklerlerdi.
Yemekten önce konuklara güzel kokular sürülürdü. İlk yemek (prima cena) meze gibi hafif yiyeceklerden oluşurdu. Asıl yemek üç kaptı. Genellikle et, balık, dolma, sebze yemeği sunulurdu. En sonunda pasta ve meyve gibi soğuklar, ikinci yemek (mensa secunda) gelirdi…”

(Türkân Uzel, Martialis, ” Seçme şiirler” adlı kitabı)


Liber spectaculorum (Gösteri kitabı)

(XVIII)

Bakıcısının elini yalamağa alışmış korkutmadan,
Hyrcania dağlarının ünü, şanlı bir kaplan,
kudurmuş, dişleriyle parçaladı vahşi aslanı, azgın!
Görülmemiş şey, hiçbir çağın bilmediği olay!
Uçsuz bucaksız ormanda yaşarken cüret etmezdi buna,
şahlanıverdi vahşeti, girince aramıza!

Latinceden Çev. Türkân Uzel


***

(XXV)

Gözü pek Leander tatlı zevklere koşarken
kabaran suların altında ezilmiş, yorgun,
şöyle demiş üstüne çullanan dalgalara:
“Giderken bağışlayın beni, dönerken boğun!”

Latinceden Çev. Türkân Uzel


***

(I,43)

Dün sende Mancinus, altmış davetliydik,
önümüze gele gele bir domuz geldi.
Ne asmada bırakılmış taze üzümler,
ne ballı pasta gibi elma tatlısı,
ne katır tırnağında asılmış armut,
ne geçici gül gibi Afriaka narı!
Ne Sarsina ovasından gelmiş peynir,
ne Picenum zeytini vardı ortalıkta.
Kupkuru bir domuz! Hem de küçük mü küçük!
Hani silahtan yoksun cücenin bile
öldüreceği kadar mini minnacık!
Buyur eden de bulunmadı üstelik.
Biz Arenada domuz seyreder gibi,
elimiz böğrümüzde, bakakaldık hepimiz.
Bir şey demeden boğazında kalsın domuz!
Buyur etsinler seni ceza olarak,
Charidemus’u parçalayan domuza!

Latinceden Çev. Türkân Uzel


***

(I,44)

Tavşanların o çapkın konuşmalarını,
aslanların oyununu iki sayfada;
biri küçük, biri büyük anlattım diye,
iki kez aynı şeyi yaptım diye Stella,
gına geldiyse sana, sen de şöyle yap bak:
İki kez bana tavşan yemeği ikram et.

Latinceden Çev. Türkân Uzel

(I,47)

Eskiden hekimdi Diaulus, şimdi oldu bir mezarcı,
zaten mezarcının yaptığını hekimlikte de yapardı.

Latinceden Çev. Türkân Uzel


(I,75)

Linus’a istediği kadar borç verme,
yarısını ver daha iyi,
yitirmezsin hiç olmazsa öbür yarıyı.

Latinceden Çev. Türkân Uzel

(I,91)

Kendi şiirlerini yayınlamıyorsun, Laelius,
benimkileri eleştiriyorsun.
Ya eleştirmekten vaz geç artık benimkileri,
ya da yayınla kendi şiirlerini!

Latinceden Çev. Türkân Uzel


(V,56)

Ne zamandır oğlunu eğitecek bir öğretmen,
arayıp soruyorsun, Lupus, tasalı.
Tüm dil bilginlerini de, söz ustalarını da
geç bir kalem! Dinle beni, okumasın
ne Çiçero’nun ne de Maro’nun kitaplarını!
Tulius’un ününe göz koymasın!
Ozan olmaya kalkışırsa hele, onu reddet!
Gözü çok parada puldaysa oğlunun,
gitar çalsın ya da korobaşı zurnacı olsun.
Ama mankafa aptal gibiyse çocuk,
onu ya tellal ya da yapı ustası yaparsın.

Latinceden Çev. Türkân Uzel

(IV,21)

“Tanrı yoktur, gök bomboş!”
buyuruyor Sergius,
delili de kendisi,
“Tanrı yoktur” dedikçe,
artıyor zenginliği!

Latinceden Çev. Türkân Uzel
 

Sunar

Yeni üye
Katılım
6 Ocak 2011
Mesajlar
141
Puanları
0
Yaş
80
Web sitesi
sunar.canalblog.com
Mezar kitabesi


Burada gömülüyüm ben, minik Urb icus, Bassus'un yası;
soyumu, adımı, büyük Roma'dan aldım.
Üç yaşımı doldurmadan altı ay önce, üç Tanrıça*
acımadan kestiler kader ipimi,
Güzelliğim, peltek dilim, küçük yaşım neye yaradı?
Bu yazıyı okuyan yolcu, gözyaşını
esirgeme mezarımdan! Dilerim senin sevdiğin,
öbür dünyaya daha yaşlı dönsün Nestor'dan !


Martialis, Latinceden çev. Türkân Uzel